28 Nisan 2020

Karantina Çelıncı - 35

Selam,

Günler sonra ilk defa yağmur yağdı. Polenleri pislikleri temizledi, toprağı suladı. En azından ben öyle umuyorum. Sonbahar gibi, hafiften serindi bugün. Hiç şikayetim yok. Yağmur duracak diyordu uygulama, akşamüstü yürüyüşe çıktım da, durmadı tabi, ıslanmamak için yağmurluğun kapatabildiğim her yerini kapattım, terledim, üşüdüm geldim. Şimdi ısındım iyiyim. Bu aralar evim olduğu için şükredip duruyorum. Kendime ait bi alanım var. Ne büyük nimetmiş.

Coursera'dan bi ders görmüş u. ekşisözlük'te. Sen seversin dedi, üye oldum. Science of Well-Being. Well being yeni moda laflardan biri galiba ama bakalım. Bu sıralar çok satan kişisel gelişim kitaplarını dinleyip duruyorum, Yale'den bi hocanın anlattığı dersi de dinleyiversem kulağıma yapışmaz heralde. Şöyle bi göz attım, uzun uzun dinlemedim henüz çünkü videolar çok kısa, çalışırken olmuyor, çok bölünüyorum. Arada bi ödev veriyor bi de. Biraz daha odaklanmak lazım sanırım. Mutlu olabilmek hakkında bir şey. Olayın formülünü bulduğunu iddia etmiyor hoca, gelin beraber deney yapalım diyor ordaki öğrencilere ve bize. O yüzden daha bi ayakları yere basan bi şeye benzettim, görüciiz.

Bugün Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı'nı dinlemeye başladım. Tüm dünyada bestseller olmuştu sanırım bu bi ara. Yazar Mark Manson 84 doğumlu, yani benden 4 yaş büyük ama olayı çözmüş, kitabını yazmış ve üstelik bestseller yapmış. Adamın mesleği neymiş diye araştırdım şimdi, tabi ki psikolog falan değil, international business okumuş, "self help author ve blogger" diyor wikipedia'da. Diğer okuduğum kişisel gelişim kitaplarının yanında, bu kitabı daha fazla sorgulamamın, yazara saygı duyamayışımın bi sebebi var. Kitabın net bi şey söyleyemiyor olması. Günümüz insanı her konuda mükemmel olabileceğini sanıyor ama bu mümkün değil. Istırap iyi bi şeydir. Mutlu olmak için çabalama. Bu kadar.

Haksızlık etmek istemiyorum ama artis bi üslupla yazılan bu her şeyi çözdüm havasındaki kitaplara gıcık oluyorum. Koskoca kitapta toplasan işe yarar birkaç sayfa çıkacak sanki. Benim gıcık olduğum kişisel gelişim kitapları bu tiplerdi belki de. Neyse, bitircem ve notlarımı da alıcam tabi ki, kendimde fark ettireceği üçbeş farklı şey de olsa o not alınacak, üstüne düşünülecek. Belki üstüne düşünürken gıcık oluşum biraz arkaplana geçer, gözümdeki perde iner, aaa aslında daha derinlikli bi kitapmııış derim, belli olmaz.

Sonuçta hakkaten.. .Her şeyi kafaya taktığım bi gerçek. Başarı en başta. İnsan ilişkileri de öyle. Herkes doğru, ben yanlış yaşıyorum hissi sık sık gelip oturuyor beynime. Başkalarının derdini dinlerken böyle düşündüklerini fark etmek çok kolay ama kendimdeki durumu fark edemiyorum öyle hemececik. Arada bi yaşadığım aydınlanma anlarında "ya ne saçma şeyleri kafaya takmışım" diyorum ama işte o anları sıklaştırmak istiyorum. Kafaya takmamayı becerebilmek, ne büyük meziyet... Uğraşıyoruz be ya, olursa olur, olmazsa bakarız.

Son olarak beğendiğim ender Netflix filmlerinden "Bu Benim Dünyam Değil"i izledim bugün ikinci kez (I Don't Feel At Home In This World Anymore). Boktan hafızam sağolsun, ikinci kez izlerken hiç sıkıntı yaşamadım. Yani sonunu geçtim, bi sonraki sahneyi bile hatırlayamadığım için ilk defa izliyormuşum gibi oldu. Sadece filmi sevdiğime dair tatlı bi his vardı içimde. Sevgili Hobbit'imiz, Frodo'muz oynuyor ikinci başrolde. En başrolde ise daha önce hiç görmediğim Melanie Lynskey var. Makyajsız gibi makyajsız, sıradan insan gibi sıradan insan, doğal görünüm gibi doğal görünüm. Fondötenli, pürüzsüz bi doğal görünüm değil yani.  Sinemada bu doğallığı seviyorum ki bu tip doğallık da kadınların sektöre laf geçirebilmesiyle olabilmeye başladı sanırım. Yoksa eskiden Meg Ryan Mesajınız Var'da (çok severim filmi) grip olup evde salya sümük gezerken yüzü, saçları kuaförden çıkmış gibi olurdu. Ne var canım, gözümüz gönlümüz açılsın işte diyen olur mu bilmem... (Ben yine de cevap vereyim) Ama işte bu imajlar ideal kadın görüntüsü çiziyor. Anamızdan öyle doğduğumuz sanılıyor bazı mallarca, sonra güzellik konusuna her gün erkeklerin hiç harcamadığı kadar mesai harcamamız gerekiyor. Filmlerde süslü gibi süslü olunmasına ben de okeyim. Bu bi karakterdir, bi anlamı vardır. Ama doğal ama aynı zamanda mükemmel görünüm konusunda bi sıkıntı var. O görünümün arkasında nasıl bi emek olduğu da bi şekilde seyirciye yansıtılıyorsa o da tamam. Bkz: Marvellous Mrs Maisel.

Neyse daha çok uzatabilirim bu konuyu, sustum.

He bi de film, "diyemedim, içimde kaldı" durumlarıyla ilgili. Dün Zeynep'in yazısını okumuştum bununla ilgili. Markette orda burda hayvanlık yapanlara karşı la havle deyip kafayı çevirmek ve çevirmemekle ilgili bu film de. Çok sevdim kısacası.

İşte böyle,

Nisan'ın sondan üçüncü gününden selamlar,
Kanatlı Kedi