den haag etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
den haag etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ekim 2017

Den Haag'da Kitaplı Müzeler

Gelelim Den Haag'daki kitaplı müzelere....

Kraliyet Kütüphanesi (Koninklijke Bibliotheek), Edebiyat Müzesi (Literatuurmuseum) ve Çocuk Kitapları Müzesi (Kinderboekenmuseum) aynı binada. Den Haag Centraal tren istasyonuna çok yakın, hatta hemen dibinde. Trenle geliyorsanız şöyle bi uğrayabilirsiniz. 

Kraliyet Kütüphanesi'ne girmek için, yani girip çalışmak için sanırım kayıt olmak gerekiyor. Ama amacınız çalışmak değil, sadece ziyaretse, kütüphanenin içine girmeniz şart değil, bir sergi salonu var, onu bulmanız yeterli. Belki Kütüphane'nin içi de çok güzeldir, bilmiyorum, ben girmedim. Niyeyse acele ettim, kafam karıştı bir binada üç müze olunca, kayıt işlemiyle uğraşmak istemedim. Fakat modern bina, ne kadar farklı/güzel olabilir ki? diye düşünmeden de edemiyore.

Neyse, Kütüphane'nin sergisi ücretsiz, biletsiz. Arşivden örnek kitaplar koymuşlar camekanların içine, yanlarında da kitabın önemi anlatılıyor, Felemenkçe ve İngilizce. Örneğin şunlar dikkatimi çekmiş (Fotoğraf işini hiç beceremiyorum, uğraşasım da gelmiyor, estetik arayışıyla bakmayınız efem, sadece bilgi amaçlı bakınız lüffen.):

Hollanda'ya ilk gelen Donald Duck kitapları ve yarattığı etki üzerine...

1400lerde alt tabakalar okuma yazma bilmediği için, onlara özel, resimli, çizgiroman gibi İncil basılmış.

Kitabın kocaman oluşunu da çekmeye çalışmıştım ama tabi ki başaramamışım. 1600lerde Hollanda'da basılan, 600 sayfalık dünya atlası. Hollanda'nın ekonomideki gücünü tek başına açıklayabilecek bi belge belki de.

Kraliyet Kütüphanesi 1798'de kurulmuş, Ulusal Kütüphane adıyla. 1806'da Hollanda Fransız işgalindeyken, Louis Bonaparte, "Kraliyet Kütüphanesi" ismini vermiş, kitap koleksiyonu olan Hollandalılardan büyük koleksiyonları satın alıp Kütüphane'ye koymuş. Kütüphane'de hali hazırda var olan tarihi kitapların Fransızlar tarafından çalındığı da olmuş. Sonra 1. William tahta geçince, bunların bir kısmını geri almış. Koleksiyon gittikçe büyümüş, bina değiştirmişler. Son olarak bugünkü modern binaya gelmiş.

1978'de Kütüphane'de kullanılan bilgisayar odası. Lange Voorhout'taki eski binada.

2013'teki server odasından bi kare. Burada 400 milyon dijital kitap, gazete ve dergi bulunuyormuş. 900 hard disk ve 250 server varmış. Toplam kayıt kapasitesi 800 terabaytmış. (Ne demekse?)

Gelelim Edebiyat Müzesi'ne... Burada Hollandalı edebiyatçıların portreleri, heykelleri var. Epey geniş. Dijital bölümünde ise mektupları, eserlerinden alıntılar ve hayatlarıyla ilgili bilgiler var. Ne yazık ki her şey Felemenkçe. O kadar çok yazı vardı ki, üç beş bi şey anlar mıyım diye uğraşmak bile istemedim, gözüm korktu. Eserlerinden örnekleri çevirmek zor olabilir tamam ama keşke her biri hakkında ufak da olsa İngilizce bilgi sıkıştırsalardı bi yerlere. Hiç yakıştıramadım Hollanda'ya böyle bi müzeyi. Çok turistik olmadığı, para kazandırmadığı için önemsememişler herhalde. 1953'te kurulmuş bu arada.

Çocuk kitapları müzesi de çok güzeldi. Salona girer girmez yerdeki işaretlerle yönlendirmeler başlıyor, "önce şurdaki filmi izle" diye. Filmde kütüphanede bir çocuk var. Kitapların yazıları birden kaybolmaya başlayınca, çocuk, bi süperkahraman, bi dedektif edasıyla olayın sebebini çözmeye başlıyor. Yanlış anlamadıysam böyle yani. Sonra deniyor ki ziyarete gelen çocuklara, sen de çözebilirsin. Müzenin çeşitli yerlerinde ipuçları var sanırım, onları bulup dinliyorlar, bi şeyler öğrenirken bi taraftan da olayın gizemi devam ediyor. Zaten dedektiflik meraklısı hepsi. Güzel bi şey, ben de yapcam büyüyünce, Felemenkçe öğrenince. Duvarlarda Hollandalı yazarların kitaplarından sahneler var bi de, sırf onlara bakması bile güzel. Bu arada bu Müze 1994'te başka bi binada açılmış. 1982'den beri Kütüphane binasındaymış.

Tabi bu son iki müze ücretli. Müzekart'a bedava.

Ayrıntılı bilgiler şuralarda:

Koninklijke Bibliotheek
Literatuur Museum
Kinderboeken Museum


11 Ekim 2017

Barış Sarayı'nda Dilek Ağacı



Vredes Paleis, yani Barış Sarayı. Bina aslında bu ama giriş sadece belli zamanlarda, rehber eşliğinde mümkün. Bizim asıl girebildiğimiz kısım, bahçe kapısının hemen girişindeki güvenlik kulübesi görünümlü yer. Fotoğrafta solda, bahçe kapısının hemen yanında beyazımsı çatısı görünüyor. Hemen önünde bi dilek ağacı var, çok komik geldi, barış için ağaçtan medet ummak:)

"Imagine Peace Wish Tree" yazıyor soldaki metal levhada


Tabi müze küçük bi kulübecikten ibaret olduğu için, giriş ücretsiz. Belgeden ziyade bilgi var burada. Bu binanın ve kurumun tarihini ses kayıtlarıyla ve bir videoyla özet geçmişler. Yazılı bi şey koymamışlar, ses kayıtlarını da kaydedemediğim için bilgileri kaydedemedim. Hatırladığım kadarıyla not düşeceğim, bi de internetten yardım alırım. 

Birinci Dünya Savaşı'ndan önce düşünülmüş barışı amaçlayan uluslararası bir kurumun kurulması.  1899'da, Rus Sir Nicholas'ın öncülüğünde Birinci Den Haag Barış Konferansı, Hollanda Krallığı'na ait Huis ten Bosch'ta toplanmış. 26 ülkeden 100 kadar diplomat, asker, hukukçu, politikacı bir araya gelmiş. Pasifist yazarlar ve bilim insanları da gelmiş Den Haag'a ve toplantılar yapmışlar. Özellikle Bertha van Suttner'e değiniyor sergi. Bu kadın yazarın "Silahları Bırakın" adlı kitabı epey ilgi görmüş. 

Permanent Court of Arbitraiton (PCA) kurulmuş. Google "Daimi Tahkim Divanı" diye çeviriyor, tahkim ise "anlaşmazlıkların hakem yoluyla çözülmesi yöntemi" demekmiş.

1907'de ise İkinci Barış Konferansı düzenlenmiş yine Den Haag'da, 44 ülke katılmış. Şu anda Barış Sarayı olarak bilinen bina ise 1913'te açılmış. Sponsoru Andrew Carnegie, sergide özel bir yer veriliyor kendisine. 


Carnegie bir İskoç, Amerika'ya göç etmiş ailesi, O da orada büyümüş. Çocukluğundan itibaren çalışmış, girişimci olmuş, çelik işine girmiş, milyoner olmuş. "Tam bir Amerikan Rüyası örneği" diye bahsediliyor kendisinden. Paraya para demez olunca, "savaşmayalım konuşarak anlaşalım" diyenler grubuna katkıda bulunmak istemiş, binada bir de kütüphane olması şartıyla, Barış Sarayı'na 1,5 milyon dolar bağışlamış. O zamandan beri dünyanın en geniş kapsamlı hukuk kütüphanelerinden biri buradaymış. Şu anda kütüphane bu saray görünümlü binada değil, aynı bahçe içinde başka bir binada.

Saray'ın mimarı Louis M. Cordonnier Fransız olduğundan, memleketinin etkisini yansıtmış tasarımına. Anladığımdan konuşmuyorum, öyle diyolla.

 Günümüzde Barış Sarayı'nda sadece PCA değil, International Court of Justice de var. Birleşmiş Milletler'in temel hukuk kurumu. Bu iki kısaltmanın farklı görevleri var ama fazla hukuki bi bilgi, orda dinlerken bile kafam basmadı. 

Sergideki en etkileyici belgelerden biri, Birinci Dünya Savaşı'nda Fransız bir askerin eşiyle, ailesiyle mektuplaşmalarıydı. Mektupların hepsini şuradan okuyabilirsiniz: My Dearest Emma - Reymond Molle

Bir de şu iki resim dikkatimi çekmişti: 
Eskilerden kalma bi çizim, tarihini, çizilme amacını not etmemişim. Sol köşedeki fesli Osmanlı padişahı olsa gerek, yanındaki eski püskü kıyafetler içindeki kızın önündeki kutuda "Papier Armenie" yazıyor. 1900lerin başında Ermeni soykırımı haberleri Batı'yı epey sallamış çünkü.

Başlıkta "Bunca masrafa gerek var mı?" benzeri bi şey yazıyor, Google'a göre.

Aklıma gelenlerle, internetten hızlıca edindiğim bilgiler bunlar. Gerekirse güncellerim. 

Saygılar efem, 

Kanatlı Kedi 
(Sona böyle Kanatlı Kedi yazmak çok hoşuma gidiyor)





08 Ekim 2017

11. Gün Eve Dönüş

Gece 12 olmadan yazayım. Sabah düşündüğümden epey bi geç kalktım. Gemeente Museum'da yani Belediye Müzesi'nde kahvaltı ettim. Hindistan cevizli bal kabağı çorbası. Üç sene önce kahvaltıda böyle bi şey içeceksin deseler gülerdim evet ama insan değişiyor azizim. İyi bi şey bu. 

Müze güzeldi. Çağdaş sanatın iyice çağdaş olanlarına uzaylı gibi baksam da, Mondriaan ve kankalarını, yani De Stijl akımını biraz daha iyi anladım diyebilirim. Resimlerini, heykellerini bilemem ama mimariyle dertlerini anladığım kesin. Evin içine sanat katalım, hatta sokaklara sanat katalım, duvarları sırf işlevini düşünerek değil, evde estetik bi bütünlük olmasını göz önünde bulundurarak boyayalım, demişler. Aslında ikea'ya ilham vermiş olabilirler gibi geldi çünkü sade ve işlevsel dolap tasarımları direk ikea'yı hatırlattı. 

Kocaman bi kısmı da porselenlere ayırmışlar. Özellikle Çin porselenlerine. Hollanda (Delft) ve İslam eserleri de mevcut. En hoşuma gideni şu kase oldu:

İçine buzlu su doldurup boş bardakları salıyosun. Soğuk içki bardağı derdine son! Tek sorun, o bardaklarla bira içilmez.

Saatlerimi aldı müze. Arada bi şeyler yedim filan. Amsterdam'da olsa kesin yarısını sonraya bırakırdım. 1 saat mesafe de olsa uzak, bi daha ne diye gideyim elin Den Haag'ının belediyesinin müzesine.

Dünü yazamamıştım. Yine yazmayacağım, sonra uzun uzun anlatmak için bana özet olsun.

Vredespaleis (Barış Sarayı)
Kraliyet Kütüphanesi
Edebiyat Müzesi
Çocuk Kitapları Müzesi
Den Haag Tarih Müzesi
Sonra deniz kenarı, canlı müzik, bok bier ve kapanış.

Bugün eve gelince hemen yemek yaptım kendime. Elindeki tüm sebzeleri tepsiye koy, sıvıyağ, tuz baharat at, karıştır, fırına at, çıkar ye usulünden. Doymadım. Fazla sağlıklıydı sanırım. İçinde pattis olmasına ve yanında ekmek yememe rağmen doymadım. Şekeri bırakmanın en büyük zararı bu oldu sanırım. Normalde şekerli bi şeyler atıştırırdım arada, yerini dolduracak bi şey bulamadım hala, aralarda bi şey yemeyince ana yemekte iyi doyayım bari diye ekmekten kısmıyorum. Herrr şey psikolojik midir, gerçek midir bilmem, hemen acıkıyorum. Sanırım sağlıklı aburcubur bulmam lazım bi şekilde. Meyve demeyin, olmuyor işte. Yine de her öneriye açığım ama meyve çok da olmuyo yani:)

Damla Damla Günler'in ikincisine başladım, özlemişim.

Şimdilik bu kadar. Oturup uzun uzun yazmak istiyorum müzelerle ilgili öğrendiklerimi. Daha uzun süre aklımda kalıyor bi yerlere yazınca. Bolca fotoğraf çektim ama kenarlardaki notların fotoğrafını daha çok. Sonra tekrar okurum diye. Onları okuyup toparlıycam inşallah. Evet evet yapıcam. 

Bu arada bu haftasonu okuyacak şalanj bulamadım pek, nerdesiniz yahu, huuu! Geri geliiin. 

Bugünlük de bu kadar, sevgilerle, lili...

Kanatlı Kedi



07 Ekim 2017

10. Gün: Şarkıları Sevmek

Dün "Hollanda'nın tüm şehirleri aynı" demiştim ya, hemen aksini ispatladı Den Haag bana. Deniz var bi kere, nası aynı olabilir ki? Deniz kıyısı diye bi kavram var. Sahil şeridi var. Hava kötü de olsa, deniz kenarında bi hayat, üstelik oldukça canlı bi hayat kurmayı başarmışlar, e tabi Hollandalı bunlar, deniz seviyesinin altında yaşayan insanlar!

Kafamda Hollanda ve şarkıları uçuşuyor. Gece yağmur altında sığındığım bi yerde canlı müzik varmış. Önce Felemenkçe'de çok sevdiğim şarkılardan birine bağladılar İngilizce bi şarkıyı, ki kendisi şu:



İngilizcesi de varmış, şimdi buldum:

İlk Felemenkçe'de duymuştum ama hangisi orjinali bilmiyorum. İkisi de güzel geldi bana.

Sonra Parijs'ı çaldılar. Şarkıda olay Paris'te geçiyor ama şarkı Felemenkçe:

Bu şarkıdan sonra bi sevgi coştu içimde. Özür diledim dilden, şimdiye kadar içim çok da ısınmadığı için.

Edve youtube'un karşıma çıkardığı şarkılar da iyice coşturdu, bu yazıyı Felemenkçe şarkılara ayırayım dedim. Başkaca bi şey yazacak kafam yok zaten. Kafam hafif güzel, vücudum da çok yorgun. Ama çok şey biriktirdim, sonra boşaltıcam inşallah...

Diğer şarkılarla veda edeyim, iyi geceler günlük, öperim, Kanatlı Kedi.




06 Ekim 2017

9. Gün ve Den Haag

Selam, 

Den Haag'a geldim. Otele yerleştim, odayı görünce yine heyecanlandım. Çıktım, gezdim. Ayaklarıma işkence olacak kadar yürüdüm, yorgunluktan erkenden odaya geldim. Ne yapsaydım, Den Haag'ın gece hayatına mı aksaydım? Akmıyor değilim, marketten şarabımı aldım, odaya gizlice soktum, içiyorum. Minibardan içki alacak kadar delirmedik daha!

Den Haag, ben bi Hollanda şehriyim, diye bağırıyor. Bence her Hollanda şehri az buçuk birbirine benziyor. Akbilim  yani OV-Chipkartım var, ülke çapında geçerli, toplu taşıma kolay yani. Merkez Kütüphane illaki var merkeze yakın bi yerlerde. Yemek yemek için ya da acil veya uygun fiyatlı alışveriş için Hema, Albert Heijn gibi dükkanlar aklımda. Yani diğer ülkelerde olduğu gibi Google Maps'e "supermarket, market" yazıp aratmakla cebelleşmeme gerek kalmıyor. Merkezde bi yerde bi turist info bulabileceğimden, bedava harita alabileceğimden neredeyse eminim. Turist info'da ücretli harita satan ülkeleri kınıyorum burdan. Her durakta, ordan geçen otobüsler, gün içindeki tüm saatleri gece otobüsleri filan yazıyor, şehrin toplu taşıma güzergahını gösteren bi harita bile mevcut çoğunda. Çoğu dediğim de %60ı değil, %95i falan. Yani diyelim telefonunun şarjı bitti, gecenin körü, çevrende insan yok, eve nasıl gideceğini de bilmiyorsun. Herhangi bi duraktaki haritaya bakarak yolunu çizebilirsin. Bugün şarjım azalınca bunu düşünüp baya bi rahatladım. Seviyorum bu ülkedeki manyaklığa varmayan düzeni. Ne kadar temel bi şey toplu taşımada düzen sağlamak ama o kadar kolay değilmiş ki her yerde olamıyormuş. 

Kanalı az buranın, Amsterdam'a kıyasla. Normal bi şehirde olması gerektiği kadar var, o ne öyle, sokak niyetine kanal m'olur?

Merkez Kütüphane'nin (bkz: OBA) içinde Turist info var, bu da değişik, görmemiştim daha önce. Hemen haritamı aldım ordan tabi. Baktım Stadhuis dibimdeymiş, oraya da girdim. Çok enteresan bi bina, dışardan sıradan hayvani boyutta modern bi yapı gibi gelse de, içi enteresan. Ortada kocaman bi alan, ortabahçe gibi, üstü cam kaplı, iki yanında ofisler var, 10-15 katlı. bunları birbirine bağlayan köprü koridorlar var aralarında da. Hem ferah, hem toplu konut havası veriyor. İçim sıkılsa mı, rahatlasa mı bilemedim. Bi de bu karanlık iklim için iyi öyle camla kaplı tavan ama bol güneşli yerler bu mimariye gelemez. Anlatılmaz yaşanır efenim, buyrun internetten resimleri:

Bunlar köprü koridorlar
Bu da o köprü koridorlara uzaktan bakış. İki yanda ofisler var.

Sonra Mauritshuis. Eski krallardan biri (I.Willem), babasından kalan resim koleksiyonunu devlete bağışlamış, zamanla arttırmışlar. 1600lerde yapılan bu bina, 1800lerde müzeye çevrilmiş, o zamandan beri burda sergileniyor koleksiyon. İnci Küpeli Kız ve dibine girip selfi çekenlerle birlikte. Hadi bi kere çektin, kontrol edip, beğenmeyip hiç acele etmeden tekrar çekme rahatlığı nerden geliyor acaba? Önüne geçip bakmak isteyen insanlara engel olduğunun farkında değil misin? Tabi bunlar hep içimden söylendi. Zaten Mona Lisa gibi bıdıcık bi şey. Hep böyle minik mi olur ünlü resimler?

Benim gönlümün kaydığı resimlerden bazıları da şunlar: 
Bira dolu bardak, bira testisi ve Hobbitimsi pipolar
Örgü gibi bi şeyler yapan teyze

Saat 5e gelirken son bi hamleyle Den Haag Tarih Müzesi'ne attım kendimi. Müzekartım var ya, bana hepsi bedava. 15 dakka için de olsa girerim. İlk kattaki Den Haag panaromasını incelerken geçti zaman, hemen geri çıktım. Yarın tekrar gelmek üzere. Yarın değilse de pazar günü...

Müzeler kapandı ya gelsin serseri serseri dolaşmalar. Şehir büyük, fazla serseriliğe gelmiyor. Ayaklar iflas etmeye başladı bile. Lange Voorhout Parkı'ndan geçip Denneweg Sokağı'na girdim haritaya bakıp. Bi sürü abidik gubidik dükkan var burda. Tabi pahalı. O yüzden en iyisi dükkanlar kapandıktan sonra gezmek. Zaten bi şey almayacağım, rahatça vitrinlere bakıp, istediğim şeyin fotoğrafını çekebiliyorum bu sayede. Çakallık mod on. Devamındaki Frederikstraat da öyle. Bi sürü kumaş dükkanı var. Bi daha gelip ucuz bi şeyler alıp bi şeyler dikesim geldi. Ama hiç de ucuz durmuyor dükkanlar. Arkadaşımın hediye ettiği kırlent kılıfını geçirmelik, sadece astarı olan, içi dolu kırlent fiyatlarını sordum, 12 eurodan başlıyor dedi adam. Dedim manyak mısın? Hema'da kılıflı yastıkları daha ucuza alabilirim. Türkiye'de evde bi şeyler yapmak hep daha ucuza gelirdi diye hatırlıyorum, burda hep daha pahalı, hobin mi var lüksün var. Ya da orda annem nerden ucuza alacağını biliyordu,  ben henüz burdakileri öğrenemedim. 

Sonra 1813 Meydanı'na (Plein 1813) gittim. Kral Willem adına bi anıt dikilmiş, çevresinden otoyol ve bisiklet yolu akıyor. Bi sürü Felemenkçe yazı var üstünde. Bi gün anlıycam hepinizi oğlum, görceksiniz.

Önden görünümü
Bu da sol yanından. Sahnede kadın görünce kanım kaynadı. 

Ordan Paleistuinen'e şöyle bi girdim çıktım, çok özel bi şey yok. Ot çekmek için iyi, netekim çeken gençler vardı ama gayet güvenilirdi, iki adım ötede polis merkezi var zaten.

Sonra karnımı doyurdum, marketten şarabımı aldım, çantama sakladım geldim. Şimdi yavaş yavaş içerken bi taraftan da yazıyorum. Odada Den Haag hakkında bi kitap var, ona göz gezdiricem birazdan. Sonra da ver elini Damla Damla Günler, özleştik Adalet Ağaoğlu'yla. Bu sefer 1977-83 arasında dolaşacağız.


İşte böyle sevgili günlük, dolunay olduğunu bildiğim ama buluttan bi türlü göremediğim bu geceden de selam olsun sana, gözlerimden öperim.

Kanatlı Kedi.