Yakın zamanda doğumgünümdü. Böyle günler diğer günlerden farklıymış gibi davrandığımız için, yeni kararlar alma, yaşam biçimimi gözden geçirme isteği doğuruyor bende. Bu sene de yine Müzekart'ın hakkını vermeye, her hafta bir müzeye gitmeye karar verdim. Ne kadar uygularsam kardır. Yoğun saatler dışında indirim sağlayan bir tren aboneliği de başlattım, dolayısıyla Amsterdam dışındaki müzelere de gideceğim günübirlik. Konya kadar ülke olduğu için yolda geçirdiğim sürenin çok da bir önemi yok.
Amsterdam Stadsarchief (Şehir Arşivi)
Geçen hafta Amsterdam Stadsarchief'e gittim. En sevdiğim müzelerden biri. Binanın kendisi zaten güzel, üstüne bir de alt katı tamamen ücretsiz. Çok yorgunsanız ve gezmeye enerjiniz yoksa bu ücretsiz kısmın sonundaki sinema salonunda, (sanırım) haftada bir değiştirilen, eski Amsterdam videolarından oluşan kırk dakikalık filmleri izleyebilirsiniz. Saati önemli değil, tüm gün boyunca bittikçe yeniden başlatılıyor film. Sadece salon soğuk, benim gibi çabuk üşüyenlerdenseniz bir şal bulundurun derim. Zaten Hollanda'da şalsız dışarı çıkmak akıl karı değil bence ama yapıyor insanlar, görüyorum.
Bu kez gittiğimde aklımda ücretli girişi olan (10 euro ve Müzekart'a ücretsiz) geçici sergiye gitmek vardı. Amsterdam'da Caz tarihi hakkında bir sergi. Caz bilgim ve sevgim şimdi ismini hatırlamadığım birkaç filmden ibaret. Yine de bu müzeye güvendiğimden ve bir konuya odaklanmış küçük sergileri sevdiğimden gittim. Hayal kırıklığına uğramadım.
Drag in Amsterdam
Caz sergisine geçmeden önce, girişte -yine ücretsiz olan- Drag in Amsterdam sergisine göz attım. Bunun varlığından haberim yoktu, hazırlıksız gelmiştim, çok vaktim yoktu, o yüzden hızlıca gezmek zorundaydım. Makyaj yapmaktan ve topuklu ayakkabı ya da herhangi bir şekilde vücudumu saran, rahatsız kumaşlı kıyafetler giymekten nefret ettiğim için açıkçası Drag Queen kavramını pek anlayamıyordum. Hatta kadın olmanın böyle giyinmek olduğunu mu savunuyor bu drag queenler gibi soru işaretlerim de vardı kafamda, ama hiç oturup araştırmamıştım. Sergi öğreticiydi. Çeşit çeşit drag varmış, her zaman öyle çok feminen olmuyorlarmış, yaratıcılık içeren, özgürlük sağlayan, kendini ifade etmeye yarayan sanatsal bir yöntemmiş. Tarihi de çok eskilere dayanıyormuş. Bu sergi 27 Eylül'e kadar açık, tekrar gidip daha ayrıntılı gezmeyi düşünüyorum.
Caz Yılları: Amsterdam'da İnsanlar, Göç ve Müzik, 1930-1939
1930lar Amsterdam Caz Sergisi ise 13 Eylül'e kadar açık. Her şeyi okumak ve dinlemek konusunda kararlıysanız bile en fazla üç saatte gezebilirsiniz. Tanıdığım binaların bir zamanlar caz konserleri verilen yerler olduğunu, Nazilerin caza (tabi ki olumsuz) etkisini, şimdilerde neyse ki ırkçı sayılan, o zamanlar normal olan afişleri, ve siyahilerin eşitlik arayışına cazın katkısını görmek ilginçti. Videolarda ve ses kayıtlarında dinlediğim müzikler güzeldi, insanın bir taraftan sergiyi gezerken bir yandan dans edesi geliyor. Kimse olmadığı için kendi kendime dans etmiş de olabilirim evet.
Duvardaki şu resmi gördüğümde içim kıpraştı, heyecanlandım, çünkü tanıdık geldi. Tanıdık ama ismini bilmediğim bir oyuncuyu bir dizide ufak bir rolde görmek gibi küçük bir heyecan... Biraz düşününce hatırladım, Amsterdam'daki Tuschinski Sineması'nın dekoruna benziyordu. Açıklamasını bulunca öğrendim ki, Tuschinski'de caz konserleri veriliyormuş o yıllarda. Aylar önce Tuschinski'de çektiğim bir fotoğraf:
![]() |
| Aynısıymış! |
Sergiden çıktığımda her müzeye gidişimde olduğu gibi yine belim ve bacaklarım ağrıyordu. Sırf müze gezmek için de olsa biraz kas geliştirmem lazım. Bu sefer bir çılgınlık yapıp yorgunluğuma rağmen arşiv kısmına da göz attım. Bilet gişesinin arkasında bir kütüphane varmış meğer. Ben sadece çalışanların girdiği bir yer sanıyordum, öyle değilmiş. Amsterdam hakkında kitaplar varmış. Geniş çalışma masasında Amsterdam'da yaşayan göçmenlerin hikayelerinin olduğu dosyalar varmış. Bir de "Langs Moslimerfgoed in Amsterdam" adlı bir kitapçık vardı. Amsterdam'daki Müslüman tarihini ve etkisini özet geçen bir kitapçık. Ücretsizdi, bir tane aldım. O'nun içeriği de başka bir yazının konusu olsun. Sadece popülizmin ve sağcılığın yükselişte olduğu bir ülkenin devlet destekli bir müzesinde hala böyle göçmenlerin şehre katkısını anlatan bir metin bulabilmek, ufaktan da olsa bir umut verdi diyeyim şimdilik.
Kısacası müzeler güzeldir.




