anime etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anime etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

06 Mayıs 2020

Mayıs'ın Birinci Haftası

Yeni çelıncımız kutlu mutlu ve mübarek olsun. Bu Hıdrellez olduğu söylenen, kocaman aylı geceden, herkese merhaba, kanalıma hoşgeldiniz.

Ben hiç gerçek anlamda Hıdrellez kutlamadım. İçinden kutlama geçen şeylerden itinayla uzak duran bi ailem vardı. (Ailem hala var şok şükür ama o durum değişmeye başladı, herkesin karakteri kafasına göre yön değiştirdi.) Hep bi sebebimiz vardı neşe denen şeyden uzak durmak için ama Hıdrellez'den neden uzak duruyorduk? Vallaha bilmiyorum. Bi sonraki konuşmamızda sorarım belki anneme. Kendi aramızda bol bol espriler şakalar yapardık, kendimize özgü bi espri anlayışımız oluşmuştu bu yüzden ama dışarı yani ele güne karşı hep bi akıllı uslu durma çabamız oldu. Hıdrellez nedir? Tam olarak bilmiyorum hala. Baharın gelişi mi? Ama Nevruz da baharın gelişi değil miydi? O ikisinin arasında nasıl bi fark var? Gelenekçi Sünnici sülalede doğduğum için mi bilmemem gerekiyordu bunları?

Artık çok da umursamıyorum açıkçası. Ama ölüme yaklaştıkça dindarlaşan insanlar gibi, ben de zamanla neşeye yaklaşmaya çalışıyorum galiba. Beni iyi hissettirecek ne varsa, onu deneyeyim diyorum. Bu sene Sadece C.'nin blogunda görüp özendim, dedim ben de bi dilek tutup gülün altına gömeyim, sonra artık ne gerekiyorsa yapayım filan... Maksat yarından bi şey bekliyor olmak, o hissi dünyayla paylaşmak... Oturdum düşündüm dün gece, ne dileyebilirim diye... Net bi şey gelmedi aklıma. Tek bir dilek bulamadım. Mum üflemem gereken her doğumgünümde olduğu gibi saçmaladım. Dünya barışı, korona gitsin, sağlıklı olalım, mutlu olalım falan gibi... Daha basit, daha insani, hani daha gelip geçici, gerçekleşmesi için evrene enerji gönderince benim de -mahcup olmamak için- uğrunda daha fazla uğraşacağım bi dilek dileyeyim dedim, bulamadım. Bir yıl için arzuladığınız şeyleri nasıl tek bir dileğe indirgeyebiliyorsunuz sevgili insanlar?

Bu arada şimdi hatırladım, sanırım "dilek sadece Allah'tan dilenir" diye mumdur, güldür, bu tip şeyler yapılmıyordu bizim ailede. Ah, düşününce içim şişti yine. Bu tip şeyler neşe katıyor hayata, günlük hayatın durağan sularına serin, tatlı, taze bi dalga getiriyor. İnanmayın demiyorum, yine inanın ama inancın hayatınızdan neşeyi silmesine izin vermeyin lütfen, reca ediyorum.

Kısacası bu Hıdrellez'de de şaşkınlıktan dilek dileyemedim. Bi de hadi orda burda bi gül ağacı buldum diyelim, dibine bi şey gömmeye çalıştığımı görse komşulara nasıl açıklarım diye düşündüm, yalan yok. Savunacak kadar aşkla benimsediğim bi şenlik değil ki, uğruna komşularla muhabbet etmeyi göze alıp kendimi sokaklara vurayım... Belki biraz daha benimseyince olabilir. Padişahın tahtı var, her şeyin bir vahtı var demişler. Bu söz buraya tam uymadı ama olsun.

Dilerim usulünce, içinden gelerek dilek dileyenlerin bütün dilekleri gerçek olur. Neşeniz bol olsun, benim gibilere de ilham olsun. Siz yine de gaza gelip benim gibileri neşeli olmaya zorlamayın, her zaman ayak uyduramayabiliriz. Azar azar verin, alıştıra alıştıra.

Misal, büyüdüğüm ortamda biri iyi dilekte bulununca, mesela inşallah kazanırsın o okulu, gibi, "hayırlısı olsun" diye cevap verilirdi. Yani hayırlısı değilse, çok istesem de, kazanmak için götümü yırtsam da kazanmasam daha iyi, demekti bu. Ki oturup düşününce, doğru. Çok iyi okulları kazanıp stresten hasta olmak da var. Her türlü iyi dileğin sonuna kötü bi ihtimali yapıştırabilirsiniz bu yöntemle düşününce. Gereksiz gerçekçilik dediğim huy içinize yerleşir böylece iyice ve hayal kurmaktan alıkoyarsınız farkında olmadan kendinizi. Halbuki sen kısa vadeli hayallerini kur, kötü bi şey olursa onu da o zaman düşünürsün. Her şeyin en hayırlısını dileyince, bi şeyler için uğraşmanın ne manası kalıyor ki? Eşeğini sağlam kazığa bağla, sonra Allah'a emanet et sözünün bile bir anlamı kalmıyor o zaman. Ya eşeğini bağlamak şere vesile olacaksa?

Muhafazakar yaşam biçiminde felsefe yapmaya kalkmak diye buna denir sanırsam.

Neyse, çıkalım bu muhabbetten. Sadece şunu diyeyim; Hıdrellez enerjisi kendimi anlamamı sağladı biraz daha. Tişikkirlir blog arkidişlerim.

Amazon'da The Great Passage diye bir Japon çizgi dizisi izledim. 11 bölümcük. Çok sevdim. Yine bi Japonya aşkı doldu içime. Çubukla yemek yemek istedim. Japonya'ya gidebilsem, gitmek ister miydim şimdi, diye sordum yine kendime ve cevabım yine "Hayır," oldu. Yani belki bikaç günlüğüne evet ama daha uzun değil. Bi kere gittim, yetti gibi geliyor. Bi coğrafyanın ruhunun içine giremeyeceksem o zaman geçirdiğim 3 haftadan daha uzun süreyi aynı yerde harcamak anlamsız geliyor. Şimdi gitsem, yine aynı olacak. Mekanın, toplumun ruhunun içine girebilmek bambaşka ve öyle turist olarak yapılabilecek bir şey değil bence. O yüzden uzun süreli turistlikler evimi özletiyor bana. Belgeselde de izleyebilirdim diyorum. "Neden geziyoruz ki?" demiyorum, yani bunu bir ideoloji gibi savunmuyorum, yani bu bi fikir değil, bi his.

Amma velakin hala ne zaman bi Japon çizgi dizi/filmi izlesem, o çizgilerin içine dalıp orada yaşamak istiyorum. Ben ben değilmişim de o çizgilerden biri olmuşum mesela. O etki yine var üstümde ve bunu çok seviyorum. Bi gün, bugünler geçtiğinde ve yine Japonya'ya gidebilir hale geldiğimde, belki bu etkinin gazına gelip o ülkeye tekrar gitmek isteyebilirim. Hiç belli olmaz.

Tabi biraz da konusundan bahsedeyim. Bir yayınevinin bir kenara atılmış sözlük departmanında geçiyor her şey. Son derece içe kapanık fakat kelimelerle arası çok iyi olan bir başrolümüz var. Departman, şimdiye kadar yapılmış en iyi sözlüğü yapmaya uğraşıyor. Elemanlar ilk defa duydukları kelimeleri not ediyorlar sürekli. Sınıflandırma, sıralamayla dolu bi iş. Raflarda dosyalar, diziler, sınıflandırmak için görsel işaretler... İnce, çok ayrıntılı bir iş. Burdaki büyük Van Dale Sözlüğü'nü hatırlattı bu bana. Sanırım düzenli olarak yenilenen, geleneksel bir sözlük bu. Sahaflarda mutlaka bulunuyor eski baskıları. Bende de var 90lardan kalma bir set. 3 kalın ciltten oluşuyor. Türkiye'de var mıydı böyle temel bir sözlük? Okul için olan küçük Altın Sözlüklerden filan bahsetmiyorum. Türkçe'deki tüm temel sözcükleri kapsadığını iddia eden ve ara ara yenilenen bir sözlükten bahsediyorum. Varsa da her eve girecek kadar önemsenmemiş belli ki.

Böyle bi dizi izleyeceğimi hiç düşünmezdim. Çok sevdim. Bir işe kendini adayan insanları izlemenin verdiği tatmin de vardı tabi. İçe dönük-dışa dönük insanların birbirlerine saygı duyup peşinden koştukları işi aşkla bitirebilmelerini görmek, huzurlu bi iş ortamı, arada bi ortaya çıkan kedi... Bence huzurun resmiydi bu dizi.

Linki de bırakayım buraya: https://en.wikipedia.org/wiki/The_Great_Passage_(TV_series)

İşte böyle, daha fazla uzatmayayım, ilk haftanın ilk postunu burada sonlandırayım.

Selamlar,
Kanatlı Kedi

04 Ağustos 2013

İYİ FİLM: PAPRİKA

bu, izlediğim 3. anime. daha önce ilk defa ruhların kaçışı'nı izleyip hayran kaldım animeye. sonra, howl'un yürüyen şatosu'nu izledim.

az önce de paprika'yı. hakkında hiçbi şey duymamıştım. can sıkıntısından, kaliteli bi şey izlemek arzusuyla aklıma animeler geliverdi. karşıma ilk çıkana başladım.

açıkçası anime dünyasına hala yabancıyım, anlamakta zorluk çekiyorum. kendime göre bir şeyler anlıyorum. metaforlardan yorumlar yapıyorum. bu durum, falcı olmadan telvedeki şekillere bakıp hikayeler uydurmaya benziyor ki o işi az çok becerebildiğimi söylerler. internetten film hakkında arama yaptığımda karşıma hep felsefi yorumlar çıktı. alt benlik gibi sanırım psikolojiyle ilgili kavramların bol kullanıldığı yorumlar. halkın anlamadığı sosyal bilim dilinde yazılmış yazılar.

boşverdim onları. ben ne gördüm bu filmde? unutmamak için, anlatmaya karar verdim. filmin konusunu filan anlatmıyorum. doğrudan spoiler'lara dalıyorum. filmi izleyen anlar söyleyeceklerimi, izlemeyen için yabancı bir dil gibi gelebilir.

-----------------------spoiler-----------------------

- başkan: şirket/bilimsel araştırma vakfı sahibi. bilimsel çalışmaları insanlığın insani kalması için sınırlama isteğinde. teknolojinin her şeye (rüyalara) müdahale edebilir olmamasını istiyor. altında çalışan bilim emekçilerine "tamam, siz masumsunuz ama ya kötü birinin eline geçerse bu icadınız" diyor. böylece teknoloji paranoyağı olan bizim, bu çağın insanlarının sempatisini topluyor. ama sonradan, zıvanadan çıktığı bir zamanda, bu emekçilerini "rüyaların teröristleri" olmakla suçluyor. sonradan anlıyoruz ki kötü adam aslında kendisi. rüyalara, insanlara hükmetme isteği içinde bu icadı kullanıyor.

kısacası başkan, modern devlete benziyor. insanların özgürleşmesini, bu alanda çalışmaları destekler gibi görünen devlet, özgürlükler kendi istediği sınırlardan çıkmaya başladıkça, insanların bilinçaltında yatan sıkıntılar açıklığa kavuştukça kendisine ihtiyaç duyulmamasından korkuyor. ve özgürlük emekçilerini teröristlikle, insanın içindeki saflığa teknolojiyi (düşünce dünyası için, felsefeyi, sorgulamayı) sokmakla suçluyor. ve böylece bir taraftan sempati puanlarını yutarken bir taraftan da diktatörlüğünü gösteriyor. safça düşünen insanlar çapulcu, marjinal, terörist oluveriyor.

bu sırada "bilim nereye kadar gitmeli?"yi düşünmemizi isterken film, aklıma "özgürlükler nereye kadar gitmeli?" sorusu takılıyor. etik kaygılarla sınırları zorlama isteği savaşıyor.

- paprika: baş terörist. rüyalara girip, neyi neden gördüğünü anlamana yardım eden kişi. kadın. kırmızı saçlı, kırmızı gözlü. mini mini güzel, cilveli ve akıllı bir kadıncık. gönülçelen. üzülmez kırılmaz darılmaz aşık olmaz gönül vermez... bu yüzden sevilir ve nefret edilir erkekler tarafından (erkeğin türüne göre değişir durum). nefret eden erkek (osanai) ona bambaşka bir yöntemle tecavüz eder. sivri diline iyice sinirlenir ve elini cinsel organına daldırıp, teninin altından, yüzüne kadar derisini yarar. ve içinden paprika'nın gerçek hayattaki karşılığını, aşık olduğu karizmatik kadını çıkartır: chiba'yı.


kısacası paprika, içindeki seni tanımana yardım eden kişi. eylemci. toplumun düşünsel gelişmesine yardım eden aydın, entelektüel kişi belki de. neyi neden düşündüğünü anlamana yardım etmeye çalışıyor. direk "şöyle olduğun için böylesin" deme ukalalığına kapılmıyor. sorular soruyor. soru sormanın anlamsızlaştığı bu sanal dünyada. modern dünyada o'na saygı duyuluyor. bu yüzden devlet başlangıçta sesini çıkaramıyor o'na. ama sınırı aştığını hissettikçe, devletin baş düşmanı oluyor.


- chiba: paprika'nın gerçek hayata uyum sağlayan ve paprika'nın yaşaması için kendini yavaş yavaş yok eden tarafı. bir eylemci bu sanal dünyada sürekli düşündüğü gibi, aslında nasılsa öyle, var olamaz. paprika kişinin entelektüel ve eylemci yönüyse, chiba aynı kişinin çeviri yaparak para kazanan yönü. bu gerçekçilik chiba'yı hızlı yaşlandırıyor, yoruyor. yine de bu gerçekçiliği sayesinde chiba, bir kahramanın (paprika'nın) aşık olmayacağı türden bir adama aşık oluyor. kendine özgü güzellikleri görmeyi başarıyor. tokita'yı seviyor.

- tokita: "bir dâhinin vücuduna yerleşmiş bir çocuk". şişman, sorumluluklarından kaçan bir adam. paprika tokita'nın başı beladayken arkadaşı olmasını filan önemsemeden dünyayı kurtarmaya koşarken, chiba tokita'ya koşuyor. bir kahramanla bir insanın farkı bu işte.

kısacası tokita bir eylemci değil. düşünmek, onun uğraşı, oyuncağı haline gelmiş. düşündükçe, örneğin özgürlük hakkında, kendisi hakkında düşündükçe yeni bir kuram buldukça seviniyor. bir eylemcinin bu kuramı işe yarar hale getirebileceğini düşünüp seviniyor. aslında paprikanın tokitaya, tokitanın paprikaya ihtiyaçları var işe yaradıklarını hissetmeleri için. bazen düşündükleri sebebiyle çıkmazda hissediyor kendini tokita. ne tam anlamıyla eylemci olabilmiş, ne de diktatörün polisi olabilmiş. çıkmazdan kurtulmak için chiba'dan yardım istiyor her seferinde. chiba da şefkatle yardım ediyor o'na.

diktatöre karşı savaşacak düşüncesini, bir bebek olarak doğurduğunda tokita, hem chiba'ya (yani gerçeğe) hem de baharat olarak paprika'ya ihtiyaç duyuyor.

[nasıl bi haz veriyor böyle yorumlamak! gerçekten, kahve falı bakmak tadında...]


- dedektif kogawa: polis. herhangi bir suçluyu yakalamaya çalışırken, rüyasını aydınlatmaya çalışan paprika'ya aşık oluyor. yani bir eylemciye.

kısacası, bir zamanlar yaratıcı ruha sahip dedektif, diktatörün hizmetine girmiş artık. hayallerini, başarısız olma korkusuyla bırakmış. düşünmeyi bırakmış. eski halini hatırlatan, olmak istediği kişiyi hatırlatan paprika'ya, bir eylemciye aşık oluyor. fakat eylemci aslında yok! yani paprika aslında chiba! yani gerçek dünyada paprika diye biri aslında yok, olamaz. her paprika bir chiba'ya tekabül ediyor. bu durumda aşık olacaksan, chiba'ya aşık olman en mantıklısı sayın dedektif, sen chiba'nın sıkıcı yüzünü bi sev, paprika zaten yanında ekstra gelir, bayılırsın.

-----------------spoiler----------------------

ne kadarı mantıklı bilmem. ama bende bu duyguları uyandırdı film. kendi oyuncaklarımı tasarlama isteği uyandırdı bir de. chucky'den gelen oyuncak bebek korkumu hatırlattı. şölen havasının, lunaparkın hem sevimli, hem deliliğe yakınlığı yüzünden korkutucu yüzünü hatırlattı.


http://www.imdb.com/title/tt0851578/