Naber dünya? Ben buraya geri dönmeye karar verdim. Yıllarımı vermişim buraya, başka bloglarda, hatta afedersin wordpresslerde sürttüm, dönüp dolaşıp buraya geldim.
Dünya değişti, e tabi Blogger da değişmiş. Notepad gibi, daktiloda yazılmış gibi görünüyor post yaratma sayfası. HTTPsel kodlar yazmak için mi böyle? Ben mi bir şekilde ayarlarını bozdum bilmiyorum. Neyse hayırlısı, buluruz alışmanın ya da bir sorun varsa çözmenin bir yolunu.
Geldim ama ne kadar kalacağım bilmiyorum. Gönülden geçen haftada en az bir yazı yazmak tabi. Çünkü ilerde dönüp bakınca okumak güzel oluyor, hele ki içeriği böyle boş laf kalabalığı değil de belli bir konu hakkındaysa, böyle ağzıma geldiği gibi değil de, terleyerek yazdıysam... Niyetim daha çok öyle yazmak. Ama tabi insan bilemiyor. İllaki bir şeyler oluyor.
Son yazımın üstünden dört sene geçmiş. Ondan önce de en son 2020'de düzenli yazıyormuşum. Toplamda altı sene diyebiliriz. Çok değişti her şey. Ben değiştim, haberler değişti, blogger'da takip ettiğim birçok kişi benim sustuğum zaman civarında susmuşlar, ne oldu o sıralar? Çok mu sosyalleştik acaba, sıkıldık mı? Çok fazla yorumlaşmak beni yormuştu, ondan eminim. Yorumları kapatmıştım. Normalde insanlarla görüşünce nasıl yoruluyorsam, yazışmaktan da yorulmaya başlamıştım. O yüzden yorumları kapatmıştım. Birisi yorum yazınca cevap vermek zorunda hissediyordum çünkü kendimi, onun düşüncesi bile yoruyordu.
Şimdi yine öyle olmasından korktuğum için yorumları hemen açmayacağım.
Ben sosyal bir insan değilim. Yazı yazarken çenemin düşmesine bakmayın lütfen, konuşmayı beceremiyorum, çok konuşulunca anlayamıyorum, anlayamadıkça sinirleniyorum, sinirlendikçe kendime kızıyorum, sonunda ilk fırsatta kaçıp cenin pozisyonuna sığınıyorum. Bir zaman sonra tekrar insan içine çıkıyorum, bu döngü böyle kısır kısır devam ediyor. Allah baba beni de böyle yaratmış.
Türkiye gündemi hakkında 2020 yılındakinden de az bilgim var. O konulara giremem muhtemelen. Hangi konulara girerim? Niyetim okuduklarım izlediklerim hakkında oturup bir şeyler yazmak, eski günlerdeki gibi. Arada bir yaptığım elişlerinden de bahsederim. Bir de Yunanca ve Hollandaca şarkılardan bahsedesim var ama onu belki 90lar bloğuma ayırırım.
Hatta lafı uzatacağıma hemen başlayayım:
Bu sene ABDli ya da Batı Avrupalı olmayan yazarları okuma kararı aldım. Mümkün olduğunca hiç okumadığım ülkelerin romanlarını bulup okuyacağım. Bir koleksiyon oluşturdum, yavaş yavaş gidiyorum. Son zamanlarda okuduklarımdan en etkileyici olanlardan biri Mona Hajjar Halaby'nin "In My Mother's Footsteps: A Palestinian Refugee Returns Home" idi. Yazarın üslubu çok Amerikanca geldi (kendisi uzun yıllardır orada yaşıyor) ama tam olarak neden rahatsız olduğumu anlatmakta zorlanıyorum. Sanırım her şeyde olumsuz bir taraf bulma yeteneğim (!) olduğu için, memleketini cennetmiş gibi anlatması rahatsız etti, sevdiği yerin, sevdiği insanların bir şeylerinden şikayet etmesini bekledim. Çok mantıklı bir istek değil, kadın nasıl isterse öyle yazar, ayrıca herkes benim gibi olumsuzluk avcısı değil. O yüzden üslubu atlayıp içeriğe odaklandım, ve kitabı sevdim. Notlar aldım epey bi. Cadde isimlerini Google Haritalarında aratıp sokak fotoğraflarına bakmak istedim, hayalimdeki savaş Filistin'iyle, Kudüs'üyle, kadının anlattığı, gündelik hayatın devam ettiği sokaklar bambaşka şeylerdi çünkü. Onlara bakmak ve altını çizdiğim notlar üzerine düşünebilmek için bloga ihtiyacım var. Projeleştirmem gerekiyor. Yoksa gündelik işlerin arasında vakit ayırmak istemiyor beynim.
Kısa zaman sonra tekrar görüşmek üzere,
Kanatlı Kedi
*Yeni Türkü
