24 Temmuz 2026

Kitap: Persepolis (Marjane Satrapi)


Yıllar önce bu kitabı ilk duyduğumda, muhtemelen filmi çıktığı sıralardaydı, kitabın sadece İran'daki baskı rejiminden bahsettiğini, "Doğu kültürü ne kadar da kötü, Batı ne kadar da iyi" dediğini sanıyordum.  Bu fikre o zamanlar içten içe katılsam da, bir yandan da bu propagandaya maruz kalmaktan rahatsız oluyordum. O yüzden ciddiye almamıştım, sonrasında da unuttum gitti.

Bu sene anadili İngilizce olmayan yazarları okumaya karar verince tekrar karşıma çıktı, aldım.  Hiç de öyle düşündüğüm gibi "Batı medeniyeti gibi olmalıyız" propagandası yapan basit bir içeriğe sahip değilmiş meğer.  Yine bir kitaba sırf çok popüler olduğu için önyargılı yaklaşmışım, utandım. Kitabı bitirdiğimde yakın İran tarihi, İslam devriminin nasıl gerçekleştiği ve halkın gündelik yaşamına etkisi üzerine daha çok bilgim vardı.

Otobiyografik bir çizgi roman. Üst orta sınıf bir aileden gelen yazar kendi anılarını anlatmış. Savaş ortamından ve gittikçe daha da radikalleşen İran'dan uzakta olsun diye daha çocukken Viyana'ya yollamış ailesi. Viyana anıları kültür şokunu ve göçmen yalnızlığını çok güzel anlatıyor. Geri döndüğünde artık genç bir kadın olmuşken tekrar İran'ın baskıcı yönetimine uyum sağlamak zorunda kalmış. Ve sınıfının getirdiği maddi avantajdan da faydalanarak, olabildiğince direnmiş. Yirmi beş yaşındayken daha fazla dayanamayıp Fransa'ya göçmüş. 

Kitap boyunca insan "neden hala orada yaşamaya çalışıyorsunuz, neden imkanınız varken yurtdışına  gitmiyorsunuz?" diye soruyor. Sebep bir yandan memleket sevgisi evet, ama bir yandan da Avrupa'ya göçen bir İranlının sosyal sınıfını kaybedeceği gerçeğini kabul etmek zorunda olması. Bir noktada yazarın annesinin "Biz de mi göçsek?" sorusuna, mühendis olan babası "Gidersek ben taksi şoförü olurum, sen de temizlikçi" diye cevap veriyor. Viyana günlerinde tanıdığı İranlı göçmenlerin hali de öyle zaten. Kısacası "Avrupa ya da ABD cennet değil," diyor yazar, hele ki "üçüncü dünya ülkesi" diye adlandırılan ülkelerden gelenler için hiç değil. 

Muhafazakar çevrelerde İranlı kadınlarla dalga geçilir, yurtdışına çıkarken uçak kalkar kalkmaz başörtülerini çıkarmaları, saçın yarısını açıkta bırakan baş örtme biçimleri ve ağır makyajları hakkında.  Bunları duyduğumda küçüktüm, ve aklım ermeye başladığında kendiliğimden "demek ki zorla kapatıyorlar" sonucuna da varmıştım. Ama "daha inançlı" olduğuna inanan bu Müslümanlar işin bu kısmını hiç düşünmüyorlardı. Müslüman bir kadının ya da Müslüman bir ülkede yaşayan herhangi bir kadının başını kapatmak istememesini anlayamıyorlardı muhtemelen. Bu kitabı okuduktan sonra her şey daha da netleşti kafamda. Aile baskısıyla baş kapatmak yeterince zor, bir de devlet zoruyla kapatmak? Korkunç bir şey. 

sayfa 75

Kitabın yarısının altını çizmek istediğim için bir noktadan sonra kalemi bıraktım. Yukarıdaki görselde kıyafetin nasıl üniformaya dönüştüğü gösteriliyor. Konuyla ilgili bir alıntı daha ekleyeceğim aşağıya. İran usulü örtünme konusunu bence çok iyi açıklıyor: 

*****

[1990 yılında büyük devrimci fikirler ve gösteriler dönemi sona ermişti. 1980 ile 1983 yılları arasında hükümet o kadar çok lise ve üniversite öğrencisini hapse atmış ve idam etmişti ki artık siyasetten bahsetmeye cesaret edemiyorduk. Mücadelemiz daha gizliydi. Küçük ayrıntılara dayanıyordu. Liderlerimiz için en küçük şey bile bir sabotaj konusu olabilirdi; bileğinizi göstermek, yüksek sesle gülmek, walkman kullanmak... Kısacası her şey bizi tutuklamak için bir bahaneydi. Hatta bir çift kırmızı çorap yüzünden bir günümü karakolda geçirdiğimi hatırlıyorum.

Rejim, evden çıkarken kendine şu soruları soran bir kişinin 

- Pantolonum yeterince uzun mu?
- Peçem yerinde mi?
- Makyajım görünüyor mu?
- Beni kırbaçlayacaklar mı?

artık şu soruları sormayacağını anlamıştı:

- Özgür müyüm?
- İfade özgürlüğüm var mı? 
- Hayatım yaşanabilir halde mi?
- Siyasi hapishanelerde neler oluyor?

Bu çok doğal! Korktuğumuzda, analiz ve düşünme yeteneğimizi tamamen kaybederiz. Korkumuz bizi felç eder. Ayrıca, korku her zaman tüm diktatörlerin baskısının arkasındaki itici güç olmuştur. Dolayısıyla saçını göstermek veya makyaj yapmak doğal olarak birer isyan eylemi haline geldi.] (sf. 304)

*****

Tabi ki İslamcı bir diktatörlükle kıyaslanamaz ama muhafazakar ailede yetişen biri için bu problem çok da yabancı değil. Pantolonum çok dar mı, popomun şekli çok belli mi, gömleğimin yakası yeterince kapalı mı, oturuşum düzgün mü, ses tonum çok mu yüksek, fikrimi söylesem, ya da bir soru sorsam ayıp olur mu... Bu soruları sürekli kafada dönüp dururken aynı zamanda spor yapmak, kamburunu çıkartmadan dikilebilmek, kıyafet seçmek, arkadaş seçmek, özgüven sahibi olmak, hangi mesleği istediğine karar verebilmek, duygusallaşmadan fikirlerinin arkasında durabilecek ses tonunu koruyabilmek... Tüm bunlar ve daha fazlası imkansız değil evet, ama çok zor. Herkesin başarabileceği şeyler değil. Kitap bu yönden de bam teline dokunuyor. 

Bu kitap sayesinde öğrendiğim tarihsel bilgileri not ederek bitiriyorum. 

İyi okumalar, 
Kedi

*****

Meraklısına kronoloji:

MÖ 2. binyıl: Medler ve Perslerin soyundan gelen Hint-Avrupalı istilacılar, yerleştikleri İran platosuna kendi adlarını verdiler. ("İran" kelimesi "Aryanların kökeni" anlamına gelen "Ayryana Vaejo"dan türetilmiş.) (Giriş)

MÖ 7. yüzyıl: Medler ilk İran ulusunu kurdu. Bu ulus daha sonra Büyük Kiros tarafından yıkıldı. (Giriş)

MÖ 6. yüzyıl: Kiros, Pers İmparatorluğu'nu kurdu. (Giriş)

1905-1911: İran Anayasa Devrimi. Kaçar (Türk) Hanedanlığı sırasında gerçekleşti. Meclis kuruldu. (Wikipedia)

1921: İngilizlerin desteğiyle yapılan darbe sonucu Rıza (Pehlevi) Şah liderliğinde Pehlevi Hanedanlığı kuruldu. (sf.20)

1935: Rıza Şah ülkenin adının "İran" olmasına karar verdi. (Öncesinde Pers olarak anılıyordu.) Ülkeyi batılılaştırmaya da karar verdi. Ancak petrol olduğu keşfedildi. (Giriş)

İkinci Dünya Savaşı: İngilizler, Sovyetler ve ABD, Rıza Şah'tan Almanya'ya karşı onlarla ittifak kurmasını istediler. Ancak Almanlara sempati duyan Rıza Şah, İran'ı tarafsız bölge ilan etti. İran müttefikler tarafından işgal edildi. Rıza Şah sürgüne gönderildi. Yerine oğlu Muhammed Rıza Pehlevi geçti, O da kısaca "Şah" olarak biliniyordu. (Giriş)

1951: Başbakan Muhammed Mossadeq ulusal petrol endüstrisini millileştirdi. İngiltere İran'dan petrol ihracatına ambargo uyguladı. (Giriş)

1953: CIA, İngiliz istihbaratının da yardımıyla Mossadeq'e karşı bir darbe düzenledi. Mossadeq devrildi ve daha önce ülkeden kaçmış olan Şah iktidara geri döndü. (Giriş)

1979: Şah İslam Devrimi'nden kaçmak için İran'ı terk edene kadar tahtta kaldı. (Giriş)

1980: Okullarda başörtüsü zorunlu hale geldi. (sf. 3)

1980 - 1988: İran-Irak Savaşı (sf. 79)

1983:  Ailesi yazarı Viyana'ya, Fransız okuluna yollamış. (Goodreads)

Yıl (?) - Viyana'dan İran'a geri dönmüş.

1994: Yazar Fransa'ya göçmüş. (Goodreads)

2000: Kitabın (Fransızca) ilk baskısı

2003: İngilizce ilk baskı