podcast etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
podcast etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Nisan 2020

Karantina Çelıncı Final - 37 (Ben devam ediyorum)

Merhabalar  sevgili insanlık,

Çelıncın son günü.

Mart 2020'nin sonlarına doğru, Korona Türkiye'de de yayılmaya başlamışken düzenli blog yazmak için bi bahane olsun diye bi çelınc atmıştım ortaya. Bitiş tarihini kafadan salladım, Nisan sonu olsun dedim. Bu kadar çabuk geçeceğini düşünmemiştim. Bence çok iyi oldu. Pek çok kez bikaç günü bi arada yazdığım da oldu ama sıkıntı etmemeye çalıştım. Çalıştım diyorum çünkü takmıycam takmıycam dememe rağmen illaki az biraz kafama taktım. Ama bu sıkıntı bile hiç yazmamaktan iyi geldi bana.

İnsan ilişkilerinin farklı farklı boyutları var. Blogda tanıştığım insanlarla kurduğum ilişki de bence çok kıymetli, hatta benim karakterime en uygun ilişki yöntemi bile diyebilirim belki biraz abartarak. Bu son bir ayda yeni bloglar tanıdım. Güzel oldu bence. Düzenli olarak okumaya çalıştım çelınca katılan herkesin yazılarını. Bir sürü şey öğrendim. Karantinada oyalanmalık izlemelik okumalık önerilere kulak verdim. Instagram'daki gibi bilgi bombardımanına da maruz kalmadım, o yüzden kaynakları sindire sindire kurcalama şansım oldu.

Sanırım en sevdiğim sosyal medya mecrası hala blog dünyası. Çok daha yavaş ve derinlemesine ilerliyor her şey, paylaşımlar, yorumlar, takip etmeler, edilmeler.

Kısacası benim hala yazasım var. Bu yüzden kendimi ve isteyen herkesi haftada en az bir yazı yayınlamaya davet ediyorum tekrar. Çelınca devam. Zaten takip ettiğim kişilerde de benzer şeyleri hissediyorum, sanki herkese iyi geliyor bu sıralar gelip bi köşede üç beş kelime bir şey yazmak. Dolayısıyla çelınc olsa da olmasa da herkes yazmaya devam edecek gibi hissediyorum. O yüzden, yeni katılanlar olur mu bilmem ama olsun olmasın, ben bi süre daha buralarda olacağım düzenli olarak, isteyen olursa beklerim, buyrun gelin. Ben haftada en az iki kez diye bi hedef koydum kendime ama daha kapsayıcı olsun diye minimum haftada bir kez diye genelleyeyim dedim.

Özetle: 
Yeni çelınc başlamıştır. Yazmalara doyamayanlar ama birazcık dürtme, az biraz motivasyon bekleyenler için gelsin: Mayıs sonuna kadar, haftada en az bir yazı yayınlamak isteyenler, buyrun gelin. Aşağıda yorumlarda belirtirseniz yine bi liste yaparım bu yazının altına. Birbirimizi takip ederiz böylece. 

------

Gelelim bugünün haberlerine:

Ortaoyuncular Yayınları bir videoyla duyurdu: Spotify'da Ferhan Şensoy podcasti yayınlanacak. Soruları şu post'un altında soruyoruz, Mr Şensoy yanıtlıyor. Heycanlandım. Beklemedeyim. Spotify'da tam olarak hangi hesaptan yayınlanacak bilmiyorum, duyunca haber ederim.

Haberler bu kadar. Gereksiz bilgilere geçersek, bugün Instagram reklamlarında çıkan şeylerin çoğunu satın alasım geliyor, bunu fark ettim. Bir ara sütyen nasıl yapılır gibi aramalar yapmıştım internette, o yüzden olsa gerek, en rahat ve sağlıklısı olduğunu iddia eden sütyen reklamları çıkıp duruyor. Hepsi farklı marka, hepsi eski sütyenlerden şikayet ediyorlar (ki bu şikayetlerin aynılarından bende de var) ve ideal sütyene ulaştıklarını savunuyorlar. Bi ara boyun ve sırt ağrımdan bahsetmiştim u.a, az sonra telefonu aldım elime, hop omza takılan, kambur durmayı engelleyen, daha önce hiç görmediğim bi ürünün reklamı. Dinlendiğimizden hiç bu kadar şüphelenmemiştim. Saçma sapan patlamayan balonlar, ev içine asmalık salıncaklar, güneş enerjisiyle çalışan fıskiyeler, ayakları yıkamak ve nasır oluşumunu engellemek için banyo terlikleri... Takip ettiğim hesaplardan çok reklamlara bakıyorum bu aralar. Çok yaratıcı ürünler çıkıyor. Gecenin köründe canlı telefonlu satış yapan televizyon kanalları gibi.

Ha bir de highly sensitive person diye bi kavram ortaya atmış Elaine Aron adında bir klinik psikolog. Onu not ettim bi kenara, inceleyeceğim. Ne kadar güvenilir bir kavram henüz bilmiyorum. Şöyle bir sitesi var: https://hsperson.com/ Bi tane de test koymuşlar siteye, ona kalırsa ben de bir HSPyim. Öyle olsa ne rahatlıycam. Pek çok sorunuma ortak bi ad konmuş olacak ve belki bu sorunlarla barışmam gerekecek, "ay sen de çok kafana takıyosun, alıngansın, asosyalsin" gibi iddialara kapı gibi verecek bi cevabım olacak: "Cnm ksra bkma bn HSPyim de!"

Şaka bi yana böyle psikolojiyle ilgili bi şeylere kafa yormaya başlayınca insan kendine bi ad konulsun istiyor. Kendi kendime teşhis koyacak değilim ama o kadar yazmışlar, az buçuk okumam şart çünkü merak ettim.

Kendi psikolojimi anlama çabasına girdim ya bu ara, anladım ki çok fena derin bi kuyuya girmişim. Bi şey okurken yazar başka bi yerlere referans veriyor, o başka birine, o başka birine... Başlangıçta nerden başlayacağımı bilemezken şimdi okunacak bir sürü kaynak sırada bekliyor. Daha fazla kaynağa başlamadan, yarım kaldıklarımı bitirip diğerlerini kenara not alıyorum. Bi deftere not ediyorum negatif ruh hallerinde uygulanabilecek rahatlama yöntemlerini. Öyle içimin sıkıldığı anlarda akıl edip bu deftere göz atabilirsem, uygulamaya çalışacağım bakalım.

Bir de bi ara yaptığım örgü çiçek küpeyi paylaşayım, KuruksuzKedi'ye söz vermiştim.




Yüzümü paylaşmayayım diye saçma sapan bi şeye dönüştü ilk fotoğraf. Alttaki de en az onun kadar karanlık, tipsiz. Ama sevemedim hala bu fotoğraf çekme işlerini. Gündüz güzel ışıkta aklıma gelmiyor, gelse de üşeniyorum, akşam da ışık kötü diye erteliyorum. Kısacası bununla idare edin. Alttakinde köşeleri kıvrılmasın diye bloklama işlemi yapmaya çalışıyordum. Bilmeyenler için özet geçeyim: Normalde nasıl durması gerekiyorsa öyle sabitledim iğnelerle tutturarak. Sonra ütüyü fişe taktım, 1-2 santim yukarısından buhar üfürttüm. Epey bi süre yaptım bunu, 5-10 dk belki. Sonra yarım saat bekledim, idare edecek kadar düzgün oldu ama çok da sabit değil. 1 gece falan bekletmek daha iyi olabilir.

Çiçeklerin üç yaprağı aynı boyda, biri daha küçük, biri daha da küçük. Yıldızda da aynı şekilde.

İşte böyle, umarım dileyenlere ilham verebilmişimdir.

Selam eder, müsaitseniz ve isterseniz gelecek yazılarda görüşmekler dilerim,
Kanatlı Kedi

Durmak Yok Yazmaya Devam Diyenler: 

Isırgan Otu: http://isirganotu.blogspot.com/
2 Cities 1 Woman : http://2cities1woman.com/
Derya Kuzusu: https://derya-kuzusu.blogspot.com/
Amerika'dan Görüntüler: https://amerikadangoruntuler.blogspot.com/

06 Nisan 2020

Karantina Çelıncı - 13

13. günden merhabaaalar.

Üstümde yine olumsuz bi havalar var ama merak etmeyin, çok üstünde durmadan, iki link paylaşıverip gidicem:

Birincisi https://www.mybluprint.com/ . Normalde ücretli olan kursları, Korona sebebiyle 16 Nisan'a kadar ücretsiz. Genellikle elişi, yemek, sanat gibi konularda, "kendin yap"abilesin diye kısa kısa derslerden ibaret. Tam istediğim gibi yemek dersleri var, mutfakta neyi neden ve nasıl kullanırız gibi sorulara cevap veren. Şimdilerde şunu izliyorum: 20 Essential Cooking Techniques

İkincisi ise bolca podcast linki paylaşan Gülen Blog'un yazısı: Şurda. Özgür Mumcu ile Eray Özer'in sunduğu Yeni Haller'i dinledim şimdiye kadar, sevdim. Diğerlerine de yarın filan bakıciim. 

Dinlencek çok şey var efem, çok şükür.

Sevgilerlen,
Kanatlı Kedi

31 Mart 2020

Karantina Çelıncı - 6

Hellolar mellolar.

Bugün yaptım yogamı! Çok şükür! Yine üşenip erteleyeceğim diye korkuyordum kendimden ama kim kazandı? Ben! Kime karşı? Bana! Çetin Çetintaş'ın videosundan yaptım, yarım saat civarıydı. Daha anlaşılırdı dili ya da ben alışmaya başladım, bilmiyorum. Bazı hareketleri çat diye yapması kendi kendime isyan etmeme yol açtı, oha, nası yapcam bunu, yuh, azcık erken değil mi bunun için! gibisinden. Ama yapabildiğin kadarını yap önerilerini hatırladım, nefes aldım verdim, bol bol terledim. Bitince duşa girdiğimde baya bi yorulmuştum. Yaparken bu kadar yorulduğumun farkında değildim.

Kısacası, iyi oldu. Mesai saonunda yaptım bu işi, sırtım falan tutulmuştu biraz, iyi geldi.

Onun dışında, Youtube'da İlkay Ayşe diye bir hesap var, çok güzel kitapları seslendiriyor. Daha önce dinlediğim hesaplardan biraz farklı, arada "aa burası çok güzelmiş" gibi yorumlar yapıyor:) Başta tuhaf gelmişti ama gittikçe alıştım, şimdi hoşuma gidiyor bu yorumlar. MS 2150 diye bir kitap dinliyorum. Felsefe, bilim kurgu, ütopya, astroloji, hepsi bir arada. Uzun da bir kitap, olaylar nasıl gelişecek tahmin etmek çok zor. Ama önemli olan olayların gelişimi değil sanırım. Bi nevi kişisel gelişim kitabı. İnsan nasıl yaşamalı, türünden , hem psikolojik, hem sosyolojik olaylara uzaktan bakan, günümüz toplumunu anlayan ve sorunlarını uzaktan görüp betimleyerek çözümlerinin basitliğine vurgu yapan bir kitap. Misal bencillik, sahip olma, tüketme aşkı, kariyer hırsı gibi kavramlar olmasa hayatımız nasıl olurdu? gibi düşüncelere daldırıyor insanı. Aslında Sofi'nin Dünyası gibi. Farkında olmadan birbirini andıran iki kitaba başlamışım: İkisinde de birer olay akışı var ama yazar asıl anlatmak istediği şeyi bu olay akışının aralarına sıkıştırmış. Böylece okurun takip etmesi kolaylaşıyor. Kısacası sevdim. Yazar: Thea Alexander, 70lerde basılmış kitap.

Bi de yemekle ilgili podcast aradım ama tam istediğim türden bi şey bulamadım. Hani kısa kısa tarif videoları değil de, "mutfağın temelleri" gibi bi şey. Atıyorum, keki yumurtasız yaparsan ne olur, unlar arasında ne fark var, gibi. Kısa kısa youtube videoları izlemeyi sevmiyorum. Merhaba arkadaşlar, kanalıma hoşgeldiniz, türünden laflar duymaktan da bıktım hakkaten, podcast dünyasına kaçmak istyorum bu yüzden ama tabi ha deyince istediğim içeriği bulamıyorum. Netflix'te "Tuz, yağ, asit, ekşi" gibi bi belgeselimsi dört bölümlük bi seri vardı. O'nun anlatımı çok güzeldi, hem tarihini, atıyorum tuzun farklı coğrafyalardaki, dolayısıyla kültürlerdeki anlamını anlatıyor, hem de yemek yaparkenki önemini açıklıyordu. Sanırım o serinin tadı damağımda kaldı, benzer bi şeyler arıyorum:/

İşte böyle Spotify'da dolanırken Sapor İstanbul Yemek Sempozyumu kayıtlarına rastladım. Tam olarak istediğim olmasa da, yine de epey öğreticiydi. İstanbul'da yemek konusunun tarihiyle ilgili yapılan akademik çalışmalar hakkında sunumlar. Hem özlemişim böyle akademik sohbet tarzında yapılan sunumları dinlemeyi.

İşte böyle, diğer bloglarda neler dönüyor, hiç bakmadım bugün, bakıciim.

Selam eder, esenlikler dilerim,
Kanatlı Kedi

21 Mart 2020

Van tu tri for!

Merhaba sevgili insan kardeşlerim,


N'aptınız? Nası gidiyo karantinamsı günler. Haberleri okuyup okuyup deliriyonuz mu? Güzel...



Ne yalan söyliyim, bizim burda karantina falan yok pek. Okullar ve diğer sosyalleşme mekanları kapandı, kafeler, spor/sanat merkezleri vs... Onun dışında herkes sokakta. Çocuk parkları dolu, marketler, en azından bizim eve yakın olan, tıklım tıklım...Kontrollü yayacakmışız bu mereti, yani bu karantinasızlık koronadan kurtulma planımızın bi parçasıymış. Görücez bakalım. Planlar çok hızlı değişebiliyor bu meret yüzünden, bi gün "tüm önlemlerimizi aldık, korona vız gelir tırıs gider" diyen devlet başkanları, ertesi gün "birlik olmalıyız, ancak öyle üstesinden gelebiliriz" diyebiliyor. O yüzden artık onların sözüne güvenecek değilim. Önceden de çok güveniyor değildim ama güvenmek istiyordum işte.



Herkesin ruh hali bi tuhaf. Hiç olmadığım kadar sosyalim bu aralar. Sürekli birileriyle yazışıyorum, annemle iki günde bir konuşuyorum filan... Evde durmaya, insansız, kendi kendime sosyalleşmeye o kadar alışmışım ki pek koymadı bu durum bana, şimdilik. Hatta artık evden çalışıyorum, işyerimdeki zoraki sosyalleşmeden, haftasonun nasıldı gibi muhabbetlerden de kurtuldum. İnsanlık için güzel tabi böyle muhabbetler, karşı değilim, ama beni yoruyor.



Tabi dışarda dünya akıp gidiyor ve çok da güzel akmıyor. Haberleri okudukça içim şişiyor, bazen üzüntüden, bazen öfkeden, bazen stresten... Pek okumuyorum o yüzden. Sadece haber başlıklarını okuyorum günde bir defa falan. Köşe yazılarını, yorumları okumayı çoktan bıraktım zaten. Durumu değiştiremeyeceksen stres yapma, aklını tehlikeye atma, diyorum kendime sık sık. İşyerinde başbakanımız açıklama yapana kadar dalga geçip duruyordu insanlar bu virüsle, durduğum yerde sinirleniyordum. Lan hiç mi haber okumuyorsunuz, siz ölmeseniz de başkalarının ölmesi ihtimali var, ayrıca İtalya'da hastaneler dolmuş, burda da olmasın işte, bikaç hafta kimseyle görüşmesen, parti yapmasan ölür müsün? diye içimden saydırıp duruyordum. Sonra başbakan bi açıklama yaptı, işyerinde durumun tehlikesi hakkında bi açıklama yapıldı, işlerini kaybetme ihtimali olduğunu anladılar, hoop işler birden ciddileşti. Burdaki yirmili yaşlardaki insanlarda, Türkiye'de gezi öncesi gençliğinin apolitikliğini görüyorum sık sık. Dünya umurlarında değil. Ama sanırım her neslin bi şekilde burnu sürtülmesi gerekiyor, onların da sürtülecek, koronayla olmazsa, başka bi şekilde...



Sofi'nin Dünyası'na üçüncü kez başladım bu arada. İlkini Kindle'dan okuyordum, bitiremedim. İkincisini sesli kitap olarak dinliyordum, çok sevmiştim ama okuyan Youtube hesabı devam edemedi. Şimdi bir zamanlar Türkiye'ye gittiğimde aldığım basılı kitabından okuyorum, su gibi akıp gidiyor. Anlamakta ilk başlardaki kadar zorlanmadığımı fark ettim. Felsefenin temeline giriş videoları dinleye dinleye sindirmişim konuları farkında olmadan demek ki. Diline alışmışım az çok. İlk okuduğumda ne çok isyan ettiğimi hatırlıyorum. 



Cortado podcastini dinliyorum. Arkadaşımın başlattığı, oldukça amatör ruhlu, datlış bi podcast. Her konu var. Arkadaşlarıyla ama konuyla ilgili arkadaşlarıyla muhabbet ediyor, bilginin güncel halini sunuyor. Arkadaşımın hep hayaliydi sanırım bu tip bi şey yapmak; bilgili insanları konuşturmak, bu konuşmaları başka insanlara ulaştırmak... Benim gibi içe dönük bi insan için çok anlaşılabilecek bi hayal değildi bu yıllar önce ama podcastleri dinleyince anladım sonunda. Hayattaki en güzel başarılarından biri bu bence... Ne garip, para kazandırmadığı için kimsenin gözünde bi değeri yok bu başarının... Küçük yaratılarımızın, başarılarımızın farkında olalım be, kim ne derse desin ya da demezse demesin... Dinlemedeyiz dostum, sen devam et.



Dün geceyi yine bi Ferhan Şensoy gecesi yaptık. Kırkambar Gece Tiyatrosu'nu ilk defa baştan sona izledik.







Bu adamı seyretmek tarihe şahit olmak gibi, yaşadıklarını öyle bir tasvir ediyor ki, sanki ordayım. Tabi bir de bazen takip etmekte zorlandığım kelime oyunları var (en sevdiğim), aralarda söyledikleri şarkılar var... Misal bi savaş şarkısı var ki hala kafamda çalınıyor, sözleri ekşisözlükten apartıp buraya yapıştırıyorum: 



 "van tu tıri for



savaş yüksek oktanlı gayet boktan bir şeydir
bir düğmeye basarsın birden başlar katliam
hangi düğmeye bassan artık durmaz katliam
hangi akoru bassam artık bana fark etmez

yaylalar yaylalar
yaylalar yaylalar

savaş yüksek oktanlı gayet boktan bir şeydir
hemen ölürsen yırttın kim kazansa fark etmez
fakat hemen ölmezsen iki ihtimalin var
ya yaralanırsın ya da esir düşersin
yaralanırsan kıyak hastaneye geçersin
hastane en kralı savaş boyu ensesin
fakat esir düşersen iki ihtimalin var
ya kurşuna dizerler ya fırına atarlar
kurşuna dizerlerse ölürsün film biter
fırına atarlarsa iki ihtimalin var
ya sabun yaparlar ya da kağıt yaparlar
sabun yapsalar kıyak, musluğun deliğinden vıcıt akar gidersin
fakat kağıt yaparlarsa iki ihtimalin var
gazete kağıdı yaparlar ya da tuvalet kağıdı
tuvalet kağıdı yaparlarsa artık ihtimalin yok
boku yedin demektir
söylüyorum lan baştan beri

van tu tıri for

savaş yüksek oktanlı gayet boktan bir şeydir"


Tabi bunu şiir gibi değil de melodisiyle okumak gerek. Oyundaki diğer şarkıların da sözlerini böyle bulup buluşturup, olmadı kendim yazıp şarkı niyetine kendi kendime mırıldanasım var. 

Daha çok Ferhan Şensoy okumalıyım, diyorum oyunlarını her izlediğimde. 

Bir de arada bir Attila İlhan ve Şükrü Erbaş dinliyorum Spotify'da. Dün Erbaş'ın şu aşağıdaki şiirine taktım. Korona sayesinde artık ortak bir acımız var. Bakalım ne kadar sürecek bu ortak acı, ne zaman sonra kaldığımız yerden devam edeceğiz koşaradım tükenmeye. Bazen becerebildiğim bir şey var, durup hayatı, insanları uzaktan izlemek. Şu an da o anlardan biri. Belgesel izler gibi izliyorum hayatımı-zı. Bu ruh halinde olunca hiçbir şey çok koymuyor. 

Selamlar efenim,
Aklınızı koruyun, 

Kanatlı kedi


KOŞARADIM
Gittikçe yalnızlaşıyorsunuz insan kardeşlerim
Ne bir ortak sevinciniz kaldı sizi çoğaltacak
Unuttunuz nicedir paylaşmanın mutluluğunu;
Ne bir içten dostunuz var acınızı alacak Toprağı rüzgârı denizi göğü
Unuttunuz, gömülüp günlük çıkarların
O her zaman bir insanla anlamlı Tükenmez bir hazine gibi kendini sunan doğayı
Fırlayıp ilk ışıklarıyla günün dağınık yataklardan
Ve ucuz korkuların kör kuyularına Daraldıkça daraldı dünyaya açılan pencereniz.
Uzayan gölgelerle koşaradım dönüyorsunuz evinize.
Koşaradım gidiyorsunuz işinize değişmeyen yollardan Kurulmuş saatler gibi günboyu çalışıp tekdüze
Alışverişe döndü tüm ilişkileriniz, hesaplı, planlı
Ne kadar uzaksa bir felaket sizden o kadar mutlusunuz Unuttunuz başkalarının acısını duymayı Küçük çıkarların büyük kurnazları
Dışa vurmayı duygularınızı
Sevgileriniz ayaküstü, ilgileriniz koşaradım Unuttunuz konuşmayı kendinizi vererek Düşünmeden bir başka şeyi, içten yalın dürüst
Yıkanmıyor bir kez olsun yüreğiniz yağmurlarla
Unuttunuz, neydi bir ince söze yakışan en güzel davranış. Gittikçe yalnızlaşıyorsunuz insan kardeşlerim -Ki bu en büyük kötülüktür size- Denizler boşuna devinip duruyor bir çarşaf gibi
Anlamıyorsunuz inançlarını bir kez düşünmüyorsunuz.
Gerip ufkunuza mavisini, çiçekler her bahar Uyanışın türküsünü söylüyor da görmüyorsunuz. Sizin adınıza dünyanın pek çok yerinde İnsanlar dövüşüyor ellerinde yürekleri birer ülke Ömrünüzü güzelleştirecek bir şey almadan hayattan
Duymadan bir gün olsun dünyayı iliklerinizde..
Bir şeyler bırakmadan ardınızda gelecek adına Koşaradım tükeniyorsunuz insan kardeşlerim Koşaradım

27 Ocak 2020

Doksanlar hakkında muhteşem bi podcast: Yine Yeni Yeniden 90'lar

Doksanlarla ilgili müthiş bi podcast buldum, hemen herkeşlere duyurmak istedim. İşte buyrun: Yine Yeni Yeniden 90'lar. Spotify'da da var, kendi sitelerinde de var. Ayrıntılı bilgiyi 90larnerede bloguma yazdım, orayı pek okuyan yok, burdan da duyurayım dedim ama bi daha yazmaya üşeniyorum, şurdan linklere ulaşabilirsiniz.

https://90larnerede.blogspot.com/

İyi dinlemeler efem,

Kanatlı Kedi