çağdaş sosyoloji teorileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çağdaş sosyoloji teorileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Nisan 2013

ÇAĞDAŞ SOSYOLOJİ TEORİLERİ - 7

wallerstein

1930 - amerikada doğdu.
1950ler - columbia üni. den dereceler aldı (lisans, yl, doktora..)
             yl tez konusu: "mccarthycilik ve abd dış politikası" hk.
             lazarsfeld'in ve mills'in öğrencisi oldu.
1951 - bir uluslararası gençlik konferansına katıldı.
1960lar - konferanstan sonra post-kolonyal afrika üzerine uzmanlaştı.
1971'e kadar - columbia üni. de prof.
1971-76 : mcgill üni. prof.
               "dünya sistemlerinin yükselişi ve çöküşü" makalesi ile akademik ün kazandı.

1974 - "modern dünya sistemi" kitabı
          bu kitapla dünya sistemi kavramını sosyolojide araştırma odağı haline getirdi.
         
dünya sistemler teorisi:
üçüncü dünya teorilerini reddeder. ekonomik ilişkilerin bağladığı tek bi dünya vardır. sermaye ve emek ayrılığı ile sermaye birikiminin olduğu bir "dünya sistem" dir. "bi dünya ...." (nokta yerine sistem koy).

sosyal bilimlerin ekonomi, tarih, psikoloji, sosyoloji diye ayrılmasını doğru bulmaz, bu ikinci dünya savaşının sonucudur. bu yüzden dünya sistemleri analizi tek bir disiplindir.

16. yydan bu yana dünya uluslararası işbölümü ile karakterize edildi. 16.yy mimarları ise batı avrupa ve amerika. 19. yydan itibaren dünya kapitalist düzene uyum sağladı. dünya-sistem homojen değildir ki bu durum, "merkez, çevre ve yarı çevre" kavramlarının gereğidir. dünya merkez ve çevre olarak bölünmüştür.

merkez: ileri teknoloji uygular ve kaliteli ürün sağlar.
çevre: merkeze hammadde, ucuz işgücü, tarımsal ürün sağlar. ucuza satmak fakat merkez ürünlerini pahalıya almak zorundadır. eşitsizlik vardır.
yarı çevre: merkeze göre çevre, çevreye göre merkez konumundadır. 20.yy sonlarında çin, doğu avr, brezilya örnektir. merkezin üretmeyi bıraktığı sanayi üretimini yapar.

sistemin sürekli gelişmesinin sebebi şeylerin (emeğin, toprağın, doğal kaynakların, insan ilişkilerinin) metaya dönüşmesidir. bu sistemde zengin daha zengin, fakir daha fakir olur. çalışanın maaşının artması tüketimi arttırır, düşük olması ise zenginin karını arttırır (artı değer). her durumda zengin (kapitalist) kazanır.

fakat bu sistemin egemen gücü ABD, 45'ten beri bu özeliğini kaybediyor. 11 eylül ve sonrası bunu kanıtlar. demiş. her dünya sistemi birgün yok olur, yerine yenisi gelir, demiş.

praksis:
3 görevimiz vardır bu keskin değişim sürecinden sağ çıkmak için:
1. entelektüel görev: gerçekliği eleştirel ve ayık bi kafayla analiz etmek
2. ahlaki görev: bugün öncelik vermemiz gereken değerlerin neler olduğuna karar vermek
3. siyasi görev: kapitalist dünya sistemimizin şu anki kaotik yapısından çıkıp, gözle görülür miktarda daha iyiye götürmek için nasıl bir katkıda bulunabileceğimize karar vermek

1975 - modern dünya sistemi'nin ilk cildi için sorokin ödülü'nü kazandı.
1976-99 : binghamton üni. prof.
1994-98 : uluslararası sosyoloji birliği başkanlığı
1998 - "sosyal bilimleri açın" kitabı
2000 - yale üni. ne kıdemli araştırmacı
          "bildiğimiz dünyanın sonu" kitabı
2005'e kadar : fernand braudel merkezi başkanlığı
Directeur d’études associé titri ile Paris’te École des Hautes Études en Sciences Sociales'te yer aldı.
Socia Evolution & History dergisinin danışma kurulunda yer aldı.


Kaynaklar:
http://tr.wikipedia.org/wiki/Immanuel_Wallerstein
http://eksisozluk.com/immanuel-wallerstein--304104

15 Nisan 2013

ÇAĞDAŞ SOSYOLOJİ TEORİLERİ - 6

theda skocpol'un "tarihsel sosyoloji" kitabından 11. bölüm: "tarihsel sosyolojide yeni gündemler ve yinelenen stratejiler"

1970lere kadar tarihsel sosyoloji çok da saygı görmüyordu. moore, blonch, eisenstadt gibi isimler kabul görmüştü fakat, sadece bireysel çabaları takdir ediliyordu, bilim olarak tarihsel sosyoloji yüceltilmemişti.

70lerden itibaren durum değişti. charles tilly ve wallerstein'ın kişisel çabalarının katkılarıyla. gençler doktora tezlerinde daha çok tarihsel çalışmaya yer vermeye başladı. konferanslarda bu konuya yer verildi vs. 80lerde artık tamamen saygı duyuluyordu.

sosyolojinin kurucularından farkı şuydu biraz da: araştırma gündemleri kurucuların ilgilendiği zaman ve mekandan farklı zaman ve mekanları içeriyordu, yeni konuları kapsıyordu. batı merkezci konuların dışında konular da incelenir oldu.

ne gibi? aşağıda yapılan çalışmalar:

köleliğin tarihi
1250-1970 arası eflak incelemesi
batılı olmayan ülkeler ya da halklar arasında derin tarihsel karşılaştırmalar
ingiliz fabrikası,japon fabrikası: sınai ilişkilerde ulusal farklılığın kökenleri
çalışma ve siyaset: sanayide iş bölümü
sosyal demokratların toplum imgesi: karşılaştırmalı açıdan iskandinav sosyal demokratlarının kökeni ve başarıları üzerine bir çalışma
avr ve amerikada refah devletlerinin gelişimi
avr, abd ve rusya'da refah politikası ve sanayileşme
iç sömürgecilik: britanya ulusal gelişiminde kenarda kalan keltler
ırkın azalan önemi: siyahlar ve değişen amerikan kurumları
amerikada etnik girişimciler: çinliler, japonlar ve siyahlarda iş ve refah
pastadan bir parça: 1880lerden beri siyahlar ve beyaz göçmenler
siyasi süreç ve siyah başkaldırının gelişimi

------

burdan sonrasını yazmaktansa eksisozluk'ten çalışmaya karar verdim. ne kadar faydalı bilgiler var orda... o sözlük yazarları kadar yorum yapabilecek kadar öğrenebilsem bu sene, ne mutlu bana...

tarihsel sosyolojiyi anlamak için faydalı olacak başlıklar:

tarihsel sosyoloji
path dependence
theda skocpol
barrington moore
perry anderson
charles tilly
immanuel wallerstein
edward p. thompson
karl polanyi


















14 Nisan 2013

ÇAĞDAŞ SOSYOLOJİ TEORİLERİ - 5

theda skocpol'un "tarihsel sosyoloji" kitabından birinci bölüm: "sosyolojinin tarihsel imgelemi"

sosyoloji her zaman tarihle ilişkili olmuştur. zaten sosyolojinin doğması, tarihi anlama çabasına eşlik eder. tarihsel sosyolojik olduğu iddiasında bulunan çalışmaların belli ortak özellikleri vardır:

- toplumsal yapılarla, süreçlerle ilgili sorular sorarlar,
- süreçleri, sonuçlarını ve nedenlerini zaman içinde, sıralarını önemseyerek ele alırlar,
- olayların beklenen/beklenmeyen sonuçlarını anlamak için eylemlerin ve yapısal bağlamların etkileşimine dikkat ederler,
- toplumsal yapıların değişik ve kendine özgü özelliklerini aydınlatırlar.









tarihsel sosyolojinin kısmi gölgelenmesi

II.dünya savaşı'ndan sonra sosyoloji abd'de kurumlaşınca, tarihsel sosyoloji gölgede kaldı. tarihsel çalışma yapanlar da vardı fakat ampirik ve teorik çalışmalar yapan itibarlı isimler daha çok öne geçti. abd'nin o günkü koşulları evrenselleştiriliyordu. savaş sonrası abd'nin uluslararası hegemonyası  sebebiyle, modernleşme amerikaya benzeme olarak algılanıyordu. tüm toplumlar er geç abd 'nin yolundan gidecekti: ekonomik bakımdan genişleyen ve yenilikçi, yüksek eğitimli, çoğulcu siyasete yönelen ve ideolojik olmayan toplum.

mills, abd'deki bu kendini odaklayan duruma karşı çıkan aykırı bir amerikalı sosyologtu. parsons ise, toplumsal yaşamın tüm yanlarını tek bir evrensel teorik terimler bütünüyle açıklayabileceğini sanıyordu.

sovyetler birliği'nde de yine kendini odağa koyan bir bakış açısı hakimdi. tüm toplumlar sınıf çatışmasından sosyalist düzene, ardından komünist ütopyaya ulaşacaktı. kaçınılmaz son buydu.

fakat sosyolojinin tarihle olan bağlantısına tekrar ihtiyaç duyuldu. 50ler 60lar arasında marksizme yeni bir bakış açısı kazandırıldı. sadece ekonomik yönden değil, toplumun tarihsel, siyasal ve kültürel değişimini açıklamaya olan katkısı gençlerin daha çok dikkatini çekti. antonio gramsci popülerlik kazandı. ayrıca weber ve tocqueville gibi klasik sosyologlar da tekrar önem kazandı, tarihsel sosyoloji abd'de de tekrar önem kazandı.


işin özü klasiklerin dirilişi midir?

weber'in, durkheim'ın ve marx'ın yeniden yorumlanması bir entelektüel canlanmadır. sadece klasiklerin değerlendirilmesi dönemi değil, makro sosyolojik değerlendirmelerin kıymet kazandığı bir dönem olmuştur.kapitalizmin, ulus devletlerin kökeni ve gelişimi, ideolojilerin ve dinlerin yayılması, devrimlerin nedenleri ve sonuçları, ekonomik ve jeopolitik dönüşümlerin, cemaatlerin, grupların kaderleriyle ilişkilerini anlama çabası nüksetmiş, bunun için tarihsel bakış açısı gerekmiştir, günlük politikaya uygunluk çerçevesinde olayların değerlendirilmesi sığ görülmeye başlanmıştır.


tarihsel sosyolojide araştırma gündemleri

bu kitapta 9 bilim adamının çalışmaları anlatılıyor. hepsi klasik sosyologların fikirlerine yeni bakış açıları geliştiriyor. teori ile tarihsel olan arasında bağ kuruyor.



- reinhard bendix: weber'in siyasal rejimlerin dönüşümü ve bürokratikleşme kuramını temel aldı. yapısal işlevselciliğin dostça eleştirisini yaptı.



- perry anderson: weber'in siyasal rejimlerin dönüşümü ve bürokratikleşme kuramını temel aldı. düzenli akademik kariyer peşinde koşmadı (oh iyi bari, bu ne ya akademisyen olmayan giremez gibi bi hava oluşmaya başlamıştı). new left review ı çıkardı. marksist ekonomizmin ve evrimciliğin dostça eleştirisini yaptı.



- e.p. thompson: ingiltere'de işçi sınıfının oluşumu ve sanayileşme hk. marxçı fikirleri yeniden işledi. akademik kariyer peşinde değil, işçilerin arasında tarih çalıştı. sosyalist. marksist ekonomizmin ve evrimciliğin dostça eleştirisini yaptı.
 
 

- charles tilly: avr. devrimlerindeki grup çatışmaları, devlet oluşumu, kapitalist gelişme konularında durkheim ve marx arasındaki gerilimi inceledi.



- karl polanyi: 20. yüzyılın başından ortalarına kadarki piyasa düzeninin ulusal ve u.arası krizlerini anlattı. sosyalist. ekonomik kurumları ve genellemeleri eleştirdi. britanya merkezli 19. yy kapitalist piyasa toplumunun ortaya çıkışını ve sonraki krizleri inceledi.




- marc bloch: avr ve frn feodal kalıplarına değindi. bilgili ve eklektik. durkheim ve marx'tan yararlandı. soyut teorileri eleştirdi ama çok kafayı takmadı, gözardı etti. karşılaştırmalı tarihsel çözümlemede yardımcı olacak bütün teorilerin yardımını dikkate aldı. "teori, tarihçiye geçmişle ilgili daha iyi kanıtlar aramasına yardım eder sadece".




- s. n. eisenstadt: batılı olmayan örnekleri, batı tarihiyle birlikte aynı kavramsal terimlerle açıkladı. dünya tarihindeki bürokratik imparatorlukları inceledi. yapısal işlevselciliğin dostça eleştirisini yaptı.




 - wallerstein: batılı olmayan örnekleri, batı tarihiyle birlikte aynı kavramsal terimlerle açıkladı. kapitalist dünya ekonomisi tarihi bugünü ve tasarlanan yok oluşunu inceledi. akademik kariyerist. solcular arasındaki marjinal konumunda. (daha ayrıntılı gireceğiz bu konuya, sonraki makalelerde)




- barrington moore: batılı olmayan örnekleri, batı tarihiyle birlikte aynı kavramsal terimlerle açıkladı.tarım devletlerinin modern dünyaya geçiş yollarının ahlaki önemini inceledi. bilgili ve eklektik. yapısal işlevselcilikten, evrimcilikten, marx ve weber'den yararlandı. soyut teorileri eleştirdi ama çok kafayı takmadı, gözardı etti. karşılaştırmalı tarihsel çözümlemede yardımcı olacak bütün teorilerin yardımını dikkate aldı. tarihçi değil sosyolog, bu yüzden görüş geliştirmek için tarihi kanıtları kullandı. ne kadar soyut bir konu olursa olsun, tarihten derlediği somut kanıtları mutlaka sundu. savına uymayan bir tarihsel örnekle karşılaştığında bunu görmezden gelmek yerine daha çok inceledi.


büyük düşünmek için elverişli konumlar

bu 9 bilim insanı, yaşadıkları dönemde devlet ve akademik çevre tarafından oldukça fazla destek gördüler. yine de marjinaldiler çünkü büyük sorular soruyorlardı. sosyologlar arasında marjinallik daha çok, belli bir partiye üye olmasa dahi, siyasi fikri sol olan sosyologlarda görülmekte. anderson, thompson, wallerstein, polanyi buna örnektir.


işlevselciliğin, ekonomizmin ve evrimciliğin tarihsel eleştirisi

bu 9 bilim insanının içinden 6sı (tilly, wallerstein, eisenstadt, bendix, anderson, thompson), teorileriyle eleştirdiler başlıktaki konuları. ama bu büyük teorilerle tartışmak için farklı yöntemler seçtiler. nicel veri çözümleme, genelleme yapmaktan vazgeçme gibi gibi...


tarihsel kalıplar için açıklamalar geliştirme

diğer 3 bilim insanı (polanyi, bloch, moore) da tarihsel olmayan büyük teorileri eleştirdiler. fekat öncelikli amaçları var olan teorileri çürütmek/eleştirmek değil, var olan bilgiyle tarihsel kalıplardan anlam çıkarmaktı.

(hep geçmiş zaman kullandım, ayıp oldu adamlara, hala yaşıyanları var, hepsini geniş zamana çevirip okuyuverin bi zahmet..)






ÇAĞDAŞ SOSYOLOJİ TEORİLERİ - 4

mühendislik mezunu olup, sosyolojide bilimsel hazırlık okurken, diğer tüm konulara eyvallah da, çağdaş sosyoloji teoriler fena zorluyor. yine vize zamanı ve yine anlamakta zorlanıyorum makaleleri. buraya yazarak çalışayım dedim.

geçen dönemden, yani şurdan devam ettim sayılabilir (arada eksik konular var ama belki sonra tamamalarım).

Ferdan Ergut ve Ayşen Uysal'ın "Tarihsel Sosyoloji / Stratejiler-Sorunsallar-Paradigmalar" kitabından bir bölüm: "Tarihsel Sosyoloji Ne Yapar? Nasıl Yapar?"

terimler:
- özne-yapı sorunsalı
özne: düşünebilen, maliyet-zarar hesabı yapabilen ve eyleyebilen yani rasyonel özneler. bu yüzden stratejileri önemli. stratejilerinin ne olacağını ise devlet-toplum etkileşimi belirliyor.
özne önemli olunca, bazı sosyologlara göre siyasal süreçler ve etkileşimleri de önemli olur.

- problem-merkezli araştırma stratejisi
nedensel açıklama, karşılaştırma, farklılıkları bulma (variation finding), mekanizmaları ortaya çıkarma adımalrından oluşuyor.

- patikaya bağımlılık (path dependency): önceki olayların sonraki olaylar üzerindeki etkisi.
buna göre toplumsal değişimin önceden tahmin edilebilir bir yönü olamaz, her durum özgündür. tarihsel sosyolojinin diğer bilgi türlerinden en büyük farkı patika algısını öerkeze almasıdır.

- geçerlilik (relevancy) kaygısı



ilk bölüm: devlet-toplum ilişkisi anlatılıyor.

- huricihan islamoğlu ve çağlar keyder: neoliberal hegemonik söylemi, tarihsel sosyolojinin araçlarını kullanarak açıklığa kavuşturmak amacı taşırlar bu kitaptaki makalelerinde.

- ç.keyder: "tarihsel sosyolojinin gündemini  belirleyen her zaman güncel sorunlar olmuştur". ing ve frn toplumsal değişim modellerini tarihsel bağlamda karşılaştırıyor. özetle: "herkes bir gün liberal olacak" düşüncesi yalan, çünkü toplumların çoğunun ingiltere değil frn modelini takip ettiğini ve iktisadi açıdan bakınca bile frn modelinin ing modelinden daha başarılı olduğunu söylüyor. bu durumda, sadece toplumun en çok zarar görenleri değil, gelenekleri, kültürleri, devlet anlayışları tehdit edilen tüm toplumlar neoliberalizme karşı olacaktır ve bu anglo-sakson projelere karşı güçlü bi medeniyet alternatifi doğuracaktır, diyor.

üretim ilişkileri ve sınıf mücadelesi, siyasal ve kültürel alanlarda, yukardaki çalışma araçlarını kullanarak araştırma yapmış.

kıta avrupası-ingiltere (dolayısıyla amerika) arasındaki fark sadece iktisadi ilişkilerle açıklanamaz, tarihsel sosyoloji,uygarlık farkının anlaşılması gerekir, diyor.

- h. islamoğlu: 19.yydan itibaren osm. imp.'ndaki piyasa ve özel mülkiyet ortamlarının oluşum süreçlerini inceleyerek neoliberal söylemi sorguluyor.

çalışmasında, piyasanın ve özel mülkiyetin siyaset-üstü, doğal bi gerçek olmadığını, tam tersine toplumun geniş kesimlerinin katıldığı kamusal alanlarda gerçekleşen siyasal çatışmalar ve pazarlıklar bağlamında oluştuklarını gösteriyor. devlet siyaset üstü ya da sadece denetleyici bir güç değildir, çatışmalıdır. farklı aktörler, var olmak için mücadele verirler.

özel mülkiyetin oluşumu, aslında hukuk anlayışının dönüşümüdür, diyor.

- françois gerorgeon: tarihsel kopuş ve süreklilikler önemli. yaş ve tecrübe önemsizleşti. babafigürü yok oldu. benzer şey, 60lar türkiysinde de gerçekleşti. nedensel açıklama ve farklılıklarını gösteme: paylaşılan tarihsel deneyim, abilerden farklı oldukları bilincini yaratır.

nesil bilincini, ortak tarihse paylaşım oluşturur. tr'de ise, köklü okulların etkisi, otoriter rejime karşı muhalif hareket ve jön türk devrimi yeni neslin habercisidir.

- fethi açıkel: osm-tr örneğinde elit oluşum süreçlerini tarihsel olarak yeniden değerlendirdi. ritik zamanlarda elitlerin tercihleri, sonraki patikayı etkiler demiş. elitin seçtiği modernleşme yöntemi bi maliyet gerektirir. sonradan dönmek zor olur. osm modernleşmesini sadece taklit diye nitelemek yeterli olmaz, elite bağımlılık vardır.fetih geleneğinden (fütuhat) gelindiği için, akeri yenileşmeyle başlar.

- yonca köksal: batı avr. ve osm. imp. daki devlet inşa süreçleri arasındaki farklılıklar ile tanzimat döneminde edirne ile ankara arasındaki farklılıkları bulma odaklı.  devlet ve toplum birbirinden kesin çizgilerle ayrılamaz.

kopma (yerelde devlet yok, ankara) -birleşme (yerelde devlet var, edirne). devlet toplum ilişkisi yatay ve dikey olabilir.

- ferdan ergut: osm. örneğinden yola çıkarak toplum-devlet ilişkisini incelemiş. polisin ordudan özerkleşerek profesyonelleşmesi ve uygulamadaki yansıması açısından.

toumarkine: 1. dünya sav. hk yazan tarihçileri ikiye ayırmış: kabullenme ekolü ve zorlama ekolü ve tarih ile sosyal bilimlerin hala rakip algılandığını söylemiş.



ikinci bölüm: toplumsal hareketler, siyasi mücadeleler işleniyor. yeni terimler var:

terimler:
- eylem repertuvarı: ortak çıkarlar için birlikte hareket etme yolları

- eylem biçimi: repertuvarın alt kavramı, (işgal, yürüyüş vs) ikisi de patikaya bağımlıdır. yani ülkelere, ülke içindeki değişik coğrafyalara, eylemci gruplara, eylem geleneğine, eylemin dönemine göre eylem biçimi değişir.

- goodwin:hakim rejimin niteliği, rejime gösterilen sivil teveccüh ve devrimcinin bu ikisini anlama biçimi eylemi etkiler.

helena combes: eylemlerin zamanlaması, bazı hareketlerin neden başarı sağlayamadığını anlamada önemli bi anahtar sunuyor.

- jean-gabriel contamin: tarihteki ve şimdiki eylem biçimlerini kıyaslayarak geçmişi anlama çabasında. şimdiki imza kampanyaları ile geçmişteki ilk dilekçe ve idam cezasına karşı dilekçe yazma adeti.

- ayşen uysal: ifşa stratejisi, yani devlet şiddetinin (denetim repertuvarının) kanıtlarını bulup, göstererek eylemi meşru kılma yöntemi.



ÖZETLE: kitaba giriş mahiyetinde olan bu bölümde, kitapta makalelerine yer verilecek yazarların fikirleri özetlenmiş. tarihsel sosyoloji, tarih ve sosyolojinin rakip olduğu düşüncesine karşı, disiplinlerarası bir çalışma yapılabileceğini kanıtlamak için yüceltilmiş. bu alanda çalışma yapanların benimsediği belli terimler var: patikaya bağımlılık, özne-yapı ilişkisi, nedensel açıklama, eylem repertuvarı, problem merkezli araştırma stratejisi, eylem biçimi, farklılıkları anlama, karşılaştırma gibi.

günümüzü anlamak için geçmişte olaylar ne zaman, nerede, hangi koşullarda olmuş, benzeri olduğu düşünülen olaylarla arasındaki fark nedir, bu sorulara cevap arayarak bugüne gelinen araştırma biçimi.

















14 Kasım 2012

ÇAĞDAŞ SOSYOLOJİ TEORİLERİ - 3

http://kanatlikedimasali.blogspot.com/2012/11/cagdas-sosyoloji-teorileri-2.html
Burdan devam:

3. Sembolik Etkileşimcilik

Çatışmacı ya da işlevselci kuramlardan çok farklı bir açıdan bakar topluma.(kedi: bunlar 2 zıt kutup gibi duruyordu, başka açısı da mı varmış bu işin? Hadi bakalım...) 

Avrupa, yönetici sınıflar tarafından yönetilen, ABD ise bireysel hareketin daha serbest olduğu bir toplum olarak görüldüğünden bu kuram, 1945 sonrasında, Amerikan sosyolojisinde, (özellikle yapısal işlevselciliğe tepki olarak) doğmuştur. Bireyle ve onun kendini ifade etme yeteniğiyle ilgilenir.

Öncüleri: Mead (en başta gelir), Herbert Blumer, Erving Goffman, Simmel, Robert Park, W.Isaac Thomas, John Dewey, C. Horton Cooley.

Mead (1863-1931): İnsanı hayvandan farklı kılan özellikler vardır: davranışları içinde bulunduğu duruma göre ya da hedefine göre planlamak, sembollerle iletişim kurmak ve anlamını yorumlamak, bir benliğe sahip olduğunun bilincinde olmak gibi. Bu özellikler insanın kontrolü ele geçirmesini sağlar (Mead'e göre).

İletişimdeki sembollerin anlamları duruma göre, vurgulanışına göre farklı anlamlar kazanır. Derste hocanın verdiği sevimli örnek: Hababam Sınıfı'nda Şener Şen, Perran Kutman ilişkisi:)
Ortak beklentiler sonucu herkesin rolü belirlenir. Fakat roller sabit değildir. Zamana, duruma ve kişiye göre değişir.

Ferdi ben (I): İç benlik
Sosyal ben (me): Toplum içindeki benlik ayrımı yapar. Bu ikisi arasında sürekli mücadele vardır. Bu mücadele, toplum içinde olmadığımızda bile kendimizi kontrol etme alışkanlığı doğurur. "Genelleştirilmiş öteki", cenaze törenin gülmemizi istemez ve gülmeyiz. Ancak bu her zaman bizi kontrol etmez. Özellikle önemsediğimiz kişilerin yani "önemli diğerleri"nin baskısına boyun eğeriz.

Sınıf mücadelesi değil, birey ve zihni, iletişim kurma yeteneği, toplumsal davranış psikolojisi üzerine çalışmıştır daha çok. Nesneler, duygular, olaylar, insanların onlara yüklediklerinden başka anlamlar taşımazlar. Toplum her ne kadar kapsadığı bireylere rol vererek onları kontrol altında tutuyor gibi görünse de, roller değişir ve insanlar nasıl davranacakları konusunda seçimlerini kendileri yaparlar (kedi: fazla iyimser geldi bana).

Herbert Blumer: Mead'in öğrencisi. İnsanların neden belli biçimlerde davrandıklarını anlamak istemiş, laboratuvar deneylerine başvurmuştur. Yapı, süreç ve metodoloji adımlarında katkıda bulunmuş bu kurama.

Yapı: deli gömleğidir. Toplumsal roller, otorite gibi zorlayıcı ekenler olsa da, insan davranışların sadece bunların etkilemediğini söyler. Saha çalışmaları, etnografya, niteliksel sosyoloji, yani "keşfetmek" ve "yakından incelemek" yöntemlerini kullanır.

Erving Goffman (1922-1982): Mead'ten ve Durkheim'dan etkilendi. Özellikle dramaturjik fikirleriyle katkıda bulundu bu kurama. Ön bölge (sahne), arka bölge (sahne arkası) diye ikiye ayırdı hayatı. Arka bölgede insan eğitimler alır, kendini sahneye çıkmaya hazırlar. Diğer oyuncular da ona yardım eder. Sahnede tüm altyapısını sergiler. Sahne arkası ne kadar güçlü olursa, sahne o kadar başarılı olur,insan o kadar başarılı sayılır.

İkinci katkısı ise "etkileşim düzeni" alanında yapılacak çalışmalara yeni bir bakış açısı kazandırmış olmasıdır. Toplumda tabi olanlar ile otorite arasındaki ilişkiyi anlamak için, otoritenin (güç ilişkilerinin) incelenmesi gerektiğini savunur. Bu, makro ve mikro araştırma arasında köprü kurma çabası sayılabilir.

Sembolik etkileşimcilik; özellikle başka türlü cevaplanması zor önemli sosyolojik sorulara cevap aradığı, topluma tepeden değil, bireyin gözünden bakabildiği için, son 30 yılda daha fazla ilgi görmekte imiş. Toplumsal düzenle ilgili çok fikir üretmez, yalnızca bireye odaklanır. Bireyler toplumsal sürekliliği nasıl gerçekleştirebilir? Bu açıdan eleştirilebilir.

Geçmiş olsun..









13 Kasım 2012

ÇAĞDAŞ SOSYOLOJİ TEORİLERİ-2

http://kanatlikedimasali.blogspot.com/2012/11/cagdas-sosyoloji-teorileri.html
Burdan devamla:

2. Çatışma Teorisi: 
Toplum: Bireylerin, grupların güç elde etmek için birbirleriyle mücadele ettiği ve bir grubun geçici bir süre için rakiplerini bastırmasıyla çatışmanın denetim altına alındığı ortam.
Bireyler temel bazı çıkarlara sahiptir.
Toplumsal ilişkilerin çekirdeği olan güç, tüm çatışmaların merkezindedir.
Değerler ve düşünceler, toplumun kimliğini ve hedeflerini belirlemez. Farklı grupların kendi çıkarlarına ulaşmak için kullandıkları silahlardır.

4 farklı yaklaşım vardır çatışmacı teoride:
Karl Marks geleneği: Mills, Frankfurt Okulu (Eleştirel Teori)
Max Weber geleneği: Dahrendorf, L. Coser, Randall Collins
Georg Simmel
Chicago Okulu geleneği

Eleştirel Teori: 1923-Frankfurt Üni'nde Frankfurt Sosyal Teori Okulu kuruldu. Finansman Felix Weil, ilk müdür Grünberg ancak asıl adamlar Theodor Adorno ve Max Horkheimer. Marksist temele sahipler. Zamanla üye yapısı ve geliştirilen teoriler değişse de temel noktalar şunlardır:

Ortodoks Marksist düşüncenin çağa göre yeniden değerlendirilmesi,
Totalitarizmden nefret,
Nazi Almanyası ve sovyet komünizminin birey üzerindeki özgürlük kısıtlaması,
Kapitalizmin baskıcı ideolojisi.

Disiplinlerarası teoriler geliştirildi: Erich Fromm sosyalist hümanizm, W. Reich toplumsal psikoloji, Kurt Lewin grup dinamikleri ve toplumsal eylem, A. Löwe politik ekonomi,L. Lowenthal edebiyat sosyolojisi, Benjamin ve Adorno ise edb, sanat ve kitle kültürü üzerine çalıştı.

Yani, pozitivizm ve ampirisizm eleştirisi, gelişmiş toplumlardaki yeni egemenlik biçimlerinin analizi, kültür endüstrisi analizi ve bireyselliğin  geleceği konusunda karamsarlık ağır basıyordu. (Kedi: a-ha!bizim neslin kafasına gelmeye başladılar!)

Mills (1916-1962): ABD'deki sosyal bilim kurumlarına asilik etti. Aktivist. Çoğu sosyoloğun döneminin sosyal problemlerini eleştirmemesinden şikayetçi (kedi: aynı şimdiki gibi değil mi? Bugünü eleştiren sosyolog ismi şak diye gelmeli  haber takip eden herhangi bir insanın aklına). Amacı sosyal reform yapmak, Amerikan halkına sosyolojiyi tanıtmaktı. Amerikan liberalizminin kritik eşiği aştığına inandı.Çağımızın ahlaki rahatsızlığından, kitlelerin siyasal ve toplumsal liderlerin kontrolüne girmesinden ve çağdaş aydınların manevi liderlik görevlerini yapamadıklarından şikayet etti. Dili anlaşılırdır. (Toplumbilimsel Düşün kitabı)

Bourdieu (1930-2002): Toplumun sınıf çatışması ile incelenmesine dayalı Marksist görüşe karşı çıktı. Sınıf yerine "alan" kavramı kullandı. Akademik, dinsel, ekonomik ve güç alanları farklı farklıydı. Okullardaki eğitimi çok önemsedi. Farklı alanların özerk olabileceğini söyledi (politika ile ekonomi birbirinden bağımsızdı mesela. kedi: nasıl olabilir ki o?)

Ekonomik(ekonomik kaynaklara egemen olmak), toplumsal(ilişkilere egemen olmak) ve kültürel 3 farklı sermaye tipi olduğunu savundu.  En çok kültürel sermayeye değindi: Ebeveynler verir çocuklara bunu. Farklı sınıflar arasındaki zevklerin nasıl farklılaştığını, bu sermayenin bireyin başarısını, eğitim sürecini nasıl etkilediğini anlamaya çalıştı.

Dahrendorf (1929-2009): Üretim araçkarının mülkiyetine değil, güç ve iktidara sahip olmanın önemine değindi. Kişi belli bir konumda egemenken başka bir konumda "tabi" olabilir. Misal: Gecekodu  mahallesinde hemşehrisine ev temin eden eski mahalleli egemendir, ama metropolde çalıştığı işyerinde ya da şehrin modern bölgelerinde tabi konumundadır. Buradan çıkar grupları ve çıkar ilişkileri kavramlarını üretti. Otorite her zaman statükosunu sürdürmeye çalışır. Bu durum çıkar çatışmasına sebep olur.

Marks gibi proletaryanın en sonunda mutlaka devrimci sınıfa dönüşeceğini düşünmedi. Bunun için koşulların uygun olması gerektiğini, dönem dönem tabi sınıfın refahının artabileceğini, dayanışmanın bu zamanlarda gevşeyeceğini söyledi. Sanayinin (teknolojinin) artmasıyla işçi farklılaşıp kendi içinde bölünecekti, dayanışmasını daha da zorlaştıracaktı.

Sürekli çatışma O'na göre kaçınılmazdı ve toplumsal düzenin temeliydi. Yani çatışmacı ve denge teorileri arasında köprü kurmaya çalışan bir sosyologtu. (kedi: "allah rahmet eylesin, çok iyi adamdı" diyesim geldi. demek ki neymiş, di li geçmiş zamanda anlatmamak lazımmış)

Lewis Coser (1913-2003): Parsons'ın öğrencisi. Marx, Weber ve Simmel'den beslenmiştir. Birey psikolojisini önemser. İnsanlarda saldırgan/düşmanca güdüler bulunduğunu, sıkı  ilişkilerde sevgi ve nefretin bir arada bulunduğunu savunur. Bu durum çatışmaya yol açar. Bu illa ki olumsuz bir şey değildir. Çatışmaların, çatışan grupların kimliğini belirlemede faydalı olduğunu düşünür.

Randall Collins (1941- ): Weber, Durkheim, Mead, schutz ve Goffman dan etkilenmiştir. Böylece denge ve çatışma teorilerini harmanlamıştır. Servet, güç ve saygınlık "meta"dır ve az bulunur. Bu nedenle insanlar bunlara devamlı sahip olmak ister, eşit pay almayı reddeder. Diğer insanlar itibarsızlıktan kaçmak için mücadele etmek zorunda kalır. Yani çatışmanın temelinde "baskı" vardır.


Çatışmacılar neden eleştirildi?
- Bir insanın kazancının bir başkasının kaybından oluştuğunu düşünürler. Halbuki her zaman böyle değildir.
- Bireyin fikrinin yalnızca güçlünün çıkarlarının bir yansıması olduğunu savunurlar. Bu sav, olayların açıklanmasında her zaman yeterli değildir.
- Çatışma teorisi, bir grubun gücü nasıl koruduğunu açıklayabilir, ancak güce nasıl sahip olduğunu o kadar iyi açıklayamaz.

Bu da bitti çok şükür...Sıradaki gelsin...










ÇAĞDAŞ SOSYOLOJİ TEORİLERİ

Sosyolojiye giriş dersi, uzaktan eğitim ders notlarından ve derste hocanın anlatımından tuttuğum notlardan özetle:

Sosyolojik teori: Soyuttur. toplumu anlama ve açıklama iddiası vardır, ancak yalnızca uzmanlarının anlayabildiği bir dili vardır. Toplumsal gerçeklikleri kullanma kılavuzudur. Bilimsel olduğu iddiası taşır. Günlük rutin hayatı açıklamaya çalıştığı için rutin hayat beklendiği gibi devam ettikçe sosyolojik teoriler gereksiz görünebilir. Alışkanlık haline gelen hayatta bir aksaklık olduğunda, alışkanlıklarımızdan vazgeçmek zorunda kaldığımızda, yapıların, sistemlerin ve teorilerin önemi öne çıkar.

Klasik sosyal teori: Comte, Marx, Durkheim, Weber, Simmel öne çıkan isimleridir. Onlar, hem toplumun yaşadığı değişimi anlamaya, hem de değişime yön vermeye çalıştılar. Sisteme, çevreye, ortama bireyden daha büyük önem atfeder bu teori. 19.yyda özellikle geçerlidirler. "Ortak yapıyı, iyi toplumu oluşturmak için gerekirse kendimizden pek çok şey feda etmeliyiz." düşüncesi hakimdir. Görüşleri çağdaş sosyoloji teorilerine temel oluşturdu.

Çağdaş Sosyoloji Teorileri: Özellikle II. Dünya Savaşı ve sonrasında geliştirilen teorilerdir. 20.yyda sınıf çatışmaları büyük ölçüde tartşılmamaya başlanmıştır. Yıkılması umulan kapitalizm bütün krizlerden daha da güçlenerek çıkmıştır. Böylece, 19. yy da sınıf çatışmaları sebebiyle göz ardı edilen farklılıklar (beyaz ırk üstünlüğü, zencilik, erkek üstünlüğü gibi) eleştirilmeye başlandı.  Yükselen ülke, ABD Avrupa'dan kalan sömürgecilik mirasını almak istemedi, sadece iyi yönlerini aldı. Sömürülen insanların da hoşuna gidecek şekilde, sistemi yeniden inşa etti.

Toplum içinde bireyin rolü önemsenmeye başlandı. Toplum yasalarının belirlenmesinde bireyin katkısı nasıl olurdu? Bu sorulara yanıt bulabilmek için çağdaş sosyal teoriler ortaya çıktı.


1. İşlevselcilik, Yapısal İşlevselcilik, Yeni İşlevselcilik

İşlevselcilik:
Toplum: farklı parçaları birlikte işleyen bir sistem. Bir istikrar ve dayanışma ortaya çıkarmayı amaçlar.
Sistem öğeleri karşılıklı ilişki içindedir, işleyişe olumlu katkıda bulunurlar. Sistemler birbirleri üzerinde etkili olabilir. Toplumun işleyişini canlı bir organizmanın işleyişi ile benzeştirilir:

Evrim benzetmesi: Sistemler, sürekli değişen toplumda, varlığını sürdürmek için koşullara uyum sağlamaya ve evrimleşmeye, "dengesini" korumaya, her öğesinin düzgün işlemeye devam etmesi için çalışmaya mecburdur.

Organ benzetmesi: Toplumda (tıpkı vücutta olduğu gibi) çeşitli işlevleri olan kurumlar/olgular vardır. Bunlar işlevini yerine getirdikçe var olur, yoksa zamanla yok edilir. İşlevini yerine getirmemesi artık o işleve ihtiyaç duyulmadığının da göstergesi olabilir. (Cumhuriyet nedeniyle şeyhülislamlık makamının devredışı bırakılması gibi). .toplumun varlığının sürmesinde organın işlevini anlamak, sosyologun işidir.

Toplumun normal hali, denge halidir. Denge ise toplum bireyleri arasındaki ahlaki mutabakata bağlıdır. Dengeye çok bağlı kalan işlevselcilik toplumdaki değişimleri tam olarak açıklayamaz.

(Kedi: -malı, -meli demek kolay, sıkıysa değişimi açıkla!)

Öncüleri: Darwin, Spencer, Comte, Durkheim sayılabilir.

Yapısal İşlevselcilik:
Kaynağı: Parsons (1902-1979) küresel bir toplum kuramı geliştirmek için Weber ve Durkheim'dan yararlandı. İşlevselciliğe yapıyı getirdi. Ne demek bu?Toplum, bireylerin ötesinde, kendine ait bir hayata ve yapıya sahip canlı bir varlıktır. İşlevselcilikteki evrim anlayışına ek olarak "alt sistemler"i açıklar. Toplum, alt sistemlerden oluşur ve bunlar birbiriyle ilişki içindedir, aynı zamanda da bağımsızdırlar.

Misal: Ekonomik sistem, nitelikli işçi için eğitim sistemine, okullar gelecekteki öğrencileri için aileye bağımlıdır. Bu alt sistemler toplumun 4 temel ihtiyacını karşılamış olur: A.G.I.L. (temel değer sistemi)
A (Adaptation), G(Goal attainment): amaca ulaşma, I(Integration): bütünleşme, L(Latency): varlığını sürdürme. Bunları istikrarlı ve etkili bir sosyal sistem için gerekli görür.  (Kedi: istikrar her şeyse demek..)

Her birey toplumdaki rolünü eksiksiz oynadığında istikrarlı sosyal sistem sağlanır. Sadece bunun verdiği dış baskıyla değil, birey de rolünü iyi oynamak ister. Çünkü sosyalleşmek ister. (Kedi: rolünü oynamak istememek, toplum dışına atılmak demektir. Kullanılmayan organ, devre dışı bırakılırdı ya hani, ondan işte)

Yani, temel değer sisteminde, "ahlaklılık" önemlidir.
Eylem ve sistem, temel kavramlardan.

Neden eleştirildi?
"Aşırı determinist,
insanları özgür irade ve kişilikten yoksun kuklalar gibi görüyor,
düzeni fazla vurgulayıp, iktidarı gözardı ediyor,
devrimci değişimleri açıklayamıyor, muhafazakar,
ABDye özgü bir yaklaşım,
dili çok çetrefilli (kedi:eğer öyleysen seni hiç sevmeyeceğim Parsons, zaten çok da sevmedim)." diyenler olmuş.

"Farklılıklar, eşitsizlikler problem teşkil edecek olsaydı, tanrı böyle yaratmazdı" düşüncesi hakimmiş.


1970lerden itibaren Marx ve Weber'in çatışmacı kuramları Avrupa'da ve ABD'de daha etkin hale gelmiş. Lakin işlevselcilik daha ölmemiş!...

Yeni İşlevselcilik:

Parsons'ın öğrencileri Robert K. Merton ile Lewis Coser, Jeffrey Alexander, Jürgen Habermas ve Niklas Luhman yeni işlevselcilerden sayılabilir.

Alexander: İşlevselciliği kuram değil, okul olarak görür. Eylem ve sistemi birbirine zıt olarak düşünmez. Eylem, "yorum" ve "strateji belirleme" etkisiyle meydana gelirken, sistemi de "kültür, toplum ve kişilik" oluşturur. Toplumsal eylem ve sistem birbirini doğurur. Toplumsal eylemi mikro, sistemi makro düzeyde değerlendirir. Makro mikroyu, mikro da makroyu etkiler. (Kedi: bundan net bi şey anladığımı söyleyemem)

Çok şükür, bitti bu kısım.