emma stone etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
emma stone etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ağustos 2016

Film: The Help (Duyguların Rengi)



Bir kitap ünlü olduğunda, ne ile ünlendiyse, onun hakkında bir kapak tasarlayıveriyor yayınevleri. Dolayısıyla bi kitabın filmi çıktıysa, illa o filmden bi sahne koymak zorunda hissediyorlar kapağa. Muhtemelen okurun Hollywood simalarını kitap kapağında görmesi satışları arttırdığı için bu yolu tercih ediyorlar. Fakat bu durum bazen kitabın sıradan görünmesine sebep olabiliyor. Kitabın içeriğini anlatamayabiliyor.

Örneğin Duyguların Rengi. Filmi çıkmadan önce Türkçe'ye çevrilmedi sanırım. Türkçe baskısında bulabildiğim tek kapak yanda gördüğünüz. 

Bu kitap türkiye'de ilk defa vitrinleri işgal etmeye başladığında "püf" deyip geçmiştim. Uluslararası bestseller olan, üstüne bir de filmi çekilen romanlara karşı önyargım var. Kapakları hep birbirine benziyor. Gerçeklerden uzak, prenses hikayeleri. Bu kitabı da öyle bi şey sanmıştım. Hiç girmedi ilgi alanıma. Dört tane kadın vardı kapakta, ikisi hizmetçi, siyahi. "Duygu" kelimesi geçiyordu kocaman. Üstelik mottosu "Değişim bir fısıltıyla başlar." idi. Dedikodular, duygular, kadının özgüveni vs... Modern dünyanın dillere doladığı, moda haline getirdiği özgürlük vaatlerini çağrıştırdı hemen.

Şimdi neden birden ilgileniverdim o halde?

---

Geçtiğimiz günlerde bir internet sitesi keşfettim: www.whatismymovie.com Aklında bir film sahnesi var fakat hangi film olduğunu, kimlerin oynadığını hatırlamıyor musun? Birkaç anahtar sözcük yaz, site sana bütün ihtimalleri sıralasın.

Ben de siteyi kendi amaçlarım doğrultusunda kullandım. Şöyle ki, uzun zamandır hep kadın yazarlarla ilgili film izleme isteği dolanıyordu içimde. İçim şişmişti erkek dünyasına maruz kalmaktan. "Female author", "author, woman" gibi çeşitli söcüklerle arama yaptım, afişi ilgimi çeken filmleri not aldım. İşte o notların arasında The Help de vardı. Hatta en çok bu ilgimi çekti çünkü bir zamanlar hafızamda yer kaplamasın diye arka kapağını okumaya bile yeltenmediğim bu romanda, hiç beklemediğim şekilde kadın bir yazar/gazeteci yer alıyordu! Üstelik siyahi hizmetçiler hakkındaydı! Çok şaşırdım, önyargılarıma kızdım, ilk fırsatta da oturdum izledim tabii.

Filmdeki oyunculuklar müthiş, tam aradığım kıvamda bir gerçeklik var. Yazar, New York'ta magazin yazarı değil, gerçekleri yazarak ifade etme aşkı duyan gerçek bir yazar. Hikaye hizmetçilerle ilgili, bu da bu sıralar özellikle ilgilendiğim bir konu. Türkiye'de çıkan Toz Bezi filmini uzun zamandır takip ediyordum. Ağustos sonunda Amsterdam'da gösterilecek, heyecanla bekliyorum. Taa 2013'te bu bloğa "acaba blog yazan bir temizlikçi var mıdır?" içerikli kısa bi yazı yazmıştım. O zamanlar nereden aklıma geldi bu soru, bilmiyorum fakat o zamandan beri merak ettiğim konulardan biri. Sibel K. Türker'in Mecnun Kelebekler'i ve George Orwell'in Burma Günleri de pekiştirmişti merakımı. 

---

Ve tabi bu ilginin bir de kişisel bir sebebi var: Son iki yıldır hayatımda ilk defa, yaşadığım evde bir temizlikçi çalışıyor. Üniversite yurdunda da vardı ama bu seferki daha farklı geliyor nedense. Benim kirlettiğim ve istesem temizleyebileceğim şeyleri başkasına yaptırmak çok tuhaf bi şeymiş. Temizliğe zaman bulamayan biri olsam neyse ama zamanım var. Kiranın içine temizlik de dahildi, istesek de istemesek de o parayı verecektik, biz de kazıklanma korkusuyla büyümüş her Türk gibi, hiç düşünmeden "tamam, gelsin" dedik. Şimdi ahlaki bi savaş içindeyim kendimle. Şimdiki aklım olsa, istemezdim. Fakat bu saatten sonra "gelme, gerek yok" demek O'nu işinden etmek olur. Ayrıca "neyime gıcık oldun ki" diye düşünebilir. Nasıl anlatırım derdimi? "Benim kirlettiğim yeri başkasının temizlemesi, kendimi Hindistan'daki memsahibler gibi hissetmeme sebep oluyor." mu diyeyim? Koskoca bi sektör var, bu işten para kazanan milyonlarca insan var. İşsiz mi kalsınlar? Nedir benim derdim? Karşı olduğum şey tam olarak ne? Ev temizlemeyi alçaltıcı bir iş olarak mı görüyorum? Neden? Kafalar karışık bende... Filme dönelim.

---

Kısacası film, bir adet kadın yazar, bolca siyah hizmetçi, bolca beyaz evhanımı barındırıyor. Üstelik hizmetçilerden biri de yazmayı seviyor. Her gün yatmadan önce yazarak dua ediyor. 

Film, Burma Günleri ile Mecnun Kelebekler'in karışımı bir etki bıraktı üstümde. Konu hizmetçilerin yaşamı olunca, siyahların ezilmesi ile alt sınıftan olanların ezilmesi birbirine çok benziyor. İnsan günlük hayatta kendinin yapabileceği ufak işleri başkasına yaptırınca kibirleniyor. Ve bu kibir, hizmetçinin hayatında iki durumda da benzer etkiler bırakıyor.

---

Toz Bezi'nde neler göreceğim bakalım... Muhtemelen The Help'teki kadar iç açıcı bir sonu olmayacak. Malum, çok satanlara girebilmek için bedava bulmuş gibi umut dağıtmanız lazım. Türkiye'de umut bedava değil, bedavaymış gibi davranmayı da pek sevmiyor sinema dünyamız.

---

Yazıya başlamadan önce The Help'in diğer kapak tasarımlarına baktım. Bikaç güzel örnek buldum. Bence en güzeli ilk ikisi.

 

  







29 Aralık 2012

İYİ FİLM: PAPER MAN

filmler iyi film-kötü film diye ayırmam ne kadar çirkin, yukarıdan bakan bir tavır, farkındayım. ama o kadar kötü niyetli değilim be okur, bana göre iyi film-kötü film işte.. her seferinde uzun uzun yazayım mı: "bence..." diye. bence öyle olmasa, genel kanı bu olsa, asıl onu belirtirim ya da bi şekilde anlarsın. yani kişsel bi bloga yazdıysam, bence'dir di mi, üzme beni hadi, kafam çalışmıyor bu saatte.

üç beş his aktarıp uyuyacağım. bak cümle başlarını büyük yazmaya bile üşeniyorum.

------

paper man. türkçesi karton adam. hoş gelmiyor kulağa, paper man demeyi tercih ediyorum.



jeff daniels başrolde. yazar. odaklanamıyor, yeni bi şeyler yaratamıyor. bi kasabada bi eve yerleşiyor sadece yazmak için. sonra olaylar olaylar.

----

johnny depp in secret window unu hatırlattı  bana. insanlıktan uzak bi evde yazmaya çalışan, kendiyle savaşan yazar hikayesi olunca... ama o'nun gibi gerilimli değil. sakin, hatta komik bi film.

insan izledikçe yazmaktan korkuyor.

ama itiraf edeyim, film bitince, ben de hikayemi yazmaya başlasam mı, dedim. dünyada bunu diyen kaç yazarolmakisteyenzavallı var acaba.

bi karakter yaratsam, ona benden ondan bundan bi şeyler katsam, ben ölsem o yaşasa. ben yaşarken de yaşasa. birileri okusa, beni anlasa, bana benzeyenleri anlasa. birilerinin içindeki o tanımlayamadığım değişikliği bi kez de ben gerçekleştirsem. hani o yazara gidip sarılmak istediğin an olur ya, ama sarılırsan hiç de o hayalindeki gibi olmayacaktır hani.

çünkü yazarın yarattığı karakterle, okurun kafasındaki farklıdır. okur aslında karaktere yakınlık duyar. yazara sadece karakterle tanışmasına vesile olduğu için minnet duyar.

ki minnet, o kadar da samimi bi his değildir.

belki iyi yazarlar, gerçekten okurun içine işleyecek şeyler yazanlar, yarattıklarının ününü kıskanıyorlardır.

bi özlem bastırdı yine yüzüme, gözüme, başıma, üstüme.

---------
tabi bunların filmle ilgisi yok.

sevgili yazarımız richard'ın bi hayali kahramanı var, kasabadan edindiği bi arkadaşı, o arkadaşının hayali arkadaşı ve ergen sevgilisi, bi de richard'ın karısı var (ki kendisi friends'in fibi si).

jeff daniels yani richard da salak ile avanak'ta jim carrey'nin kankisi ya da newsroom'daki haber sunucumuz karizmatik adam.

----
film anlatmayı sevmiyorum sanırım.

sevgili richard yazar olmasa bu kadar sevmeyebilirdim. iyi geceler paper man..