21 Şubat 2017

Kitap: Yeşil Elmalar (Nazım Hikmet)

Nazım Hikmet'in üç romanını okudum son zamanlarda. Ortalığı toplarken gözüme takıldılar, artık iyice unutmadan bi şeyler yazmam gerek, dedim.

Şiir okuyamıyorum, bi şekilde gönlümün şiir gözü kapalı, açamadım yıllardır. İçine giremediğim, çok yabancı bi dünya şiir dünyası. O yüzden, sol edebiyatın rakı masası mezesi olarak kullanmasını saymazsak, Nazım Hikmet'le şiirlerinde yüz yüze bi türlü tanışamadım, tanıştıysam da bi türlü sindiremedim (Cem Karaca şarkıları hariç). Romanlarının olduğunu öğrenince, herkesin kankası olan Nazım'la nihayet tanışabileceğim için, çoook çok sevindim.

Üç romanını okudum (biri yarım kalmış): Yeşil Elmalar, Yaşamak Hakkı ve Yaşamak Güzel Şey Be Kardeşim.

Diğer ikisi tamam da, Yeşil Elmalar'da bi türlü anlaşamadık kendisiyle. Çok satsın diye yazılmış kitaplar gibiydi. Umarım o amaçla yazmıştır. Hikayesini gerçekten çok merak ediyorum. Yoksa kendisini tanımadan -aslında temelsizce- kendisine duyduğum saygı epey sallantıya girdi. 

Tüm klişeleri bir araya toplamış, oradan fantastik bi macera kitabı çıkarmış sanki. İlk sayfadan karşıma çıkan cümleye bakınız:

"Uzun boyluydu, ama çok uzun değil, bir kadına yaraşacak kadar uzun boylu." Boyun bile kadına yaraşırlıkla ölçülmesi yakışıyor mu koca Nazım Hikmet'e? Devamında da bu "kriterlere uyan mükemmmel kadın" tariflerine çokça rastladım. Pek çok solcuda, arkadaşlar arasında da, rastladığım bu, kadını estetik bi değer olarak görme kafasından tiksiniyorum. Sizin bunu yapmamanız gerekiyor, en çok da sizin yapmanızdan tiksiniyorum. Kadın da insandır ve kimsenin güzellik kriterlerine uymak zorunda değildir, ha kapitalizmin makyaj köleleri olmuş kadın, ha sizin güzellik kriterlerine uymaya çabalamış ne fark eder? Aynı şeye sebep oluyorsunuz. 

Neyse... 

Misal, şimdi uygarlıktan henüz nasiplenmemiş yerlilerden bahsediyor:

"Ayna nihayet kadınların eline geçti. Dikkat ettim, ilk vahşi kadın aynaya bakar bakmaz, hemen elleriyle saçlarını düzeltmeye başladı. Ne tuhaf şey! Beyaz bir kadının aynaya baktığı zaman yaptığı ilk hareketleri o oluyor." Ne diyeyim ki şimdi? Kafasında yarattığı hikayeden bi genellemeye varmış. Gerçekten böyle bi şey gördü mü görmedi mi onu da bilmiyoruz. Beyaz bir erkek eline ayna alırsa saçını düzeltmez mi? Ya da bütün beyaz/yerli kadınlar eline ayna alınca saçını mı düzeltir? Yerli bi kadının ayna görünce tırsıp aynadaki görüntüye dokunmaya çalışması daha gerçekçi değil mi? Yoksa bunlar Nazım Hikmet'in kafasında çizdiği kadın tipinin bi yansıması mı? Sonuncu sorunun cevabı elbette evet. Fakat bu cümleleri tanımadığım bi yazardan okusam hadi ordan der, bırakırdım kitabı. Nazım Hikmet diye sonuna kadar zorladım kendimi. 

Sıradaki klişeye geçelim: "Ayşe korkudan titriyor. Onun korkusu bana cesaret verdi..." Bunu söyleyen başkahramanımız, elbette bi erkek. Onun korkusu bana cesaret verdi, nedir ya? Evet, insan, yanında biri korkuyorsa, koruma içgüdüsüyle cesaretlenebilir, ki hikayenin devamında da Ayşe, başkahramanı Halit Cemil zayıflıktan gitgide yok olurken, O'nu kurtarıyor. Fakat burda da yeni bi klişe çıkıyor karşımıza: Ayşe'nin korkusu, hayati bir tehlikeden, yamyamlara yem olmaktan kaynaklanıyor. Halit Cemil ise azdırıcı bi iksirin etkisine girip gece gündüz sevişmek zorunda kaldığı için zayıf düşüyor. Bak sen! Ne fantazik dertleri var yavrucağın... Tabi ki Ayşe, o kadar vefakar-cefakar Anadolu kadını ki, erkeğini bu iksiri veren zalim Kraliçe'nin elinden kurtarıyor! Hatta şöyle diyor: 

"Başını eğme, gözlerime bak! Sen Göksel değil, Halit Cemil'sin! Anladım. Ve artık senin mahvolmana müsaade edemem. Kıskanıyorum sanma! Birdenbire o kadar çok ve öyle müthiş kıskandım ki seni, kıskançlık denen şey kendi kendinin tutuşturduğu ateşle yandı, kül oldu içimde. Seni kıskanmıyorum. Fakat, mademki Halit Cemil'sin, benim erkeğimsin, kurtaracağım seni. Dişi bir kaplan gibi dövüşerek, erkeği elinden alınmış bir kadın gibi kurnaz ve korkusuz olarak kurtaracağım seni!"

Kadın gibi kadın beeeaaa! deyip rakı masasına meze etmelik kadın. 

O kötü kadını görüp, zalim de olsa güçlü, kendini erkeğine adamayı görev edinmemiş, akıllı mantıklı bir kadın karakter de var, diyorsanız, yanılıyorsunuz. Aslında o da eski kocası sayesinde zengin oldu. Eski kocası başına kakmak için de kullanılabilecek şu cümleyle durumu bize açıklıyor: "Seni dünyanın en zengin kadını yaptım. Fakat, bu serveti elinden kaçırmaman için, beyaz rakiplerine karşı yamyamların ve kafatası avcılarının kraliçesi olmalısın."

Kısacası bu romanı okurken sinirden hop oturup hop kalktım. Öte yandan, diğer iki romanında da kadın sık sık estetik değer olarak yüceltilip betimlense de, sırf güzellikten ibaret kabul edilmemiş. Ayrıca karakter analizleri ve diyaloglar çok daha doyurucu, edebi açıdan da doyurucu. O yüzden bu Yeşil Elmalar'ın tamamen ticari kaygıyla yazıldığını düşünmek istedim. Öyle bile olsa hoşgörülebilirliği tartışılır ama hiç olmazsa bi bahane olur.

İşte bu kadar şimdilik, 
Selamlar