07 Nisan 2020

Karantina Çelıncı - 14

Nisan'ın yedisi, çelıncın ondördü. Zamanın bu kadar hızlı geçmesine isyanım var yine. Arada bir geliyor. İçimde büyüyemeyen bi ergen var zaten, bi bahane olsa da isyan etsek diye pusuya yatmış bekliyor. Büyü de gel çocuk, büyü de gel, diyorum kendime. Çünkü o tam bir ergen, içimdeki çocuk falan diye işi romantikleştirmeye kalkmanın manası yok:)

Miyazaki'nin hayatının on senesini anlatan belgeseli izledim. Daha önce paylaşmıştım linkini sanırım. Ama üşenmedim bi daha buldum bak burda. Huysuz, yaşlı, yaratıcı bir amcaymış. İzlediğim filmlerin arkaplanında neler döndüğünü görmek çok ilginçti. Yine bir şeyler üretmek için odaklanabilen, kendine bi rutin oluşturmuş, bi amaç edinmiş, hayatını anlamlı kılmış insanlara özendim. Oğluna olan acımasızlığına hem üzüldüm, hem de iyi dedim, hayatta "yapamıyorsan bu işi bırak" diyen birilerinin olması da güzel, birilerinin de bunu demesi gerekiyor. "İstersek her şeyi yapabiliriz" naifliği mi desem, şımarıklığı mı... Bazen ben de uyuyorum bu akıma ve her seferinde göt olup kalıyorum. Bazılarımız da bazı şeyleri yapmasın. Bazılarımız da büyük büyük şeyler başarmayıversin, büyük büyük hedefleri olmasın... Bu büyüklük arayışında eriyip gidiyor bazen günlerimiz.

Sofi'nin Dünyası'nı bitirdim sonunda. Keşke benzeri bi kitabım olsaydı da hemencik başlasaydım. Yok sanırım, yine Sibel K. Türker'in bir kitabına, Hayatı Sevme Hastalığı'na başlayacağım sanırım. Sesli kitap olarak da Suç ve Ceza'ya başladım Youtube'da. Nebi Kaya isimli bir hesapta okuyorlar. Çok güzel bir ses. Kitap da Dostoyevski'nin neden Dostoyevski olduğunu hatırlattı.

Yine, Dostoyevskili, Miyazakili, bu insanlarla benim aynı oksijeni soluyor olmamız mümkün mü, adil mi, diye düşündüğüm bir günden, hepinize selam ederim,

Kanatlı Kedi 

06 Nisan 2020

Karantina Çelıncı - 13

13. günden merhabaaalar.

Üstümde yine olumsuz bi havalar var ama merak etmeyin, çok üstünde durmadan, iki link paylaşıverip gidicem:

Birincisi https://www.mybluprint.com/ . Normalde ücretli olan kursları, Korona sebebiyle 16 Nisan'a kadar ücretsiz. Genellikle elişi, yemek, sanat gibi konularda, "kendin yap"abilesin diye kısa kısa derslerden ibaret. Tam istediğim gibi yemek dersleri var, mutfakta neyi neden ve nasıl kullanırız gibi sorulara cevap veren. Şimdilerde şunu izliyorum: 20 Essential Cooking Techniques

İkincisi ise bolca podcast linki paylaşan Gülen Blog'un yazısı: Şurda. Özgür Mumcu ile Eray Özer'in sunduğu Yeni Haller'i dinledim şimdiye kadar, sevdim. Diğerlerine de yarın filan bakıciim. 

Dinlencek çok şey var efem, çok şükür.

Sevgilerlen,
Kanatlı Kedi

05 Nisan 2020

Karantina Çelıncı - 12



Yeni yoga matım geldi ama yardımınıza ihtiyacım var. Kayıyor bu nalet şey. Ellerim ayaklarım kayıyor, üstelik daha dersin başında, daha terlemeye tam olarak başlamamışken... Kaymayan matı bulmak için bissürü yorum okumuştum, sonunda yine korktuğum başıma geldi. 

Sizin matınız da kayıyor mu? Ne yapmak gerekir? İnternette bikaç yazı buldum konuyla ilgili. Yeni aldığın için kayıyordur, zamanla düzelir diyen de var, özel mat spreyiyle sil diyen de, makineye at diyen de... Makineye atılabilen bir mat olduğundan emin değilim. PVCden yapılmış ama ne demek bu? Ahanda ürün bu: https://www.gaiam.nl/premium-granite-storm-yogamat-6mm/ 

İnsan eli kayarken nasıl plank duruşu yapabilir ki? O kadar şikayet ettiğim kilimim daha iyiydi sanırsam:/

Aldığım firmaya mail attım, anlattım durumu, nasıl çözebilirim bu problemi diye sordum. Cevap verirler mi bilmiyorum. O zamana kadar fikrinize ihtiyacım var. Gerçekten zamanla düzelir mi? Düzelmez derseniz, 30 gün içinde iade hakkımı kullanabilirim belki. 

Bugün kayıp durduğum için hep yaptığım video egzersizini bitiremedim, daha kolay, oturduğum yerden esnemeli bi versiyonunu yaptım. Yine Çetin Taşdemir'in şu videosu. Başlangıcın da başlangıcı bu.

Vee hurmalı, şekersiz atıştırmalık yaptım. Tarif kimden? 2cities1woman'dan. Benim ıslattığım hurmaların birkaç tanesi kurtlu çıktı, mecbur çöpe attım. Boyutları da sanırım biraz küçüktü. Kakaoyu da biraz fazla koymuş olabilirim (silme değil de tepeleme mesela). Sonuç olarak tadı biraz fazla bitter oldu. Ben bitter severim de, u. yemez diye biraz değiştirdim tarifi: Tatlansın diye bir muz ekledim, ezdim, karıştırdım, tabi çok cıvık oldu bu sefer de. Bir miktar daha ceviz badem ezmesi ve hindistan cevizi ekleyip karıştırdım. Yuvarlak yapılabilecek bi kıvama gelince oh dedim kurtardık. 

Bana ders olsun, kakaoyu öyle tepeleme değil, silme koy, hurmasını da bol tut, cimrilik etme. 

Tadını çok sevdim. Meğer hurma ne şekerli bi meyveymiş! Normalde bi oturuşta hepsini yiyebilirim ama ufak tefek porsiyonlarla alıyorum yanıma ki yemeyeyim. 

Bu tip şekersiz tariflerde genellikle yarım yamalak bi tatlılık oluyor, o sağlıksız şekerlerin yerine geçmiyor bi türlü. Ama bunu sevdim. Sıkılana kadar epey bi süre idare eder bu beni. Haftada bir yapsam tüm hafta evde çikolatam hazır. Hurmayı kurcalamaya devam edeyim. 

Dünkü en büyük heyecanım bu tarifti:) Günün kalanında bi sıkıntı, bi gelecek kaygısı vardı üstümde. Korona bittikten sonrasını düşünüp dertlendim saçma olduğunu bile bile. İş güç n'olacak, yeni iş aramaya şimdiden başlasam mı, elişlerimden para kazanmak için bi yol bulmaya mı odaklansam, diye bi başladım, varoluşsal problemlere doğru gittim. DErdini anlatan insanlara hep söylediğim şeyleri kendime söylemeye çalıştım: Bugün bunları düşünmenin sana ne faydası var ki, zamanı gelince düşünürsün, belki o zamana kadar öleceksin (kendime daha açıksözlü/kaba olabiliyorum tabi), bugününü düzgün yaşamaya baksana... vs. Ama işe yaramadı tabi ki. Panik yapma moduna girmişim bi kere, kendimi duyamaz olmuşum. Ben de kendime panik yapma hakkı verdim, dedim nasıl olsa yarına geçer, geçti nitekim. Yani aynı sorular hala duruyor yerinde ama şu anımı engellemiyor en azından.

Bugün de böyle geçiyor, 
Selam ederim efem, 
Kanatlı Kedi

04 Nisan 2020

Karantina Çelıncı - 11

Ay iki gündür ne öreceğimi bilememenin verdiği bi salaklık, bi sıkıntı var üstümde. İpleri elime alıp alıp bırakıyorum. Ayrıca yarım bıraktığım bissürü şey var, hani yastık yapacaktım mesela?  Sürekli bi tatminsizim bu aralar. Aman geçer gider dey mi, evet. 

Dün akşam Zoomla parti yaptık Hollandaca dil kursumla. Farklı sınıflar bir aradaydı. Kurtadam yakalamacalı bi oyun oynadık. Zoomla ne kadar olursa, o kadar güzel ve eğlenceli bi partiydi. Yalnız bu karantina halleri benim asosyal yapıma çok uygun bi sosyalleşme sunuyor. Bugünler geçip gidince özleyebilirim. 

Bugünlük böyle çok diyecek bi şeyim yok. Tatminsiz bi korona cumartesisi olarak geçsin kayıtlara.

03 Nisan 2020

Karantina Çelıncı - 10

Onuncu günün şafağında yavaş yavaş başladık "ay ben dün yazmayı unutmuşum" demelere. Çelıncı başlatan kişi olduğum için ekstra suçluluk duyuyordum ama kendimi sakinleştirdim. Tamam, bi birlik beraberlik duygusu, dayanışma güzel ama yani kendini bu kadar suçlu hissetmeye de gerek yok canım! Rahatlamaya geliyoruz buraya. Her gün uzun uzun yazacak malzemen olmaz, halin olmaz, psikolojin bozuk olur, dünyaya yansıtasın gelmez... Bu durumlarda gelip telefondan bir cümle yazmak da bi seçenek, hiçbi şey yazmayıp ertesi gün toparlanınca iki günü birden yazmak da... Diy mi ama?

Bugün saat zoruyla da olsa erken kalktım, yani 8.30da. Yine tam olarak hatırlayamadığım mutsuz rüyalar etkisiyle mutsuz uyandım. Ama alışıyorum galiba, aman rüya işte be, deyip çıktım yataktan, hızlıca kendime gelip yogaya başladım. Son kez kilimin üstünde yaptım, umarım. Bugün gelecekmiş yoga matım, çok heycanlı...

Yoga sonrası nefes alıştırmaları videolarına şöyle bi göz attım. Benim burun deliklerim çok küçükmüş, ameliyat olsam da tekrar küçülebilirmiş beş yıl içinde falan, o yüzden bu burunla yaşamaya alışmaya karar verdim ama tabi hep yarım yamalak nefes alıyorum, kısa kısa. Hani yogada derin nefes al diyor, bekleyip bekleyip sonra ver diyor ya, ben o arada üçüncü nefesimi alıyor oluyorum. Herkeste oluyor mu bu bilmem? Belki egzersiz iyi gelir, yapayım bi ara. Eğitim şart zira.

Miyazaki'nin belgeselini paylaşmış 2cities1woman. Çok sevindim. Sanırım bugün iç huzurumu bu belgeselle sağlayacağım.

Monk izliyoruz bu arada, son 3 bölüm kaldı. Hüzünlüyüz. Mr. Monk'un bütün takıntılarını kabullenmiştik, derdi derdimiz olmuştu, ufak sevinçlerine sevinmiştik. Cimriliklerine/empati yoksunluğuna gıcık olmuştuk. Özellikle de senaryodaki saçmalıklara gıcık olmuştuk ama ona rağmen izlemiştik... Yapacak bi şey yok, bitecek bitmekte olan.

Şimdi, 12ye kadar aç biilaç beklemek zorundayım intermittent fasting sebebiyle. Bugün şekersiz, hurmalı muzlu kakaolu bi şey yapmak istiyorum, hani diyet ama lezzetli bi atıştırmalık olsun diye. Kek olur, kurabiye olur... Tarif bilen varsa paylaşırsa pek bi makbule geçer. Yoksa da Gogıllarda kaybolacağım demektir yine.

Aa unutmuştum, bi de akşam borrelımız var. Yani ufak parti gibi bi şey. Hollandaca kursunda her dönem sonunda oluyor normalde, bu kez Zoom üstünden olacak tabi, herkes evinden katılacak. Sesine güvenenler şarkı söyleyecek. Geçen ders en sevdiğimiz Hollandaca şarkıyı seçip bildirdik örtmenimize, onlardan birkaç tanesini söyleyecekler. Örtmenimizin sesi çok güzel, hatta spotify'da bi grubu var: Snowapple

Ben de şu şarkıyı seçtim, "Çok Güzel Bir Gün" karşınızda efem:



Sevgilerlen,
Kanatlı Kedi





Karantina Çelıncı - 9

Merabaa,
Yatağa girince fark ettim bugün de yazmadığımı, ilk defa telefondan blog yazıyorum, çok heyecanlıyım, hadi hayırlısı... 

Bu sabah yoga yaptım yine, yine Çetin Cetintas. Kilim yine kayıp durdu, yine bi an önce mat almalıyım dedim. Sonrasında hemen oturup sipariş vereyim dedim ama bak bak bi türlü karar veremedim, saatlerimi aldı. Neyse sonuçta seçtim bakalım, yarın gelecekmiş inş.. 

Onun dışındaaa pek bi şey yapmadım, 2 gün önceden kalan brokoli haşlama suyuna evdeki brokoli ve karnabahar kazıklarının etrafını soyup rendeledim, biraz havuç rendesi ve kırmızı mercimek de ekledim, brokoli-mercimek çorbası yaptim. Güzel oldu bence. Böyle sebzeleri falan hiç çöpe atmıyoruz sürekli evde yeyince, çok mutlu oluyorum. 

Eskimekte olan mandalinalar var, onlar çürümeden lezzetli bi şeylere dönüştürsem diyorum, yarın bi araştırayım.

Onun dışında yarın sizin bloglara da bi göz atayım, epeydir uzak kaldım. 

Selamlar, 
Kanatlı Kedi

01 Nisan 2020

Karantina Çelıncı - 7-8

Selam,

Evet dün yazmadım, unutmadım ama yorgundum. İnsan evde nasıl yorgun olur? Şöyle: 3 gecedir düzgün uyuyamıyorum nedense, sık sık uyanıyorum ve kötü rüyalar görüyorum, saçma sapan o bana bunu dedi, ben ona şunu dedim türünden kötü, yoksa öyle canavarlı manavarlı kabus değil. Uyandıkça bi an önce tekrar uyumaya çalışıyorum, belki hemen uyursam kaldığım yerden devam ederim ve belki bu sefer olaylar güzelleşir, diye.  Halbuki çoğu zaman çişim oluyor ama o uykulu kafayla bunu fark etmiyorum, epey bi zaman uyumaya çalışıyorum yatakta, sonra saatin çalmasına yakın anlıyorum tuvalete gitmem gerektiğini. Sonra da nalet olsun senin gibi uykuya diye söve söve uyanmaya çalışıyorum.

Güne böyle başlayınca mesai de sürekli bi uykulu geçti tabi 3 gündür. Dün işten sonra kıvrıldım yattım, uyumadan. Sonra kalkıp Hollandaca dersime girdim, sonra geri kıvrılacaktım ki uzun zamandır görüşmediğimiz okey arkadaşlarımızın arayacağını hatırladım. Güzel oldu ama baya bi sürdü. Telefonu kapatır kapatmaz yatağa koştum. Sadece blog değil, yoga da yalan oldu tabi.

Bugün de aynı şekilde deli gibi uykum var. Üçüncü kahvemi içiyorum ama saat daha 18 civarı, geceyi etkilemez diye umuyorum. Sanki şu an uyusam, yarın sabah çok dinç kalkacakmışım gibi bi his var içimde ama direniyorum. 5 saat sonra, gecenin köründe uyanıp geri uyuyamamak da var.

Bugün işleri biraz erken bitirdim, teslim etmeye atölyeye gittim. Yönetici asistanı olan arkadaşın da bu ay sözleşmesinin bittiğini, yenilenmeyeceğini öğrendim. Şirketin de ne kadar dayanacağı belli değil dedi. Göreceğiz bakalım. Bu sıralar beklemekle geçiyor zaman. Bir sonraki adım hep beklemek.

MS 2150 kitabı sonunda bitti. Çok tuhaf bi kitaptı, hiç böyle bi roman okumamıştım. Bolca reenkarnasyon filan var. Uzak doğu felsefeleriyle bağlantılı sanırım kitaba hakim olan temel görüş. O felsefelerden çok haberim yok, o yüzden kesin konuşamıyorum ama hoşuma gitti, inanmak istedim. Reenkarnasyon gerçek olsa, ne güzel olur. Kitap diyor ki, insan başına gelen her şeyi kendi seçer, acıyı da. Önceki hayatlarında yaşadıklarından dolayı acıyı seçebilir misal. Bi yaşamında köle tüccarı olursan, bir yaşamında da köle olursun. Ama bu ceza değildir, bunu kendin seçersin. Aslında her şey mükemmeldir.

Bu son derece pasif düşünce beni biraz rahatsız etse de, kitapta günümüz yaşamına yöneltilen eleştiri oklarını çok sevdim. Kafam hala karışık, kitabı tam olarak değerlendirebilmek için bi kez daha, bu kez basılı versiyonundan okumam şart. 

Şimdi Sofi'nin Dünyası'na rahatça odaklanabilirim. 4 gün mesai yok. Çılgın yemek denemelerimlen ve yoga şikayetlerimlen karşınızda olabilirim.

Selametle,
Kanatlı Kedi





31 Mart 2020

Karantina Çelıncı - 6

Hellolar mellolar.

Bugün yaptım yogamı! Çok şükür! Yine üşenip erteleyeceğim diye korkuyordum kendimden ama kim kazandı? Ben! Kime karşı? Bana! Çetin Çetintaş'ın videosundan yaptım, yarım saat civarıydı. Daha anlaşılırdı dili ya da ben alışmaya başladım, bilmiyorum. Bazı hareketleri çat diye yapması kendi kendime isyan etmeme yol açtı, oha, nası yapcam bunu, yuh, azcık erken değil mi bunun için! gibisinden. Ama yapabildiğin kadarını yap önerilerini hatırladım, nefes aldım verdim, bol bol terledim. Bitince duşa girdiğimde baya bi yorulmuştum. Yaparken bu kadar yorulduğumun farkında değildim.

Kısacası, iyi oldu. Mesai saonunda yaptım bu işi, sırtım falan tutulmuştu biraz, iyi geldi.

Onun dışında, Youtube'da İlkay Ayşe diye bir hesap var, çok güzel kitapları seslendiriyor. Daha önce dinlediğim hesaplardan biraz farklı, arada "aa burası çok güzelmiş" gibi yorumlar yapıyor:) Başta tuhaf gelmişti ama gittikçe alıştım, şimdi hoşuma gidiyor bu yorumlar. MS 2150 diye bir kitap dinliyorum. Felsefe, bilim kurgu, ütopya, astroloji, hepsi bir arada. Uzun da bir kitap, olaylar nasıl gelişecek tahmin etmek çok zor. Ama önemli olan olayların gelişimi değil sanırım. Bi nevi kişisel gelişim kitabı. İnsan nasıl yaşamalı, türünden , hem psikolojik, hem sosyolojik olaylara uzaktan bakan, günümüz toplumunu anlayan ve sorunlarını uzaktan görüp betimleyerek çözümlerinin basitliğine vurgu yapan bir kitap. Misal bencillik, sahip olma, tüketme aşkı, kariyer hırsı gibi kavramlar olmasa hayatımız nasıl olurdu? gibi düşüncelere daldırıyor insanı. Aslında Sofi'nin Dünyası gibi. Farkında olmadan birbirini andıran iki kitaba başlamışım: İkisinde de birer olay akışı var ama yazar asıl anlatmak istediği şeyi bu olay akışının aralarına sıkıştırmış. Böylece okurun takip etmesi kolaylaşıyor. Kısacası sevdim. Yazar: Thea Alexander, 70lerde basılmış kitap.

Bi de yemekle ilgili podcast aradım ama tam istediğim türden bi şey bulamadım. Hani kısa kısa tarif videoları değil de, "mutfağın temelleri" gibi bi şey. Atıyorum, keki yumurtasız yaparsan ne olur, unlar arasında ne fark var, gibi. Kısa kısa youtube videoları izlemeyi sevmiyorum. Merhaba arkadaşlar, kanalıma hoşgeldiniz, türünden laflar duymaktan da bıktım hakkaten, podcast dünyasına kaçmak istyorum bu yüzden ama tabi ha deyince istediğim içeriği bulamıyorum. Netflix'te "Tuz, yağ, asit, ekşi" gibi bi belgeselimsi dört bölümlük bi seri vardı. O'nun anlatımı çok güzeldi, hem tarihini, atıyorum tuzun farklı coğrafyalardaki, dolayısıyla kültürlerdeki anlamını anlatıyor, hem de yemek yaparkenki önemini açıklıyordu. Sanırım o serinin tadı damağımda kaldı, benzer bi şeyler arıyorum:/

İşte böyle Spotify'da dolanırken Sapor İstanbul Yemek Sempozyumu kayıtlarına rastladım. Tam olarak istediğim olmasa da, yine de epey öğreticiydi. İstanbul'da yemek konusunun tarihiyle ilgili yapılan akademik çalışmalar hakkında sunumlar. Hem özlemişim böyle akademik sohbet tarzında yapılan sunumları dinlemeyi.

İşte böyle, diğer bloglarda neler dönüyor, hiç bakmadım bugün, bakıciim.

Selam eder, esenlikler dilerim,
Kanatlı Kedi

29 Mart 2020

Karantina Çelıncı - 5

Bir çalışan anne pazarının sonundan merhaba. Temizlikli, yemekli bi gün. Aylardır aklımda olan toz alma işinin bi kısmını yaptım. Evdeki tüm tozları tek seferde alamıyorum. Bissürü nesne var orda burda. Ki sırf böyle zor olmasın diye  biblo falan alıp koyma alışkanlığı edinmedim yıllardır. Aldığım mobilyaların kapaklı olmasına özen gösteriyorum, toz alacak yüzey sayısı olabildiğince az olsun diye. Yine de birikiyor, nesneler kendiliğinden çoğalıyor. Üreme sistemi yok dersin, halbuki var. Tabi aldığın şeyi yerine koymayınca oluyor böyle şeyler. Misal aylar önce haftasonu için Almanya'ya gitmiştik, tuvalet masamsı masanın düzenini bozmuştum. Yolculuk için krem, deodorant, takmayacağım küpeler, tokalar, belki sürerim diye ama sürmeyeceğim göz kalemi, parfüm vs derken, bi de normalde kutu olarak kullandığım çantacığın içini hop diye tuvalet masamsısına boşaltıp yanıma alınca.... Her şeyin yeri değişmişti. Yolculuktan dönünce de insan gibi her şeyi yerine yerleştirmek yerine daha da dağıtınca... Böyle beklediler beni işte. 

Sonuç olarak bugün tekrar sınıflandırdım her şeyi, kırık küpeleri, takıları tamir ettim. İnce lastikleri iyice erimiş, her an kopacak gibi olan boncuklu bilekliklerimi parçaladım. Renkli boncuklarını elbet bir gün bi şey için kullanırım. Ben bununla bi şey yaparım dedim. Kancası paslanmış küpelere yeni kancalar taktım. Bir gün bileklik yaparım diye aldığım metal parçalarının paslanmaya başladığını fark ettim, içim yandı. Boştaki kancalara taktım, bissürü tekli küpem oldu, ceylanlı, kedili, koyunlu. Ben onları birleştirir birleştirir takarım. Zaten evdeyim, deli manyak gibi gezmek serbest.

Bi de fark ettim ki, kapağı açık gardrop içi tozlanıyor a dostlar, açık bırakmamak ne kadar da kolay bi çözümmüş. Sürekli açık duran kapak / sürekli kapalı duran kapak testi yapmışım farkında olmadan. Neyse, bundan sonra aklımda olsun. (Olmadı)

Tek yumaklık, çok sevmediğim iplerden sepet örmeye başladım. Sepet illaki güzel görünüyor. Hem ufak proje, hemencik bitiyor, tatmin gibi tatmin. 

Bi de mandala örmüştüm geçenlerde, elbet bi şey yaparım deyip. Sonra kırlent modeli olduğunu fark ettim, kenarları hafiften kıvrık, yani düz bi şekilde durmuyor, mecbur kırlent olacak. Ama fark ettim ki boşta kırlent yok evde. Onun için de dışarı çıkacak değilim. İşe yaramaz diye bi kenarda biriktirdiğim kumaşlardan, kısacık kısacık iplerden kırlent yapmayı düşünüyorum. Hadi hayırlısı. 

Yemek olarak da terbiyeli havuç çorbasıyla börek tadında karnabahar yaptım. Çorbayı ilk kez yaptım, güzeldi. Karnabaharı geçen hafta yapmıştım daha önce, baya güzeldi. Bugünkünün tadına henüz bakmadım. (Yarın iş günü ya, yemek yapmaya fırsat olmaz diye bugünden yaptım. Bkz: Çalışan anne.) İçinde un var, yumurta var, kaşar var, ne kadar kötü olabilir ki, diye düşünüyorum, içim rahat. Yarın kahvaltıda yiycez, motoru bozmaz işşallah.

Sanırım bugün yoga yalan oldu. Gece yatmadan önce gaza gelip yapar mıyım ki? Sanmıyorum. Sabah kalkınca yaparım. Evet evet yapcam, vallaha. Bi de bi arkadaşım Türkçe bir yoga dersi önerdi. Şurda. Sanki daha bir anlaşılır yoga dili, O'nu denemeyi düşünüyorum. Çetin Çetintaş hocanın ismi. 

Sofi'nin Dünyası'nı okuyorum hala. Çok seviyorum bu kitabı yav, bissürü şey öğrendim. Başka kitaplarını da okuyacağım bulursam. 

İşte böyle, verimli bi gün oldu sanki. 

Verimli günler diler, selam ederim, 
Kanatlı Kedi




28 Mart 2020

Karantina Çelıncı - 4

Dördüncü gün cumartesiye denk gelince düzenim şaştı, erteleye erteleye bu saati buldu bilgisayar başına oturmam. Türkiye'de pazar oldu bile ama burda hala cumartesi, o yüzden geç kalmış sayılmam :) Hızlıca özet geçiciim.

Dün akşam bi youtube konseri dinledim. Passage Tv isimli bir kanal. Karantina sebebiyle bi moral konseri düzenlemişler. Güzel bir kanal, güzel bir konser. Dünyanın çeşitli yerlerinden Türkiyeli müzisyenler, moral verici şarkılar söylemişler. Şurdan izleyebilirsiniz.

Bugün de sonunda Adrienne'in yoga derslerine başladım. 30 günlük bir seri. İlkini yaptım ama.. Sanırım yoga dili diye bir şey var. O savaşçı pozisyonunda filan ekrana bakmaya çalışırken şekilden şekile girdim zaten, bir de üstüne dediklerinin çoğunu anlamadığımı fark ettim. Dedim herhalde İngilizce'm yetmedi. Bitince bir de Türkçe video açayım dedim. Sonra fark ettim ki onu da anlamıyorum, yine ağdalımsı bir dil kullanılıyor. Yoga edebiyatı yapıyorlar da diyebiliriz sanırım. Öyle bi şey varmış meğer. Sonuç olarak yine Adrienne'le devam edeceğim ama alışmak zaman alacak. Hareketler güzel, çok zorlamadan, nefes nefese bırakmadan terletiyor. Aradığım da bu.

Şimdilik bu kadar,
Yarın daha kafamın yerinde olduğu bi zamanda buluşmak üzre,
Kanatlı Kedi