19 Kasım 2015

Hollanda'da Geri Dönüşüm

Dün eve bir kağıt gelmiş belediyeden (bilmeyenler için, Hollanda'da yaşıyorum). Bundan sonra plastik, metal ve tetrapakları bir arada toplayacaklarına dair. Bir de internet sitesi belirtmişler: mijnafvalwijzer.nl . Siteyi inceleyince dayanamadım, Türkçe bi şeyler internette bulunsun diye buraya aktarmak istedim.

Ülkede yaşayan yabancı oranını düşünüp siteye İngilizce dil seçeneği eklemişler,  ki bu benim için çok iyi oldu. Zira bu tür bilgiler bencil hayatımızı çok ilgilendirmediğinden, sözcüklerin flemenkçesini öğrenip googlelamaya üşeniyor insan. Halbuki "Tetrapaklar plastik kategorisine mi girer, yoksa kağıt mı?" gibi sorular, evdeki atıkları geri dönüştürmeye birazcık da olsa meraklı benim gibi insanlar için, tam bir ikilem. Ama günlük hayat saçmalıklarına dalıp "amaaan kağıttır herhalde" demeye yetecek kadar da önemsiz. Halbuki belediyeden gelen bi kağıt, her şeyi netleştiriveriyor. İşte bu yüzden sevgili modern dünya seviciler, sevgili ilerlemeci yöneticiler, bu tür konularda da güzel çalışan organizasyonların, insanları bilgilendirmenin ne kadar işe yaradığını görün lütfen.

Gelelim buradaki sisteme: 

Sitede posta kodunu girmeden İngilizce seçeneği önerilmiyor sanırım. Google translate kullanmaya ve hatta siteye girmeye üşenenler için, ayrıntılardan bahsedeyim kısaca.

14 çeşit atıktan bahsediliyor. Her çeşidin neleri kapsadığı, nasıl toplandığı ve (mümkünse) nasıl geri dönüştürüldüğü kısaca anlatılmış.

1. GFT: Sebze, meyve ve bahçe atığı gibi organik atıklar. Müstakil evde yaşayanlar, GFTleri küçük yeşil çöp kutularında biriktirebiliyorlar. Apartmanda yaşayanlar ise bu atıkları biriktirip Atık Toplama Merkezi'ne getirmeleri gerekiyor. Bunlar De Maarleen'deki atık işleme merkezine getiriliyor ve (Türkçe'deki karşılığını bilmiyorum) green gas'a dönüştürülüyor.

2. Kağıt: Kağıt, karton, paket kağıdı gibi atıklar. Meyve suyu kutularında plastik ve aluminyum folyo bulunduğu için geri dönüştürülebilir olmadıkları ve bu yüzden kağıt atık olarak kabul edilmediklerini belirtmişler. Müstakil evde yaşayanlar mavi kapaklı çöp kutularında biriktirebiliyor. Apartmanda yaşayanlar ise evde biriktirip sitedeki haritada gösterilen kağıt çöplerine atmaları gerekiyor. Bunlar evlerden ve kağıt çöplerinden belli aralıklarla toplanıyor.

3. Plastik: Plastikten yapılmış her türlü alışveriş poşet, margarin paketleri, süt şişesi gibi şişeler, et kapları gibi atıklar. Şeffaf poşetlerde biriktirip, sitedeki haritada belirtilen yerlerdeki kancalara asılıyor. Tabi ki sitedeki takvime göre belli aralıklarla toplanıyor. Poşetler ise belediyeden, şehir kütüphanesinden veya belirtilen diğer merkezlerden ücretsiz alınabiliyor. Daha doğrusu eskiden böyleydi. Şimdi eve gelen mektupta bildirildiğine göre, metal ve tetrapaklarla birlikte toplanacakmış. PMD denen ayrı bir kategori oluşturulmuş. Plastikler küçük parçalara ayrılıp işleniyor ve yeni plastik ürünlerde kullanılıyormuş.

4. Cam: Cam şişe kavanoz vs. Yine sitedeki haritada belirtilen noktalardaki cam kutularına atılıyor. Depozitolu şişeler bazı marketlerdeki makinelere verilip, depozitosu ne kadarsa o kadar para iadesi alınabiliyor. Bu makinelerin hemen yanında yardım kuruluşlarının bağış kutuları bulunuyor. Genellikle insanlar 10 cent gibi az miktara karşılık gelen bu fişleri alıp doğruca bağış kutularına atıyorlar. Camlar etiketlerinden ayrılıp eritilerek yeni cam şişe yapımında kullanılıyormuş.

5. Tekstil ürünleri: Eski ve temiz kıyafet, perde, havlu, battaniye, bez, ayakkabı vs. Bunlar da haritada belirtilen tekstil kutularına atılıyor. Cam ve kağıt kutuları gibi çok rastlanmıyor bunlara, o yüzden nerede olduğunu bilip evden toparlayıp çıkmak gerek. Toplanan kıyafetler Sympany Foundation'a götürülüyor. www.sympany.nl (Bu site 8 farklı dil seçeneği sunuyor, bayıldım kerataya...) Burada kıyafetler yeniden kullanılabilirliğine göre ayrılıp 2. el olarak ihtiyacı olanlara dağıtılıyor. İşe yaramaz olanlar da geri dönüştürülüyor.

6. Elektrikli aletler: Bunlar Atık Toplama Merkezi'ne veya elektrikli eşya satan mağazalara teslim edilebiliyor. Aletler parçalanınce neredeyse herbir parçası yeniden kullanılabiliyormuş, onların yalancısıyım.

7. Yağ: Kızartılmış sıvı ve katı yağ atıkları. Soğuduktan sonra orjinal kaplarında biriktirilip Atık Toplama Merkezi'ne götürülebiliyor. İşlendikten sonra biyolojik yakıta dönüştürülüyormuş.

8. Cycle: İkinci el eşya diye çevrilebilir sanırım. Yani tekstil ürünleri hariç, koltuk, beyaz eşya gibi, tekrar kullanılabilir ama elden çıkarılmak istenen türden eşyalar. Bunlar ikinci el eşya merkezi olan De Boemerang'a (www.deboemerang.net) veya Atık toplama Merkezi'ne götürülebiliyor. De Boomerang'ın evden gelip alma hizmeti de var. Bu merkezde toplanan işe yarar eşyalar, gerekiyorsa tamir edilip uygun fiyatlarla satışa çıkarılıyor. Bardak çardak, kıyafet, kitap da varmış dükkanda.

9. Çöp: Geri dönüştürülemeyen atıklar. Bildiğimiz çöp. Kadın ve çocuk pedleri, sigara izmaritleri, ıslak mendiller, sakız gibi şeyler dönüştürülemiyormuş. Müstakil evde yaşayanlar küçük gri kutularda, apartmandakiler restafval denilen her köşebaşında bulunan klasik çöp kutularında biriktiriliyor, sık sık bunlar toplanıyor. Toplananlar Amsterdam Atık Enerji Santrali'nde yakılıyor ve yanma işlemi sırasında enerji üretiliyormuş.

10. Büyük ev eşyaları (Bulky): Buzdolabı, yatak, dolap, yer döşemesi gibi çöp kutusuna sığmayacak türden şeyler. İnşaat atıkları dahil değilmiş. Bunlar yine Atık Toplama Merkezi'ne götürülebiliyor veya belli bir ücret karşılığında belediye ile randevulaşıp onların gelip alması talep edilebiliyor. Herbiri 30 kg'dan ağır olmayacak şekilde parçalanmış/paketlenmiş eşyalar, anlaşılan gün sabah 7:30'dan önce (1 gece önceden değil) evin duvarının dibine bırakılmalıymış.

11. Kimyasal: Temizlik malzemesi, boya, ilaç, pil, ampul gibi patlama ihtimali olan tehlikeli ev atıkları. Belediyeden ücretsiz alınabilen ev kimyasalı atık kutusunda biriktirildikten sonra Atık Toplama Merkezi'ne götürülebiliyor. Tehlikeli oldukları için diğer atıklarla birlikte işlenmemeleri gerekiyormuş.

12. Asbest: Doğada bulunan ve solunması tehlikeli minerallerin bazıları için kullanılan bir terimmiş. Vikipedi'den öğrendiğime göre, badana-sıva gibi şeylerde Anadolu'da hala çok ve bilinçsizce kullanılan önemli derecede kanserojen bir maddeymiş. Bu yüzden Hollanda'da da kişi kendisi asbestten kurtulmak istiyorsa özel izin alması gerekiyormuş. Veya bi güzel paketleyip Atık Toplama Merkezi'ne götürmeliymiş. Paketleme şartları da belirtilmiş. Bir alana boşaltılarak kurtulunuyormuş bundan, henüz geri dönüşümü yapılmıyormuş.

13. Bahçe atığı: Yeşil GFT kutularına sığmayacak kadar çok olan bahçe atıkları da Atık Toplama Merkezi'ne götürülmeliymiş. Veya randevu ayarlanıp evden alınması sağlanabiliyormuş.

14. Yılbaşı ağaçları: Christmas ağaçları, sitedeki takvimde belirtilen günde çöp kutularının yanına bırakılıyormuş. Sonra ne yapıyorlar bunları, bilmiyorum.


Dünyanın başka yerlerinde daha iyi çalışan sistemler olabilir. Burada pek çok eksik var hala. Örneğin insanlar atıkların çoğunu Atık Toplama Merkezi'ne kendileri götürmek zorundalar. O yüzden yağ atıkları biriktirme gibi işlemlerden cayabilirler, üşenebilirler. Tam olarak teşvik edici değil. Sokaklarda durmadan çöp-plastik-cam-tekstil kutuları görmekle, eve gelen bir kağıdı okuyup, üşenmeden internet sitesini kurcalamak arasında elbette gaza gelmek açısından epey fark var. Yine de güzel bir uygulama ve bunca çaba ileride daha iyi bi organizasyona dönüşeceğini gösteriyor. Evde 14 çeşit atığı ayrı ayrı biriktirmek ve bunların öyle çabucak birikmemesi bir yandan güzel bir şey olsa da, bir yandan çöpeve benzemesine sebep olabiliyor. Yine de, her şeye rağmen, fakat ve de lakin, insan bir yerden sonra bir düzen oturtabilir ve alışabilir. 


Kısacası geri dönüşüm "bizim insanımız bilinçsiz ya, kağıt kutusuna çöp atıyor" deyip geçilecek kadar basit bir olay değil. Sarıyer-Reşitpaşa'da yaşarken görmüştüm. Belediye evleri tek tek gezip, kapılarına mavi poşet ve açıklayıcı birer broşür koyduğu zaman, iki haftada bir pazar günleri kapı önlerindeki geri dönüşüm poşetlerinin sayısı birden artmıştı. Ki bu insanların çoğunun çöp kutusu yoktu, sokağa çöpü bir gün önceden çıkartırlardı, kediler çöpleri dağıtırdı, sokaklar leş gibi kokardı. Sokak öyle dardı ki, arabalar zor geçiyordu, kedilerin girmeyeceği bir çöp kutusu yapsalar bile nereye sabitleyebilirlerdi? Gece çöpü çıkarmasınlar da napsınlardı, sabahın 5inde geçen çöp arabasını mı yakalamaya çalışsınlardı? 

İnsanları bilinçsiz diye suçlayıp, Avrupa ülkelerinin temiz sokaklarını ve iyi çalışan sistemlerini "adamlar yapıyo yeaaa" diye övmek yerine, sistemi güzel oturtup, insanları bilgilendirmek lazım. Tabi öncelikle buna niyetli olmak lazım.


Not: Türkiye'deki çöp toplama sistemiyle ilgli daha önce ufak bi şikayette bulunmuşum bu blogta. O yazı için de buradan buyrun.









17 Kasım 2015

YAKIN GEÇMİŞTEKİ ÖLÜMLERİN KRONOLOJİSİ

Bu yazıda, Türkiye'de ve Dünya'da son zamanlarda gerçekleşen, insan kaynaklı ölümleri ve bunlarla ilintili olayları toplamaya çalışacağım. Kime ne faydası olacak bilmiyorum ama kronolojik bir sıralamaya ihtiyaç duyduğumu fark ettim. "Kim önce öldürdü?" sorusunun cevabı çok önemli değil elbette. Fakat gündemin hızına yetişemiyorum. Bu yüzden daha çabuk unutuyorum her şeyi. Tek çözümüm, kendi oluşturduğum kronolojiyi her daim elimin altında bulundurmak. Dolayısıyla -başlangıcı ve ortaları da dahil olmak üzere- sürekli güncellenecek bu sayfa ve son güncelleme tarihi yazının en altına not düşülecek. Gözümden kaçanlar veya yanlışlarım olacaktır, uyarırsanız sevinerek eklerim.


8 Eylül 2015: 
- Kırşehir- MHP'nin düzenlediği Teröre Lanet Yürüyüşü'nde bir grup, HDP il binasındaki levhayı indirip yerine Türk bayrağı astı. 150 kişilik bir grup HDP Belediye Başkan Adayı Eşref Odabaşı'nın sahibi olduğu Gül Kitabevi'ni yaktı. Sonra Diyarbakırlı bir ailenin 4 dükkanını ve oturdukları apartmanı ateşe verdiler. Polis gruba müdahale etmedi. Sonra kamera görüntüleri yayınlandı ve 16 saldırgan hakkında dava açıldı. Kaynak 1

14 Eylül 2015:
- Şırnak-Cizre Belediyesi Eş Başkanı Leyla İmret bir röportajda sarf ettiği "Barış da olursa Cizre’den başlayacak, savaş da olursa Cizre’den başlayacak. Türkiye’de bir iç savaşın olduğunu söyleyebiliriz" sözlerinden dolayı görevden alındı. Kaynak1

28 Eylül 2015:
- Şırnak-Silopi'de Latife Tutuk (23) askerlerce öldürüldü. Kaynak 1

1 Ekim 2015:
- Ahmet Hakan, İstanbul'da evinin önünde 4 kişi tarafından darp edildi. Yakalanıp serbest bırakıldılar. AKP üyesi oldukları anlaşıldı, partiden ihraç edildiler. Kaynak1

2 Ekim 2015:
- Şırnak-Merkez'de Hacı Lokman Birlik özel harekat timleri tarafından öldürüldü, aracın arkasında sürüklendi. Kaynak 1 , Kaynak 2

10 Ekim 2015:
- Ankara Tren Garı önünde yapılan barış eyleminde 2 canlı bomba sebebiyle 100 eylemci öldü. Kaynak 1

18 Ekim 2015:
- İstanbul-Küçükarmutlu'da Dilek Doğan canlı bomba olduğu gerekçesiyle evinde basıldı ve polis tarafından vuruldu, 25 Ekim'de öldü. Kaynak 1
- Mardin-Kızıltepe'deyapılan Ankara Katliamı protestosunda 2 eylemci vuruldu. Ahmet Ünal 2 Kasım'da öldü. Kaynak 1

26 Ekim 2015:
- Diyarbakır'da Işid'e yönelik operasyonda 7 Işidli öldü, 17 kişi gözaltına alındı. Kaynak 1
- Davutoğlu, "PYD, Fırat'ın batısına geçerse vururuz, 2 kere de vurduk" dedi. Kaynak1
- CHP Genel Merkezi önünde bir araçtan 5 el ateş edildi. Kaynak1 Kaynak2

27 Ekim 2015: 
- Demirtaş, Davutoğlu'na "YPG Fırat'ın batısına geçecek, sen de mal mal bakacaksın.. Orada Işid dururken PYD'yi vurmak Davutoğlu için utançtır" diye karşılık verdi. Kaynak1

28 Ekim 2015:
- Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Ankara Katliamı soruşturmasının sonuçlarını açıkladı. Antep merkezli bir örgütün Işid'ten talimat alarak Türkiye genelinde eylem planladığı anlaşılıyormuş. Mersin ve Adana'daki HDP saldırılarını, Suruçtaki ve HDP Diyarbakır mitingindeki bombalamaları gerçekleştirdiği yönünde deliller de varmış. Amaçları istikrarı bozup, seçim sonrası hükümetin kurulmasını engellemek, saldırıyı hükümetin yaptığı algısının yayılması ve PKK'nın eylemlerinin meşru görülmesiymiş. Kaynak1

29 Ekim 2015:
- İzmir'de Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube ekibine ateş açıldı. Ateş açan 2 kişiden biri yakalandı. MLKP üyesi olduğu iddia edildi. Kaynak1
- İstanbul-Bağcılar'da helikopter destekli Işid operasyonu yapıldı. Kaynak1

30 Ekim 2015:
- Cumhuriyet Gazetesi'nin İstanbul'daki merkezi ve Ankara ve İzmir bürolarına saldırı ihbarı nedeniyle polis önlem aldı. Kaynak 1
- Gaziantep-Şehitkamil'de polisin durdurmak istediği 21 FN 027 plakalı araçtan Işid'li olduğu belirtilen 2 kişi polise el bombası attı. Yakalandılar ve araçlarında patlayıcı bulundu. Kaynak 1
- Şanlıurfa'da Suriyeli 2 gazeteci, evlerinde boğazları kesilerek öldürüldü. Işid 2 Kasım'da cinayetleri üstlendi. Kaynak 1 Kaynak 2
- Hakkari-Şırnak karayolunda yola döşenen patlayıcılar infilak ettirildi. Jandarma yolda mayın araması yaptı. Kaynak 1
- Diyarbakır'daki Işid operasyonunda gözaltına alınan 17 kişiden 8'i tutuklandı, gerisi serbest bırakıldı. Kaynak1

31 Ekim 2015:
- Gaziantep-Şehitkamil'de polise saldıran Işidliler hakkında yayın yasağı getirildi. Kaynak 1

1 Kasım 2015:
- CHP Genel Merkezi önünde bir araçtan havaya 4 el ateş açıldı. Kaynak 1
- Ege Denizi'nde Yunanistan'a doğru giden mülteci teknesi battı, 11 kişi öldü. Kaynak 1
- Türkiye ve koalisyon ülkeleri Kilis'in karşısındaki Harcele Köyü bölgesindeki Işid hedeflerini vurdu. Kaynak 1

2 Kasım 2015:
- AKP sözcüsü Ömer Çelik, "Kamu düzeni sağlanmadan çözüm süreci olmaz," dedi. Kaynak 1

3 Kasım 2015:
- Hakkari-Yüksekova-cumhuriyet Mh.'nde polis-YDG-H arası çatışmada 2 kişi öldü (Çetin Dara (20), Doğan Doğma (18)). Polis, daha önce kurulan hendekler ve barikatlar için gitmiş. Devlet, gençlerin terörist olduğunu savundu. Kaynak 1 Kaynak 2 Kaynak 3
- Diyarbakır-Silvan'da sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Müslüm Tayyar (22) ve Sertip Polat (20), asker tarafından öldürüldü. Kaynak 1
- HDP, HDK, DBP ve DTK eşbaşkanları, KCK'nın başlattığı tek taraflı ateşkese hükümetin de operasyonları durdurarak karşılık vermesi ve barış sürecinin yeniden başlaması gerektiğini belirttiler. Kaynak 1
- Siirt Halk Meclisi özyönetim ilan etti. Kaynak 1
- Mardin-Mazıdağı Belediye Eş Başkanı Ali Özkan ve 4 kişi daha gözaltına alındı. Kaynak 1
- Mardin-Nusaybin'de ev baskınları ile 6 kişi gözaltına alındı. Kaynak 1
- Hakkari-Yüksekova ve Irak Kürdistanı'ndaki bazı PKK bölgelerine dün geceden itibaren hava harekatı düzenlendi. Kaynak 1
- Başbakan Yrd Yalçın Akdoğan, "PKK Türkiye'yi terk etmeli" dedi. Kaynak 1

4 Kasım 2015:
- Erdoğan, "PKK'nın tüm üyeleri teslim olana veya yurtdışına çıkana kadar, silahları gömene kadar mücadelemiz devam edecek" açıklaması yaptı. Kaynak 1
- Hakkari-Yüksekova'daki çatışmada 2 asker, 15 PKKlı öldü. Kaynak 1
- Diyarbakır-Silvan'da Engin Gezici (24) ve İsmet Gezici (55) asker tarafından öldürüldü. Kaynak 1
- Güvenlik Toplantısı'ndan PKK'ya yönelik operasyonlara devam kararı çıktı. Kaynak 1
- Diyarbakır-Lice ve Hani'de sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Kaynak 1
- Siirt-Eruh vePervari ilçelerinde 4 bölge, 6-20 Kasım tarihleri arası için özel güvenlik bölgesi ilan edildi. Kaynak 1
- Dışişleri Bakanı Sinirlioğlu, Erbil'de, Irak Kürdistan Bölgesi Başbakanı Barzani ile PKK operasyonları ve Kürdistan bölgesi hakkında görüştü. Kaynak 1
- İstanbul-Sultangazi'de Terörle Mücadele çeşitli evlere baskın yaptı. Kaynak 1

5 Kasım 2015:
- KCK, Erdoğan'ın açıklamasına binaen "Tek taraflı eylemsizliğe son veriyoruz" açıklaması yaptı. Kaynak 1
- Diyarbakır-Silvan'da 3 Kasım'dan beri sokağa çıkma yasağı var. Tekel, Mescit, Konak mahalleleri. 1 polis öldü (Necmi Çakır). Kaynak 1
- Diyarbakır-Dicle'de çıkan çatışmada 1 asker (Beytulah Tercan), 1 PKKlı öldü. Bazı bölgelerde 05:00'dan itibaren sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Kaynak 1
- Demirtaş, 30 Ekim'de HDP İstanbul Merkez Binası'na canlı bomba ihbarı yapıldığını binayı boşalttıklarını söyledi. Kaynak 1
- ABD, "Artık YPG'ye değil Arapların başını çektiği Suriyeli muhaliflere silah vereceğiz", diye açıkladı. Kaynak 1
- Şırnak-Gabar Dağı'na operasyon başladı. Dicle'de operasyon genişletildi. Kaynak 1
- İstanbul-Galata Kulesi dibinde içki içenlere bir grup tekbir getirerek saldırdı. Kaynak 1
- Diyarbakır-Dicle'nin bazı bölgelerinde sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Kaynak 1
- Elazığ-Arıcak'ın bazı bölgelerinde sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Kaynak 1
- Dışişleri Bakanı Sinirlioğlu, "Önümüzdeki günlerde Işid'e yönelik operasyon planımız var," dedi. Kaynak 1
- Diyarbakır-Lice ve Hani'de dün akşam ilan edilen sokağa çıkma yasağı kaldırıldı. Kaynak 1

6 Kasım 2015:
- Diyarbakır-Silvan'daki sokağa çıkma yasağı sırasında evinde bulunan Mukaddes Arbağ roketatar sebebiyle yaralandı. Kaynak 1 (5 Kasım?), Kaynak 2
- Diyarbakır-Sur'da Silvan protestoları esnasında 17 yaşındaki bir çocuk vuruldu. Kaynak 1
- Mardin-Mazıdağı Belediye Eş Başkanı Ali Özkan ve 10 kişi daha örgüt üyesi olmak suçundan gözaltına alındı, 9'u tutuklandı. Kaynak 1
- Şırnak-Cizre'de adliyeye roketatarlı saldırı gerçekleşti, polis karşılık verdi. Kaynak 1
- HDP Hakkari Milletvekili Selma Irmak "AKP eylemsizliğin sona ermesi için elinden geleni yaptı" dedi. Kaynak 1
- Antalya'da yapılan Işid operasyonunda 20 kişi gözaltına alındı. G20 öncesi hazırlık. Kaynak 1

7 Kasım 2015:
- Diyarbakır-Sur'da Silvan protestoları sırasında polisin ateş etmesi üzerine Ferhat Doğru öldü. Kaynak 1
- Siirt'te 10 Kasım 2012'de düşen askeri helikopterin askeri soruşturması bitti, takipsizlik kararı verildi. Avukat itiraz edeceğini açıkladı. 17 asker ölmüştü. Kaynak 1
- İmralı Heyeti, Öcalan hakkında çıkan PKK ve HDP'yi eleştirdiği yönündeki haberlerin asılsız ve algı yönetimi amaçlı olduğunu belirtti. Kaynak 1
- Diyarbakır-Silvan'da Adnan Bakır ağır yaralandı. Kaynak 1
- Diyarbakır-Dicle'de 5 Kasım'da başlatılan sokağa çıkma yasağı kaldırıldı. Kaynak 1

8 Kasım 2015:
- Diyarbakır-Silvan'da evine havan topu isabet eden Mehmet Emin Çiçek (70) yaralandı. Kaynak 1 , Kaynak 2
- Mardin-Nusaybin'de polis araçlarının geçişi sırasında patlama oldu, yaralılar var. Kaynak 1
- Hakkari-Şemdinli'de gözaltına alınan N.U. ile Urfa-Ceylanpınar'da gözaltına alınan Hasan Aydın'ın emniyette işkence gördüğü iddia edildi. Kaynak 1
- İstanbul-Gaziosmanpaşa'da polisin durdurmak istediği bir araçtan ateş açıldı, polisler yaralandı. Kaynak 1

9 Kasım 2015:
- Diyarbakır-Silvan'daki sokağa çıkma yasağı olmayan bir mahallede çatışmada taksi şoförü Mehmet Gündüz (45) öldü. Kaynak 1 , Kaynak 2
- Diyarbakır-Silvan'da sokağa çıkma yasağı olan Tekel Mahallesi'nde Yakup Sinbağ (20) özel harekat timleri tarafından öldürüldü. Kaynak 1 , Kaynak 2

10 Kasım 2015:
- Diyarbakır-Silvan'da bir asker tankın altında kalarak öldü (Bahri Çarman (26)). Kaynak 1 , Kaynak 2
- Diyarbakır-Silvan'ın Bağdere mevkisinde askeri araç geçişi sırasında patlama oldu, yaralı askerler var. Yol kapatıldı, helikopterli operasyon başlatıldı. Kaynak 1
- Konya'da El Nusra operasyonunda 18 kişi gözaltına alındı. Kaynak 1
- Hakkari-Yüksekova'da askeri konvoya ateş açıldı, 1 asker öldü. Kaynak 1
- AB Avrupa Komisyonu Türkiye İlerleme Raporu'nu açıkladı, PKK ile tekrar görüşmelere başlanması ve Ankara Katliamı ile ilgili araştırmaların hızlı ve şeffaf olması gerektiğini belirtti. Kaynak 1

11 Kasım 2015:
- Çanakkale açıklarında mülteci teknesi battı. 14 ölü, 27 kişi yaşıyor. Kaynak 1
- Şırnak-Silopi'de yola döşenen patlayıcıyla 3 polis öldü (Hilmi Bardakçı (41), Hasan Aslan (34), Sabri Altınbaş (33)). Kaynak 1
- Diyarbakır-Silvan'da sokağa çıkma yasağında 9. gün. Çatışmada 1 asker, 5 PKKlı öldü. Kaynak 1
- Hakkari'de Valilik pek çok bölgeyi 25 Kasım'a kadar özel güvenlik bölgesi ilan etti. Vatandaşın bu bölgelere izinsiz olarak girmesi yasaklandı. Kaynak 1
- Mardin-Dargeçit'te patlayıcı yüklü aracın uzaktan patlatılması sebebiyle 1 işçi öldü. Kaynak 1 , Kaynak 2

12 Kasım 2015:
- Şırnak-Silopi'de Şehit Harun Mahallesi'nde askerin attığı bir bomba atar ile Fatma Yiğit öldü. Kaynak 1
- Şırnak-Silopi'deki çatışmada PKK'lı Kadri Senar öldü. Kaynak 1
- Şırnak-Silopi'deki çatışmada bir kişi öldü (Kadri Sencer (19)). Öldürüldükten sonra arabanın arkasında sürüklendiği iddiası var. Kaynak 1 (Kadri Senar ile Kadri Sencer aynı kişi mi, bilmiyorum.)
- Diyarbakır-Silvan'da sokağa çıkma yasağının 10. gününde  Süleyman Güleç öldürüldü. Kaynak 1
- İstanbul'da yapılan Işid operasyonunda 11 kişi gözaltına alındı. Kaynak 1

13 Kasım 2015: 
- 21:40 Paris'te Işid saldırısı. Toplam en az 129 ölü. Kaynak 1
- Mardin-Nusaybin'de 21:00'dan itibaren süresiz sokağa çıkma yasağı başladı. Bazı mahallelerde kazılan hendeklerin kapatılması ve barikatların kaldırılması amacıyla. Daha önce 1-7 Ekim'de yasak vardı. Kaynak 1
- Diyarbakır-Lice'de yoldaki mayınların patlatılması sebebiyle 2 asler öldü. Kaynak 1
- Van-Erciş'te çıkan çatışmada 1 asker öldü. Kaynak 1
- Davutoğlu, "Silvan'da operasyon sürecek" dedi. Kaynak 1
- Peşmerge, Işid işgali altındaki Şengal'i ele geçirdi. Kaynak1

14 Kasım 2015:
- Silvan'daki sokağa çıkma yasağı 13.gününde kaldırıldı. "T.C. ne derse o olur" benzeri duvar yazıları kaldı. Kaynak 1 , Kaynak 2
- Konya'daki El Nusra operasyonuyla gözaltına alınan 18 kişinin tamamı serbest bırakıldı. 2'si gözaltına alındığı gün bırakılmıştı, 16'sı da bugün tutuksuz yargılanmak üzere bırakıldılar. Kaynak 1

15 Kasım 2015:
- Mardin-Nusaybin'de sokağa çıkma yasağında 3. gün. Selamet Yeşilmen (44), evinin önünde polis tarafından öldürüldü, 2 çocuğu yaralandı. Kaynak 1 , Kaynak 2

16 Kasım 2015:
- Diyarbakır-Silvan'da sokağa çıkma yasağı esnasında 5 Kasım'da yaralanan Rıdvan Us, bugün öldü. Son yasakta toplamda 8 kişi öldü. Kaynak 1
- Putin, G20'de Işid'in G20 ülkelerinden de finansal destek aldığını, yine de hala koalisyonla terörü yenebileceklerini söyledi. Kaynak1
- Dışilişkileri Bakanı Sinirlioğlu Esad'ın yeni hükümette seçime giremeyeceğini, görevden ayrılacağını söyledi. Kaynak1
- HDP, 1 Kasım Seçimlerinin iptali için YSK'ya başvurdu. Kaynak1
- Mardin-Nusaybin'de kalp krizi geçiren Abdulkadir Yılmaz (65), yolların kapalı olması ve doktorsuzluk sebebiyle hastaneye geç ulaştırıldı ve öldü. Kaynak1
- G20 sonucu Terörizmle Mücadele Hakkında G20 Bildirisi yayınlandı. Güzel bir laf salatası için: Kaynak1

17 Kasım 2015:
- Anonymous, yayınladığı bir videoyla Işid'i tehdit etti. Kaynak 1
- ABD Dışişleri Bakanı Kerry, Suriye'nin kuzeyinde, Türkiye ile birlikte Işid'e yönelik operasyon başlatacaklarını söyledi. Kaynak1
- İngiltere Başbakanı Cameron , Işid'e yönelik hava saldırısı başlatacağını, parlamentonun bu yönde çalışmasını istediini bildirdi. Kaynak1
- Putin Akdeniz'deki Rus donanmasına, Işid'e karşı Fransız donanmasıyla müttefik gibi çalışmalarını emretti. Rusya Işid'e havadan denizden saldırıyor.  Kaynak1
- Fransa, tek uçak gemisi Charles de Gaulle'ü Akdeniz'e göndereceğini açıklamıştı. Kaynak1
- TBMM yemin töreninde Leyla Zana "Türk Milleti" yerine "Türkiye Milleti" dedi, yemini geçersiz sayıldı. Kaynak1
- HDK (Halkların Demokratik Kongresi), YK toplantısı sonuç bildirgesinde, özyönetim taleplerinin meşru olduğunu belirtti. Kaynak1
- Kilis- TSK, Suriye'den Türkiye'ye yasadışı olarak geçmeye çalışan 1 Işidlinin öldüğünü, 9'u çocuk 21 kişinin gözaltına alındığını bildirdi. Kaynak1 Kaynak2
- Kars'ta terör örgütüne yardım ve yataklık suçundan 11 kişi gözaltına alındı. Kaynak1

18 Kasım 2015:
- Uluslararası Af Örgütü, yayınladığı bir raporda AB'nin dış sınırlarına şimdiye kadar 175 milyon Euro'yu aşan maaliyetle 235km'den fazla tel örgü diktiğini bildirdi. Kaynak1
- İçişleri Bakanlığı Silvan'da güvenlik güçlerinin yazdığı duvar yazıları hakkında inceleme başlattı. Kaynak1
- Fransa Cumhurbaşkanı Hollande, ülkedeki OHAL durumunu 3 ay daha uzatmak istediğini, haftaya Putin ve Obama ile görüşüp Işid'e karşı daha geniş kapsamlı bir koalisyon oluşturmaları gerektiğini söyleyeceğini belirtti. Kaynak1
- TBMM yemin töreninde Leyla Zana'nın kabul edilmeyen sözleri meclis tutanağına "X" diye geçti. Kaynak1
- Davutoğlu, "BM görevini yapmadığı için" Suriye ve mülteci sorunlarının olduğunu, Yunanistan ve Türkiye'ye suçun ve telafi görevinin yüklenmemesi gerektiğini söyledi. Kaynak1
- İstanbul-Atatürk Havalimanı'nda Almanya'ya geçmek isteyen 8 Faslı Işidli olduğu gerekçesiyle gözaltına alındı. Kaynak1
- Atlantik Okyanusu'nda Afrikalı mülteci botu battı, 20 kişi kurtarıldı, yaklaşık 20 kişi aranıyor. Kaynak1
- Şırnak-Cizre'de görevden alınan Belediye Eş Başkanı Leyla İmret, gözaltına alındı. Kaynak1
- Bodrum-Turgutreis açıklarında mülteci botu battı, 5 kişi kurtarıldı. Kaynak1

19 Kasım 2015: 
- Suriye-Rojava'da Işid'e karşı savaşırken ölen Aziz Güler'in cesedinin Türkiye'ye geçişine izin verildi. Kaynak1

20 Kasım 2015:
- Suriye-Der Zor- Rusya, yaptığı operasyonda 600'den fazla Işid militanını öldürdüklerini açıkladı. Kaynak1
- Davutoğlu, Rusya'nın Türkmen köylerine de operasyon yaptığını, durmasını söyledi. Kaynak1
- Hatay'da yapılan operasyonda yaklaşık 11 milyon uyuşturucu hap ele geçirildi. Suriye'de üretilen uyuşturucuların Türkiye üzerinden dağıtımı yapıldığı belirtildi. Kaynak1

21 Kasım 2015:
- Hatay Valisi Ercan Topaca 1500 Türkmen'in Suriye-Bayırbucak'tan kaçıp Türkiye sınırına geldiğini söyledi. Kaynak1 Kaynak2

22 Kasım 2015:
- Almanya Dışişleri Bakanı Steinmeier, Suriye Ordusu, Özgür Suriye Ordusu ve ılımlı milis gruplarının, Işid'e karşı olan tüm grupların artık birbirlerini yıpratmak yerine birlikte hareket etmesi gerektiğini söyledi. Kaynak1
- Bodrum-Turgutreis'te batan mülteci botundan 4 yaşında bir çocuk cesedi bugün kayalıklara vurdu.
Kaynak1
- Belçika-Brüksel'deki Radisson Blu Otel terör nedeniyle kuşatma altına alındı. 16 kişi gözaltına alındı. Kaynak1 Kaynak2 Kaynak3
- Mardin-Nusaybin'de sokağa çıkma yasağının 10. günü. 2 kişi(Müzeyyen Kızıl, Vedat Ay) yaralandı. Kaynak1

23 Kasım 2015:
- Fransa Cumhurbaşkanı Hollande, Işid'e karşı daha etkili mücadele etmek için liderlerle görüşmeye başladı. İlk görüşme İngiltere Başbakanı Cameron ileydi. Cameron İngiltere'nin destek olacağını söyledi. Kaynak1
- İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün raporuna göre, Türkiye, Suriyelilere sınırı neredeyse tamamen kapattı. Kaynak1
- HDPli Müslüm Doğan, Leyla Zana'nın gündemi yemin ile işgal etmemesi gerektiğini söyledi. Kaynak1
- Davutoğlu, Rusya'nın Işid'i değil, Türkmenleri hedef aldığını, masum sivilleri öldürdüğünü, konunun BM Güvenlik Konseyi'nde konuşulması gerektiğini söyledi. Kaynak1
- Rusya, İran'a silah göndereceğini, ambargonun kalktığını açıkladı. Kaynak1
- Rus füzeleri Ortadoğunun kuzeyinde hava trafiğini aksattı. Kaynak1
- Kırım'da elektrik şebekelerine saldırı düzenlendi, enerji yetersizliğinden dolayı tatil ilan edildi. Sorumlu belli değil. Kaynak1
- Diyarbakır Valiliği Demirtaş'ın arabasında kurşun izi olmadığını açıkladı. Kaynak1
- Diyarbakır-Silvan'da sokağa çıkma yasağı süresince çıkan çatışmalarda 5 Kasım'da yaralanan polis Enis Kırımlı bugün öldü. Kaynak1
- Diyarbakır-Lice'de dün operasyondan dönen askeri aracın devrilmesi sonucu 1 asker öldü. Kaynak1
- Hakkari-Yüksekova'da 20 Kasım'da ilan edilen sokağa çıkma yasağı kaldırıldı. Operasyonlarda Mehmet Reşit Arıcı ile Naim Nuyan isimli iki kişi öldü. Kaynak1
- ABD-New Orleans'ta bir parkta bazı kişiler kalabalığa ateş açtı. Yaralılar var. Kaynak1
- Şırnak-Cizre'de protestolar esnasında yaralanan Rafet Aşut (23) bugün öldü. Kaynak1
- Muş-Varto'da askeri araç geçerken patlama oldu, operasyon başlatıldı. Kaynak1

25 Kasım 2015:
- Işid, bir video ile Fransa'yı ve Fransa Cumhurbaşkanı'nı tehdit etti. Kaynak1
- Rusya Başbakanı Medvedev, Türkiye'nin Rus uçağını düşürmesinin, Türkiye'nin Işid'in yanında yer aldığını gösterdiğini, Türkiye ile bazı ortak projelerin iptal edilebileceğini söyledi. Kaynak1
- Çin, Türkiye-Rusya geriliminde henüz pek çok ayrıntının açıklığa kavuşturulmadığını, teröre karşı birlik olmak gerektiğini söyledi. Kaynak1
- Putin, Bir uçağımız daha düşerse tepki göstereceğiz, dedi. Kaynak1
- Rusya, Türkiye'nin vurduğu uçaktaki ikinci pilotun Rus üssüne yaralı ulaştığını, diğer pilotunsa karadaki cihatçılar tarafından öldürüldüğünü bildirdi. Kaynak1

26 Kasım 2015:
- Işid'ten kurtulan 9 yaşındaki Ezidi kızın hamile olduğu belirtildi. Kaynak1
- Işid, Tunus'taki saldırıyı üstlendi. Kaynak1
- İran Cumhurbaşkanı Ruhani, bölgedeki gerginliğin Rus uçağını düşüren Türkiye'den kaynaklandığını söyledi. Kaynak1


Son güncelleme: 26 Kasım 2015



06 Eylül 2015

cinsiyetsiz kadınlık üzerine filmler

Bir amerikan filmi: obvious child.
Ve bir italyan filmi: pane e tulipani.

İkisi de romantik komedi kategorisinde ama ikisi de bildiğimiz hollywood romantik komedilerinden değil. Dışarıda kar yağarken, sıcak çikolatanı/kahveni alıp, bikaç kız arkadaşınla battaniyenin altına doluşup romantik sahnelerde “ayyyyyy” diye sırnaşabileceğin filmlerden değil. Tabi biraz da dondurma ekleyebilirz bu sahneye veya çikolata. Rengarenk pijama takımları içinde, rengarenk döşenmiş odalarında ne hikmetse sivilcesiz ama büluğ çağında kızlar... Kısacası hey girl dergilerinde pijama partisinde yapılacaklar veya ayrılığı atlatmak için yapılacaklar listesinde yer almayacak türden filmler bunlar.

Bunlar daha çok özgürlük derdine düşmüş, karakterini oturtmaya çalışırken acı çeken, 20-30 yaş arası genç kadınların kendilerine yardım etmelerini umdukları türden filmler. Yaş sınırı koymayalım, daha büyükler için de geçerli olabilir. Hayatının ellerinden kayıp gittiğini, “ben sadece ben olmak istiyorum” derken topluma uyum sağlamakta zorlandığını, uyum sağladığı anda kendisinden vazgeçtiğini ama uyum sağlamak istediğini, yoksa yalnız kalacağını ve yalnızlığı göze alamadığını, bu yüzden kendisine kızdığını hisseden kadınlar için.


Obvious child'daki kadın 30a yakın yaşlarda bir stand-upçı. Vajinal akıntısının külodunu kirlettiğinden, osurduğundan, geğirdiğinden, insani fiziksel kusurlarından ve hayatındaki diğer boktanlıklardan bahsedebilen, sahnede içi-dışı bir olabilen, bu yüzden komik olduğu düşünülen bir kadın. Terk edilmenin acısını dibine kadar yaşayan, acısı esnasında yanından ayrılmayacak kadar değerli bir dostu olan kadın. Kuklacı babasına gidip terk edilmenin acısını anlatan, teselli bulurken gülümseyen, ağlayan bir kadın. Annesiyle çok da iyi anlaşamamanın verdiği acıyı deriinden hisseden bir kadın. Geleceği üzerine düşünmek istemeyen, büyümek istemeyen, çocuk kalan, acı çekerken bile şebeklik yapmadan duramayan bir kadın.


Pane e tulipani'deki güzel gülüşlü kadın ise 40lı yaşlarında bir ev hanımı. 18 yaşına yakın iki oğlu var. Akrabalarıyla birlikte bir tura katılıyorlar. Bu geniş aile, bir dinlenme tesisinde kahramanımızı bırakıp gidiyor. Çekirdek ailesinden dahi hiç kimse fark etmiyor yokluğunu. Kadının kafasına dank ediyor. Onlarla tekrar buluşmaya ve azarlamaları, dalga geçmeleri göze almak yerine eve dönmek üzere otostop çekiyor. Ve gülümsemeye başlıyor. Özgürlük gülümsetiyor kadını. Gezmek istiyor, tek başına olmak. Venedik'e gidiyor. Cüzdanındaki paranın yettiği kadar pansiyonda kalıyor. Hergün eve dönme planı yapıyor fakat sonra vazgeçiyor. Yaşlı bir anarşist çiçekçinin yanında çalışmaya başlıyor. Tanımadığı kibar bir adamın evinde kalıyor. Bir masör komşu ediniyor.yeni arkadaşları oluyor kısacası. Zorunlu akraba ilişkilerinin yerine, içinin ısındığı yeni dostlar ediniyor. Akordeon çalıyor küçüklüğünden beri ilk kez. Şehrin, para kazanmanın, çiçeklerle uğraşmanın, müziğin, yeniliklerin keyfini çıkartıyor. Tabi bu esnada kocası kuduruyor. Kadın umursamıyor. Sakince gülümsüyor her şeye. Sessizce serpilip büyüyen aşkı gözlemliyor.

Geleceği düşünmüyor mu? Bu hayatının ne kadar süreceğini, illa ki dönmesi gerekeceğini, döndüğünde o eski hayatında mutsuz olacağını düşünmüyor mu? Bilmiyoruz, düşünüyorsa da bize göstermiyor.

Bu tür filmlerin güzelliği buradadır: Tam anlamıyla loser olsa da karakter, güzel şeyler de vardır hayatında. Sakar, pasaklı, patavatsız, terk edilmiş, ailesiyle arası kötü, işlerde hatta insan ilişkilerinde başarısız olabilir ama akşamları bunları konuşup dalga geçebileceği arkadaşları vardır. Kendisiyle, yaşadıklarıyla, acılarıyla dalga geçer, sarhoş olur. Gidip bi dostunun koynunda uyur sonra. İçine kapanmaz. Kapansa bile gelip zorla çıkartacak arkadaşları vardır. Halbuki gerçek hayatta pek çok insan kendi başına atlatır but tür acıları, hatta atlatamaz. Yepyeni bir gün, yepyeni sürprizlerle dolu değildir. Kişi başkalarının yardımıyla yeniden doğmaz, kendi kendine yapmalıdır. Kısacası ne kadar gerçekçi olursa olsun, ne kadar hitap ettiği kitle teenage değil olgunlaşma çabasındaki kadınlar olursa olsun, gerçek hayat daha acımasızdır.

Ne var ki bu tür filmlere de ihtiyacımız var. “Onlar ermiş muradına” minvalinden bir mutlu son olmasa da, bizi tatmin edecek bir son isteriz. Yalnız ama kendiyle barışmış olmalıdır başkahramanımız. Ya da sevdiğiyle birlikte ama kendiyle barışmış olmalıdır. Önemli olan, kendisini sevdiğini, toplum karşısında ayakta kalabildiğini görmemizdir. Gökten üç elma düştüyse, bir başkahramanımıza, diğeri filmde onu asla yalnız bırakmayan dostlarına, üçüncüsü de seyircisine gider. Aşkına değil.



02 Eylül 2015

biri bizi gözetliyor

bu sıralar çok kullanılan bir dergi kapağı tasarım modası var, sanırım şöyle gelişiyor olaylar: dosya konun tanınmış bir sima olsun. bu simanın öyle bir görselini hazırla ki, kapağın yarısını kaplasın. o kişinin ünlü bir fotoğrafını andırsın bu görsel. görseli mümkünse doğrudan fotoğraf olarak koyma okuyucunun önüne, pastel/kuru/sulu boya görünümlü bir hale getir, kıpır kıpır olsun, daha samimi olsun.

misal ot dergisi:
  

ot'un kimi sayılarında büyük bi görselin yanında yazılar var, kimilerinde birden fazla kişinin fotoğrafı veya çizimi bir şekilde kapağa yerleştirilmiş. genelde biri daha ön planda.ve diğerleri:





notos'ta görebileceğimiz gibi, sadece yeniyetme dergilerde değil, üstadlarda da varmış demek ki bu kör göze parmak sokan kapak tasarımı. örnekler çoğaltılabilir muhtemelen. iyi/kötü, güzel/çirkin, işlevli/işlevsiz diye yorum yapacak kadar anlamıyorum dergi işinden. arada bir satın alan gevşek bir okurum.

bu tip görsellerin bizi nasıl etkilediğini merak ediyorum. okurun gözünün içine bakan bir yaşar kemal, nedendir bilmem, rahatsız ediyor beni. kollarını kavuşturup hesap soran sylvia plath, dergiyi almazsam kızacak sanki bana! ya da oğuz atay... bu kadar sevdiğim adamın kapak olduğu bir dergiyi almak zorundayım adeta. çok sevdiğin bir arkadaşının düğününe gitmemek gibi bir şey olur almamak. halbuki o arkadaşla oturup bira içmeyi seviyorsundur, ankara havasında göbek atmayı değil.

bu dergiler, yüzüme dik dik bakan insanların verdiği rahatsızlığı veriyor bana. raflardan uzanıp zorla çantama gireceklermiş gibi hissediyorum. reklam panosuna dönüşüveriyor sanki sevdiğim insanlar. daha çok dikkat çekebilmek için olabildiğince daha fazla belertilmiş  çifter çifter gözler. oğuz ataylar, ahmet kayalar, nejat işlerler, birbirlerinin yakasını paçasını çekiştirip öne çıkmak istiyorlar. o güzel insanlar, durup arkalarına bakmayan birer zombi oluyorlar.

ne kadar çok sevsem de, gözümün içine bakan, beni mağaza içinde takip eden bir oğuz atay istemiyorum sanırım hayatımda. beni anlasın, beni yazsın, başkalarını anlamamı sağlasın, vicdan azaplarımı, utançlarımı hatırlatsın bana ama gözleriyle değil, yazdıklarıyla yapsın bunu. benimle bu şekilde iletişime geçmesin yeter ki.

bir insanın görselini kurcalamak yerine, dikkat çekici başka bir kapak tasarlamak çok mu zor ya da çok mu düşürür satışları? dosya konusu oğuz atay olsa bile, o'nun bana dik dik bakmasından başka bir çözüm yolu yok mudur?

26 Ağustos 2015

Kaç Para Kaç'ın Seliminin Şahsında Tüm Selimlere Selam Olsun

Selim. Ahlakın asık suratlı ve gergin yüzü. Taner Birsel'in sakalsız bıyıksız, gençlik fışkıran bedeniyle canlandırdığı hali. Birinci kattaki boşanmış kadın kadar olmasa da insanın yüreğini hoş eden cinsten. Aileden biri olabilecek kadar beyaz atletli üstelik.

Pek çok yerli filmde rastlayacağımız türden bir soğukluk var Selim'de. Gişe Memuru'ndaki Kenan gibi. Olabildiğince az konuşan, nerdeyse hiç gülmeyen. Kendine koyduğu ahlaki kurallardan mı, yoksa dışardaki ahlaksızlıktan mı bunalıyor, tam belli değil. Keskin sınırları var. “Para kolay kazanılmıyor” en sık tekrarladığı cümle. Katı bir ruhu var, o kadar ki, bedenine yansımış katılığı. Gömlek, kumaş pantolon, ceket üçlemesi içinde sabit, sabitten öte sabit bi beden, bi yaşam... Yağmura bile sövemeyen türden. Olması gereken yolu çizmiş, dışına çıktığı anda kendini çekip vuracak kadar sert, kuralcı. Başkalarının ahlaksızlıklarına katlanamayışı da bundan. Çekip vuramıyor ama -çocuk parkında 100 dolar bulan kadınlara yaptığı gibi- müdahale etmek isteyip nasıl edeceğini de bilemeyişi var ki, eyvah dedirtiyor insana. Eyvah, bu adamı yerler. Bu kadar keriz, enayi olursa yerler. Halbuki biliyorsun ki kerizlik değil özünde bu. Eğer bu kerizlik dersen zamana-mekana göre değişen bi şey oluverir kerizlik. İnceden de ince bir çizgi var iki dünya arasında. Dark side'a geçmesine az kaldı. Fakat dark side o kadar dark olsaydı, destekçisi bu kadar çok olur muydu, demeden de duramıyor insan. Ve fakat sevgili insan kişisi, dark side öyle göz göre göre öcülük yapmaz insana, bilmez misin sen? Aydınlık tarafın çok da aydınlık olmaması gibi, karanlık taraf da öyle çok karanlık değildir. Her kötünün içinde bir iyilik, her iyinin içinde bir kötülük hesabı...

Sonunda acı çeke çeke, kendini tuta tuta geçer dark side'a Selim. Ve gülmeye başlar ilk kez. Sınırlar aşılmıştır bir kere. Ne yapılması gerekiyorsa yapar. Para neyi gerektiriyorsa. Yeni eşyalar. Lüks restoranlar. Gece eğlenmeye gider Selim. Para attıkça öten bir küre ve soyunan kızlar vardır. Selim atar, küre öter, herkes alkışlar, kızlar orasını burasını açar gibi yapar. Su balesi yapar gibidir kızlar. Bone, havuz gözlüğü ve mayolarıyla. Fantezi dünyasını genişletir para insanın.

Aklı başından gider Selim'in yavaş yavaş. Başlarda elinde para dolu çantayla gezmek tuhaf gelirken, artık cebinde tomarlarla gezer.

Dengeden beslenen insanın dengesini yitirmesini görürüz ekranda. Denge ve sınır çizgileridir Selim'in yaşamının sürekliliğini sağlayan. Bazı insanlara heyecan gerekir, Selim'e denge. Dengesini parayla yitiren Selim de sapıtır sonunda. Aklını kaybetmiş gibi olur. Paraları nereye saklayacağını bilemez. O kadar parayı nasıl harcayacağını bilemez. Yaptığı her harcama dikkat çeker. Gözler üzerindedir sürekli. Birbirini dikizleyip duran bir toplumdur içinde yaşadığı. Yeni aldığı her beyaz eşyanın hesabını vermelidir insanlığa. Peşin mi almıştır taksitle mi? Hangisi daha mantıklıdır? Kime göre? Kimin dediğini dikkate almalıdır insanlık? Ne'dir doğru olan? Para nasıl yenmelidir? İndirim yok mudur? Neden yoktur, her yerde vardır? Kredi kartı geçmez midir? Neden geçmezdir? Her şeyi sorar insanlar. Meraklıdır insan milleti. Vermek gerekir bir cevap. Ne cevap verirsen ver, her halükarda aynı sonuca ulaşacaktır dinleyen. O yüzden “git başımdan” desen de olur.

Bi de yalnızdır Selim. Filmin başından, hatta öncesinden, sonuna kadar, çevresindeki değişken veya sabit kalabalığa rağmen yalnızdır. İçinden geçen sıkıntıyı ne karısına, ne başkasına, ne de herhangi bir arkadaşına anlatabilir. Anlatmadığı için mi yalnızdır, yoksa yalnız olduğu için mi anlatamaz, bilinmez. Kinini, nefretini, öfkesini, dürüstlüğünü, sürekli göz önünde duran, varlığıyla ün yaptığı, ama küçümsenen, bastırmak zorunda hissettiği dürüstlüğünü. Anlatsa ne olacaktır? Ne değişecektir? Neye faydası vardır? “Para kolay kazanılmıyor” dışında söyleyecek neyi vardır? Dönüp duran bi devrandır işte olan. Çalışacak, üç kuruş para kazanacak, faturaları ödeyip, çoluğun çocuğun ihtiyaçlarını giderecek, sonra kalırsa tatile gitmeye çabalayacak, ailesinin diğerlerinin yanında küçük düşmesini engelleyecektir. Karısıyla arada bi sevişse, kızı sağ salim büyüse, en büyük sevinç olacaktır O'nun için. Babasına saygısızlık etmeden ölümüne kadar birlikte yuvarlanıp gitseler. Dükkana göz kulak olacak bi çırak bulsa bi de. Arkadaş meclislerinde rakı eşliğinde konuşmalar ne demek olacak ki? Ne işe yarayacak? Neye faydası var? Susmak varken dostum, bunca söz niye?


Fakat öyle değil işte Selim Bey'ciğim. Sessizlik büyür içinde, ceplerinden dolar olup taştığında ise sorun barizdir artık. Çırılçıplak kalırsın insanlık karşısında. Fermuarını kapatmaya çalışırken düştüğün balkon demirlerinden bakakalır kızın arkandan. Amerikan oyunu dolarlar saçılır etrafa. Sonra n'olur? Kan sızarken vücudundan, insanlar gelip dolarları kapışmazlar mı dersin?

29 Haziran 2015

üretemeyenlerin çağı

interneti öyle bir kullanıyorum ki, beni aptallaştırdığını anında anlıyorum. bilgi insanı nasıl aptallaştırabilir ki? oluyor işte.

şimdi, basılı bir dergiden, dili çok da ağır olmayan bir sosyoloji makalesi okuyorum, türkçe. cümleleri hızlıca okuyorum. 5-6 satır sonra fark ediyorum ki, hiçbir şey anlamamışım. sonra o panikle tekrar okumaya başlıyorum. yine bambaşka şeylere dalıyorum, oradan oraya atlıyor görüntüler, az önce izlediğim aptalca videolar, demet akalınlar, ben bilmem eşim bilirler dönüyor kafamda. bu kez okuma esnasında farkına varıyorum hiçbi şey anlamadığımın, sadece yazıyı takip ettiğimin. işte bu, ilkinden daha acı verici oluyor. odaklanamadığımı düşünürken bi taraftan okumaya devam ediyorum, her seferinde yeni bi kabusa uyanmak gibi, inattan okumayı da bırakamıyorum.

belki de internette yetişen neslin en büyük sınavı bu. dikkatini toplayabilen ve üretebilen kişi (o kadar az rastlanıyor ki bu yeteneğe), uğraştığı şey ne olursa olsun, kendince başarılı oluyor. dizi izleyip kendini diziye adayan, her youtube videosunun altına yorum yapan, twitterda dizi oyuncularıyla ilgili haberleri kaçırmamaya çalışan, hashtag kasan, dizi görüntüleri üzerine uygun bir şarkı bulup, kurgulayıp, binlerce tık alan kişi de başarılı sayılıyor bu durumda. ciddi bir emek var yaptıklarında, sanatsal/edebi bir üretim olmasa da, bir şeyler üretip anlık haz ihtiyacını karşılıyor, kendisinin ve onu takip eden binlerin. o kişinin ne hissettiğini bilemem ama onun gibi olmayan insanların ne hissettiğini anlayabiliyorum (bkz: kendimden biliyorum). saatlerini bu tür videolarla harcayan kişi, bi şey üretmiş olmanın hazzını yaşamıyor. sadece izliyor. kendi hayatını yaşamayı erteleyip, videolarda atlaya atlaya vakit öldürüyor ve bu insanı mutsuz ediyor. toplum gözünde başarılı sayılmak değil yani mesele; üretmemek, insanın kendi kendini tüketiyor.

bunlar nereden geldi aklıma? blog yazayım diye bilgisayarı açıp, saçma videolarda saatlerimi harcadığımı fark edince, kendime gelmek için bir şeyler okuyayım dediğimde hissettiklerimi bilgisayara değil de kağıda döktüğümde anladım bi şeyleri:

kağıda dönmek lazım. ne yazacaksan önce kağıda yaz, sonra bi çırpıda internete geçir veya word'e, ne kullanıyorsan. elin ağrısa bile önce kağıda yaz, bir yerden sonra daha geç ağrımaya başlar zaten. çok ağrıyorsa, kalemle yazmaktan sıkılıyorsan, ilhamın kaçıyorsa önce küçük notlar al, sonra bunları word'de metne dönüştür, sonra internetlere geçir,  eksiklerini doldur. yani yazarken modemin kapalı olsun.

kağıtla barış ki, düşüncelerini organize etmeyi öğren/hatırla ve üretmeye yeniden başla.

interneti kullanmayı öğren. en baştan.




04 Mayıs 2015

Hollanda'da 1 Mayıs

kansız-gazsız  1 mayıs nasıl olur? merak ettiğimden, hazır hollanda'dayken gidip görmek istedim. nerde toplanırlar? ne yaparlar? ne konuşurlar? daha önce, dam meydanı'nda yunanistan'a destek mitingine denk gelmiştim. sahnedekiler genellikle ingilizce konuşuyordu, hatta bir yunan şairinin şiirini yunanca-ingilizce okumuşlardı. yani 1 mayıs'ta da konuşmaların ingilizce yapılacağını tahmin edip, anlarım diye ummuştum. yanılmışım lakin yine de anlatılacak şeyler var.

öncelikle "nerde toplanırlar?" 

bunu bulmak epey zor oldu. 1st may in holland/netherlands vb aramalarım sonucunda sürekli olarak eskiden kraliçenin doğumgünü 30 haziran olduğundan, o günde yapılan şenliklerle ilgili haberler çıktı. sonunda şu açıklamayı buldum: http://dutchreview.com/news/dutch-news/labour-day-in-the-netherlands/

linke tıklamaya üşenenler için: 1 mayıs hollanda'da çok önemsenen bir gün değil. resmi tatil değil hatta. tamam, tr'de de yakın zamanda tatil oldu zaten ama tr'de 1 mayıs hep önemli bir gündü. ayrıca, yaşama standardının nazaran daha yüksek olduğu, çalışma saatlerinin insaniliğiyle övülen bir ülke için 1 mayıs'ın tatil olmaması tuhaf gelmiyor mu? başta bana da öyle geliyordu fakat buranın kabullenilmiş kapitalistliğini  hissettikçe kafamda normalleşmeye başladı bu durum. kralın doğumgünü tatil ama işçi bayramı tatil değil. normal. (kral günü denilen kralın doğumgününün kutlanmasını daha sonra anlatacağım, şimdi 1 mayıs daha öncelikli. ) yazıda belirtildiğine göre, az nüfuslu bazı marjinal gruplar yine de 1 mayıs'ı kutluyormuş. kim onlar ve nasıl kutluyorlar? onu öğrenmek lazımdı şimdi de.

sonunda google'da "hollanda'da 1 mayıs" vb tabirlerle türkçe arama yaptım ve oradan oraya atlaya atlaya martin luther king park'ta toplanacaklarını öğrendim. FNV diye bir sendika öncülük ediyor organizasyona. farklı şehirlerden katılmak isteyenler için otobüs kaldırmışlar. FNV'nin başını çektiği bir kampanya varmış: "real job". insani çalışma koşularını sağlayan iş demek oluyor anladığım kadarıyla. internet sitelerinde "işin ne kadar real?" türünden bir test de vardı.

izleme zamanı

program 12 gibi başlayıp 4 gibi bitecekti, metrodan parka yürüyüş yapacaklarmış başlangıçta, o kısmı kaçırdım, direk park'a gittim. FNV başkanı olduğunu tahmin ettiğim bir adam konuşma yapıyordu, ne yazık ki flemenkçeydi, broşürler, gazeteler, afişler, her şey flemenkçeydi. insanlara "ne diyor?" diye sorup durmak yerine izlemeye koyuldum.

herkes kırmızılıydı. çünkü etkinlik programında "dress code is red" yazıyordu. (benim tek kırmızım bi etekmiş, fark etmiş oldum.)

beklediğimden çok daha kalabalıktı. kanal yanındaki parkta, ortadaki geniş alanın iki yanına iki büyük sahne, aralarına da standlar kurulmuş, sol yayınlar, imza toplamalar, hamburger, snack, donut, çay-kahve satanlar var standlarda... ve sahnelerin birinin arkasında lunapark! evet, 1 mayıs şenliğinde lunapark. dönme dolap, salıncak, ahtapotumsu şey, atlı karınca, ufak lunapark oyunları... yani aslında insanlar ailecek gelsin diye yapılmış bir organizasyon. hava da inadına güzel. arkada müzik, siyasi fikrine yakın insanların yaptıkları kısa konuşmalar, ortalıkta koşuşturan çocuklar, köpekler, yerlere serilmiş insanlar.. arada bikaç polis, gülümseyip ritm tutan cinsten. alanın dışında 1 tane polis minibüsü. şu haberde belirtildiğine göre, parka doğru yürüyüş esnasında polis topluluğa destek vermiş zaten.

yaklaşık 3 gibi oradaydım ve etkinlik bitene kadar ya hiç slogan atılmadı ya da -sürekli insanları izlememe rağmen- ben fark etmedim. anlamadığın bir dil de olsa sloganla şarkı sözünü ayırt edebilir insan diye tahmin ediyorum ama bilemezsin tabi, hemen teşhis koymamak lazım.

müzisyen olarak önce kel bir rapçi çıktı sahneye. ilk defa rap müzikten zevk aldım. o kadar çok kişi, genç-yaşlı, o kadar büyük bir coşkuyla eşlik etti ki şarkılarına, solcu marşlar söylüyor sandım. şenlik boyunca "millete bak, sol marşları rap türünden, hem de çok neşeli" diye şaşırdım. şimdi ismini hatırlayamıyorum fakat o gün eve gelince youtube'da adamı arayınca anladım ki sıradan bir rapçiymiş. bol danslı, kızlı, diskolu, danslı klibi var, herhangi bi tür "sol" içeren video görüntüsüne rastlamadım.

beni bu etkinliğe gitmem için asıl cezbeden şey "playing for change" in de sahneye çıkacağını öğrenmem oldu. yıllardır "ah bu ne güzel grup, bi şekilde dahil olabilsem keşke" dediğim grubu kanlı canlı hem de tam istediğim kıvamda bi konserde izleme şansım vardı.* en son onlar çıktı, grandpa elliot ve o meşhur kırmızı gömleği, bahçıvan pantolonu, şapkası ve mızıkasıyla birlikte. coşturdular. şarkılar sevdiğim cinsten, çevrem manyak, dünyayı umursamayan tiplerle dolu. bu devirde, hollanda'da veya dünyanın herhangi bir yerinde 1 mayısı kutlamak için en alt seviyeden de olsa manyak olmak gerekiyor zira. tatlı manyaklıklar bunlar.

konser bitince, otobüs duyurusu yapıldı, herkes otobüslere binmeye doğru yollanırken, ben de yollar kalabalıklaşmadan bisiklete binip uzaklaştım, hala acemiyim çünkü, tırsıyorum trafikten.

şimdilik gözlemler bu kadar. tabi sorular devam ediyor.

okuduğumuzu anladık mı? 

burada çalışanların gerçek sorunları neler? tr'de anlatılan efsanelerde olduğu kadar insani çalışma koşulları var mı cidden? varsa bu FNV'nin real job dedikleri dertleri ne? sistemle bir sorunları var mı? yoksa sadece çalışma koşulları iyileştirirlerse sistem onlar için "uygun" mu? sağlık sigortasının ücretli olması bir problem mi onların gözünde? yüksek vergilerin karşılığını aldıklarını düşünüyorlar mı? sokakta göründükleri kadar memnunlar mı gerçekten hayatlarından? üniversite öğrencilerinin üniversite binasının satılmasına yönelik işgal eylemi neyi gösteriyor? toplumun ne kadarı onları destekliyor? toplumun çoğu o öğrencilerin veya martin luther king'te toplanan neşeli-çılgın insanların marjinal olduğunu mu düşünüyor?

bir de, 1 mayıs resmi tatil değilken eyleme gelen o kalabalık grup işsiz-emekli-öğrencilerden ibaret miydi? polisin bu kadar hoşgörülü olmasının sebebi ne? etkinliğin zaten gözlerden uzakta yapılması mı? neden bu kutlama dam meydanı'nda değil de bu alanda yapılıyor? dam meydanı'nda yapılması daha fazla insana ulaşılmasını, solcuların, sendikacıların halkın içinde eğlenmesini sağlardı. "gerçekten "özgür" bir ülke olsaydı, bu iş daha merkezi bir yerde yapılmaz mıydı ve böylece insanlar rahatsız oldukları konuları birbirlerine değil de, toplumun diğer üyelerine de anlatma imkanı bulmazlar mıydı?" diye sorası geliyor insanın. ama bu kesin yargılara ulaşmak için erken.

anlamamışız. daha çok çalışalım..



*tam istediğim kıvamda konser: ücretsiz, insanların bir fikir bahanesiyle toplandığı, sanatçının görev bilinciyle değil, içten gelerek şarkı söylediği, seyirciyle daha samimi olduğu konser. en son itü'de alternatif şenlik'te bulutsuzluk özlemi'ni dinlerken hissetmiştim bunu.










22 Nisan 2015

içten gelen dublajlı ses

hey, dostum senin sorunun ne biliyor musun ha? araştırmayı bırakıp yazma aşamasına geçememen. yazacak kadar adam yerine koymuyorsun çünkü kendini, anlıyor musun? hadi ama, bir taraftan yazmaya başlayıp, bir taraftan da araştırmaya devam etmeye ne dersin, ha? araştırma asla bitmez dostum, yo yo, yanılıyorsun, asla tam olarak her şeyi bilecek aşamaya gelemeyeceksin, asla senin düşündüğün kadar hazırlıklı olamayacaksın yazmaya. seni aptal. o yüzden, beni dinle, bunu yapabilirsin anlıyor musun? bunu başarabilirsin! sadece kendine inanman gerek! hadi! şimdi o koca kıçını kaldır ve gidip o lanet olası tezi yaz!

hey, dur, gel buraya

seni seviyorum.

21 Nisan 2015

neden medcezir izliyorum?

bu bir medcezir övme yazısı değildir.

merak ediyorum, kendimi denek olarak analiz edesim var. neden medcezir izliyorum? saçma olduğunu, zaman kaybı olduğunu bile bile.

ilk tez: ergenliğimi tam olarak yaşamadım. 

yetiştiğim muhafazakar çevrede her türlü gençlik serseriliği ayıptı. erkek arkadaşlarının olması (sevgili değil, arkadaş), akşam birlikte bir yerlere gitmek, alkol almayı geçtim, sadece tiyatroya gitmek sebebiyle bile eve geç gelmek, arkadaşlarla mutlu olmak, erkek arkadaşların adlarının evde konuşulması, her türlü genç kıyafeti, moda, heygirl dergisi, asmalı konak... gençliğe atfedilen çoğu popüler şey evde konuşulması bile rahatsız eden türdendi. çünkü ailemin gördüğü aileler genellikle ileri derecede muhafazakardı, bizimkiler yanlarında epey modern sayılıyordu. 

fakat fikirler konusunda az çok özgür bir evdi çok şükür. her türlü kitap  okunabilirdi. okuduğum kitaplara küçümseyen gözlerle bakıldığı olsa da, saygı duyduklarını bilirdim. misal, attila ilhan'ın "hangi seks?" kitabına gözü ilişen babam, eline alıp kitabı kurcalayabilmişti. çevremize göre "sen ne biçim kitaplar okuyorsun?" diye tepki göstermesi gerekirdi. bedensel ve geleneksel kısıtlamalara rağmen olabildiğince özgür bir fikir dünyasında yetiştim kısacası. 

hal böyle olunca kısıtlandığım için isyan edemedim, kitaplar arasında özgürdüm, sınıfta gençliğini yaşayan arkadaşlarıma nazaran daha çok kitap okudum, bu da beni bi yönden tatmin etti, sınıfın kitap kurdu sayıldım filan. tabi düşünce dünyam çok fena fark attı aileme . aramıza özgürlükler girdi, düşünce bazında, ama onlar benim okuduğum kitapları okumadıkları için, ne aşamada olduğumu göremediler. dolayısıyla müdahale etme gereği de duymadılar. ancak üniversiteye geldiğimde ne aşamada olduğumu gördüler sanırım ama bu sefer de müdahale etmek için çok geçti.

lise çağında derin ve yüce düşüncelere girince, heygirl dergisiymiş, yeni çıkan kasetmiş, kim kimle çıkıyomuş, sevgilim olsunmuş, öpüşeyimmiş, giyim kuşammış.. hepsi boş geliyordu. zaten bi de öss gibi günün dörtte üçünü kaplayan bi uğraşım vardı. çok da takmadım kafama asmalık konak izlememeyi. film kiraladım, tek başıma izledim. her şeyi aileyle paylaşmaya gerek yoktu. 

geçmişte bi zaman buket uzuner'in bi söyleşisinde dediği gibi "insan her şeyi zamanında yaşamalı. gençliğinde sevgilisi olmayan biri, 40larına gelince genç sevgililere öcü gözüyle bakar". benim de ergenlikte yaşamadıklarım şimdi boş kaldığım ilk anda beni esir alıyor. saçma sapan sevgiler, aldatmalar, büyük büyük laflar, romantik bakışmalar, partiler, partiden sıkılan esas karakterler... mira ile yaman'ın ölümsüz aşkının tehlikeye düşmesi, sonra tüm zorluklara göğüs gererek yeniden canlanması... lisede atlatmış olmalıydım böyle şeylere ilgimi. 


ikinci tez: inanmak istediğim şeyler var.

mira. miranın mimikleri, hareketleri, yüzü, konuşması. gerçek olduğuna inanmak istediğimi hissediyorum. pürüzsüz, net, sade bi güzellik. yani sade olduğuna inanmak istediğim bi estetik gösterisi mira bence. fondöten kullanmamış ama yüzü öyle muhteşemmiş mesela. yıka ve çık usulü bi güzellikmiş mesela... dizinin diğer tüm karakterlerinin , özellikle kötülerin düzenli yaptığı vurgulanan cilt bakımı gibi şeylere hiç gitmezmiş mesela. zengin ama iyilerle doluymuş dünya mesela. yaman-mira ikilisinin romantik görüntülerini romantizm olsun diye değil, mira için izliyorum evet. 



üçüncü tez: zenginin malının çenemi yormasına ihtiyaç duyuyorum.

zengin-fakir hayatlarını anlatıyor dizi. aşk hikayesi birinci planda olsa da, sınıf farkını vurgulayarak başlamışlardı hikayeye. şimdi entrikalar falan derken sınıf farkı yalan oldu, "iyilik içimizde"ye döndü olay. bu köşk,yalı dizilerinin çok tutmasının sebebi bu bence, asla sahip olamayacağımız bi zenginlik var ekranda. bol ışıltılı. içindeki güzellikleri de gösteriyorlar bu ışıltının, var olduğunu umduğumuz pislikleri de. zengin ama mutsuz insanlar görmek hoşumuza gidiyor. tabi o ışıltıyı görmenin verdiği haz da ayrı bi konu. vitrinlere bakıp hiçbir şey almamak gibi bir şey. ya da asgari ücretle avm'de çalışmaktan zevk almak gibi bir şey. tuhaf bir şey. neden ama neden? neden ben zenginliği görmek istiyorum? 




14 Nisan 2015

düğünler albayım düğünler, hiçbir anlama gelmiyorlar

yazmak lazım dostum kedicim, daha çok yazmak lazım. nerelerde kaldın sen?

çok şey geldi geçti, yazmak için not tutmaya başladığım da oldu, sonra yazının yükü altına girmeye cesaret edemedim.

şimdi elleri kurutan bi memleketteyim. avrupa'nın kuzeylerinde bir yerlerinde. hollanda'da. üstelik evliyim. nedenini açıklamaya başladım az önce, sildim geri. o kadar da iç dökme yeri olmasına gerek yok buranın, aylar sonra bi arkadaşımla buluşmuşum da, hayatımdaki tüm değişiklikleri özetliyormuşum gibi olmasın. gerek yok. anahtar sözcüklerden gideyim yine.

evlendim, buraya gelmemiz gerektiği için aceleyle evlendim. ailelere benim bi sevgilim var, hatta biz evlencez, hatta evlenince yurtdışında yaşıycaz, deme aşamaları, tanıştırma aşamaları çok çabuk oldu. geleneksel türk evlenmelerinde yaşanabilecek çoğu sıkıntıyı ya hızlı yaşadık ya da yaşamadık bu yüzden.  hazırlıksızız, paramız yok diye her şeyi ucuza getirdik. ev çeyizi düzmek zorunda hissetmedi aileler kendilerini, çünkü tr'de kalmayacaktık. dolayısıyla yatak odasını kız tarafı alır, mutfağı oğlan tarafı gibi muhabbetlere giremediler. çok şükür. gelinliği arkadaşımdan aldım, saçma fotoğraflar çektirmedik, bohça hazırlama geleneğine karşı çıktık, ucuz yüzük aldık, damatlık değil normal takım elbise aldık,damat traşı değil normal saç kesimi dedik berbere, davetiyeyi internetten sipariş ettik... gelin saçı yapma yöntemlerini bile araştırdım ama bu tür işlerle normalde hiç alakam olmadığından cesaret edemedim. kısacası ne yönden bakıldığına bağlı olarak cimri veya tutumlu davrandık. başkaları için yaptığımız ama çoğu kişinin eğlenmediği düğün için olabildiğince az para harcadık. streslendik bol bol. ha bu arada düğün öncesi 20lik dişimi çektirmek zorunda kaldım. sıvıyla beslendim uzun bi süre. ağrı kesiciler hormonal düzenimin içine etti.

düğün çok pahalı bir iş normalde. ailelerin gönlü olsun diye uğraşmaya başlarsan hem masrafın hem de stresin artıyor. kimseyi sallamayaıp istediğin gibi yapmak, hatta hiç istemiyoran hiç yapmamak en güzeli. ama öncesinde o serseri, umursamaz evlat rolünü onların gözünde normalleştirmek lazım. daha öncesinde efendi ol ol, evlenirken isyankar ol, vallaha yürümez o iş. bizim de acelemiz olmasa evlenmezdik muhtemelen yakın zamanda. yoksa geleneklerden kudurabilirdik.

evlenme törenlerini araştırdım düğünden sonra biraz, hangi gelenekler nereden geliyor filan... misal yüzgörümlüğü neden takılıyor? kırmızı kurdela ne alaka? babanın kolundan damadın koluna aktarılma ne? kına gecesi ne? bunları derleyip, günümüzde neye dönüştüğünü, hangilerinin yaşatıldığını, hangilerinin boşverildiğini falan yazacaktım. ama öyle büyüttüm ki gözümde, yazamadım bi türlü. diyecektim ki, keşke sırf gelenekleri korumak için yapıyor olsak bu şebeklikleri. ama öyle değil, çoğu kişi anlamını bilmiyor yaptıklarının. kız evinden çıkarken kırmızı kurdelayı bağlıyor kız abisi, bi dua okuyor bağlarken, sonra kapıdan abiyle/babayla çıkılıyor, yolda damat devralıyor gelini. yuvasını terk eden hep gelin oluyor. gelin bi evden diğerine aktarılmış oluyor. gelin misafir, gelinin evi yok aslında. gittiği yerlerde kraliçe gibi ağırlanma ihtimali de var, evet. gelin saflığı temsil ediyor, gelin narin, gelin bembeyaz, gelin el değmemiş, gelin babasının elini bıraktığı an kocasının elini tutuyor. gelin normalde öyle yapsın yapmasın fark etmez, düğünlerde toplum bunu istiyor, o göstermelik saflığı görmek istiyor. sen normalde, evlenmeden önce naparsan yap, bize gösterme, gizli kalsın pisliklerimiz, diyor toplum.

gelin 18.yy modasına uygun giyiniyor bi de. asıl ilginç kısımlardan biri bu. etekleri kabarık, bol süslü, belden yukarısı dar, olabildiğince dar, büstiyerle desteklenmiş, biçimli bi üst. halbuki düğün boyunca en çok tepinecek kişi gelin, topuklu ayakkabılara, kazık gibi nefes kesen elbiseye ne gerek var sevgili dostum?  olmaz, gelin dediğin kraliçe gibi olmalı. fevkalade, zira bi anda eteğini tutacak biri olmadan hiçbi şeyini yapamaz hale geliyor gelin, çişini bile yapamıyor tek başına, tam bir kraliçe.ama istemiyorum dostum istemiyorum, hadi beyaz olsun tamam da, düz bi beyaz elbise giyeyim olmaz mı? olmaz, olur mu hiç, salonda gelinin kim olduğu anlaşılsın! böyle işte, o taşlı, pullu elbiseler illa ki giyilecek. bununla da kalınmayacak, saçlar yapılacak bol süslü. makyaj olacak bol süslü. gelin makyajı diye bir kalıp var kuaförlerin aklında. ne kadar sade olsun dersen de, o boyaları illa ki dolduracak yüzüne ve aynada tanıyamayacaksın kendini. güzellikten değil canım benim, beyazlıktan, plastiklikten.

işte hep bunları anlatacaktım. anlatmadım. daha da anlatmayayım, ben ne dersem diyeyim bu düzen böyle gittiği yere kadar gidecek zaten. gelin damadın her bi yakınından bahşiş isteyen düğün salonu çalışanları, youtube'dan müzik açan düğün çalgıcıları, saatlerce fotoğraflara gülümsemek zorunda olmak, yorgunluktan gülümseyemediğin bir fotoğrafta "bizim yanımızda niye gülmemiş" diye insanların darılacağını bilmek, diğer insanların saçma sapan kıyafetleri,insanların baloya gitme ihtiyacı, herkesin birbirini eleştirmesi, sırf dedikodu için gelmiş insanların çokluğu, düğün öncesi evde yemek verme telaşı, düğün salonuna para verilmesine rağmen akrabaların illa ki önce eve gelmek istemesi, gelinin evden çıkarılışına şahit olmak istemeleri, dualar, dualar, sonra göbek atmalar, ankaranın bağları, rujlu dudaklar, rimelli gözler, paralar, boyundan sarkan altınlar, yaşaran gözler, ele sürülen kınanın çok kalmasın diye hemen silinmesi, düğün fotoğrafçısının milletin cep telefonlarının önüne geçme çabası, ışıklar, lazerler, sahte düğün pastaları, ellerini dolaştırarak birbirine pasta vermek zorunluluğu, şarapmşçasına kadehe koyulan vişne suyu, arada kalmış bi kültürsüzlük hali. batıyı taklit etmek için bu kadar uğraşıp doğulu olmaktan bu kadar vazgeçememek.... bunun en acı görüntüsü düğünlerde. eğlenmeyi bilemeyişimizde. eğlenmenin ayıp sayıldığı geleneklerimizde. oyun havalarında erkeklerin kadınlardan daha çok kıvırtmasında acı bi gerçek var. güzel olmayı sadece düğün günlerinde hatırlayan ev hanımlarının paniğinde acı bi şeyler var. güzel olmak zorunda hisseden ama ne yapacağını bilemediği için kendini kuaföre teslim eden, yüzündeki bi kutu boya ile ne yapacağını bilemeyen, kendini güzel değil ilkokula yeni başlamış çocuk gibi hisseden kadınların çekingen oynayışında bi şeyler var. öyle şeyler var ki, aile pozları verilirken onların hepsinin yok olması, plastik bir gülümseyişle dondurulmaları gerekiyor.

işte böyle. ayrıntılar hatırlandıkça yazılır. bitmez. tıpkı dini bayramlar gibi düğünler. acı gerçekler ve memnun olmak zorunda oluşlarla dolu. kadınların hep elleri çatlak, dudakları çatlak. erkekler hep erkek, hep güçlü, hep egemen, hep reis, hep uzun, hep bıyıklı, hep ulaşılmaz erdemlerin timsali. kadınların kahkahaları hep edepli, hep dizleri bitişik, hep etekleri diz altı, hep tahrik unsuru, ama hep güzel olmak zorunda, çarşaf içinde bile.

başı sonu olmyan bi yazıyla daha birlikteydik. belki sonra düzeltirim. belki sonra hollanda'yı yazarım. belki aklıma geldikçe daha çok yazarım, kibar sövmelerle dolu bi üslupta daha buluşmak üzere, esen kalın, güneşli kalın.