12 Nisan 2020

Karantina Çelıncı - 19

Merhabalar, mutlu pazarlar vd.

Ne habersiniz? Ben de iyi işte, bugün hiç haber okumadım. Yani sabah daha tam uyanamamışken bilinçsizce telefonu elime alıp haber sitelerine girişimi saymazsak, ki bence saymamalıyız çünkü hiçbir şey hatırlamıyorum.

Polen alerjisi başladı bende geçen sene. Gözlerim kaşınıyor, burnum akıyor ve sürekli hapşuruyorum bu aralar. İşe giderken zor oluyordu, bu sıralar evdeyim, çok önemli değil ama gece hapşurarak uyanmasam, hapşuruk krizine girmesem daha iyi olacak sanki. Gece çişe kalkmak vardı, bi de bu çıktı başıma. Bi de u.ı uyandırırım endişesi var ama neyse ki hiç duymuyor sağolsun. Eve hırsız falan girse hiç uyanmaz, iyi. Uyansa n'apacak zaten? En iyisi uyumak.

Bugün biraz bayram temizliğine giriş yaptık. Paskalya'ya denk gelmesi tesadüf oldu tabi. (Paskalyanız da kutlu olsun bu arada) Paskalya kutlayanlar da bi gün öncesinde çılgınlar gibi temizlik yapar mı? Annem bayram öncesindeki bir hafta boyunca evin her tarafını temizlemeyi amaç edinir (-di, artık hem daha çabuk yoruluyor, hem de eskisi kadar umursamıyor). Hep birlikte çalışırsak amacına ulaşacağını düşünürdü ama biz hep yan çizerdik gereksiz evlatlar ve gereksiz koca olarak. Bi de dalga geçerdik kadınla "ya anne ne gerekh var yhaaa, abartma biee" diye. Halbuki senede bi defa koltuğu, kapıları silmenin iyi bi fikir olduğunu düşünüyorum şimdi ben de. Tüm mutfak dolaplarını silmek, mutfak dolabının, gardrobun üstünde biriken tozları silmek... Gereksiz eşyalardan, orda burda bekleyen elektronik alet kutularından kurtulmak... Banyo-tuvalet duvarlarını silmek, sıcak su borularının üstünde biriken yarım santimlik toz tabakasından kurtulmak... Buzdolabının, fırının içini silmek...

Kısacası bahar temizliğinin çok güzel bir fikir olduğunu düşünüyorum artık. Tabi hepsi bir günde olmaz, dolayısıyla annem gibi bir haftaya yaysak ne güzel olur. Bugün u. da ikna oldu, yaptık birazını. Ellerim kurudu ama içim ferahladı. Kalanı da sonra artık. Sonra derken, en kısa zamanda. Hıhı evet.

Bugün son zamanlarda yaptığım elişlerimden biriyle ilgili bi yazı yazdım öbür bloga. Şurda: coloroclock.com . Tekrar uzun uzun yazmaya üşendim ama kısaca şapka diye başlayıp kırlent örtüsü olarak bitirdiğim bi iş diyebilirim. Fotraf da koyayım bi tane:



Selam ederim efenim, bugünlük haberler bu şekil,
Sevgilerlen,
Kanatlı Kedi

11 Nisan 2020

Karantina Çelıncı 17-18

Selamlar efenim,

Koronayla ilgili iç karatıcı haberler ordan burdan gelip duruyor, pozitif çıkanlar, vefat edenler... Benim yakın çevremde çok kötü haber yok şimdilik, o yüzden oturup kara kara düşünmemeye çalışıyorum. O hakkımı sonraya saklıyorum, yakınlarda birini vurunca/vurursa... O zamana kadar kafayı sağlam tutmaya devam, ki o zaman da çok uzak görünmüyor zaten.

Ayh... iyimser bi şeyler söylemeye çalışırken karamsar konuştuğumu fark ettim. Hey gidinin virüsü, her bireyin çevresinde en az bir tanıdığını vuracak gibi. Bunu kabullensek rahata erer miyiz azıcık? Nası ercen saf, kimi vuracak, ne derece vuracak? Bunlar var sırada.

Ben kötü haberleri görmezden gelerek yaşamaya devam edeyim en iyisi. Meğersem benim normal yaşam biçimimin en doğrusu olduğu kanıtlanmış da, o yüzden herkes evinde oturuyormuş, kimse kimseyle görüşmüyormuş, partiler, düğünler her türlü toplumsal organizasyon tü-kaka ilan edilmiş, ben de bu yüzden evden çıkmadığım için vücuduma ya da topluma karşı bir suçluluk duymuyormuşum mesela... Ölümler hastalıklar normal seyrinde devam ediyormuş. Ne kaa da güzel. Evet sevgili insanlık... Kiminin ütopyası, kiminin distopyası işte (şeytani gülüş emojisi)

Yok ya valla, herkes bana benzemesin, aman tanrılar korusun. Benim de distopyam olur bu. Bu zamanlar geçsin de, yine aşırı sosyaller diğerlerini bastırsın ortamlarda, ben buna razıyım.

Bu sıkıcı geyik muhabbetinin dışında neler oluyor? Onu da anlatayım da, günlük yazdığımızın bi anlamı olsun.

Dün gece Ponyo'yu izledim, yıllar sonra tekrar. Çok güzel film, n'olur herkes izlesin, çoluğunuza çocuğunuza da izletin. Denizle aram pek iyi değil, karasal ortamda büyüdüm, korkarım kendisinden, ama barışasım geldi. Bi de o arkaplanlar, o küçük Japon arabaları, eve, anaokuluna girerken ayakkabı çıkarmalar, çubukla hüpletilen noddlelar... Şu zamanlarda içini açmak isteyenlere şiddetle tavsiye ederim.

Bugün de poğaça yapmaya kalkıştık, ne zamandır burnumda tütüyordu. Ama yakınlarda Türk fırını yok, bu zamanda hadi çıktık dauzaktakilere gittik diyelim, gitmeyiz de, hadi diyelim gittik... Onlarda da poğaça olacağının garantisi yok. Kendimiz yapalım öğrenelim dedik. Mayalı şeylerle aram yok normalde, yıllar önceki birkaç denemem kabarmadı, yapış yapış oldu falan bıraktımdı. Yine cıvık oldu, tarifin iki katı kadar un ekledik, kabardı, sonra baktık yine cıvık, tekrar un ekledik baya. Bi türlü yumak yapılacak hale getiremedik, biz de yaydık tepsiye, üstüne baharatlı lor peyniri yaydık, üstüne bi kat daha hamur... Hooop bi tepsi büyüklüğünde poğaçamız oldu. Yarısını yidik, yarısını buzluğa attık yememek için.

Ve yarım kalan örgüleri tamamlamaya çalışıyorum (onlarla ilgili yazıyı elişi blogumda yazıyorum, buraya linkini koyacağım bitince), wordpressle boğuşuyorum ve zaman çabuk geçiyor.

İşte bu kadar.

Hepinize selam eder, saygılarımı sunarım,
Kanatlı Kedi




09 Nisan 2020

Karantina Çelıncı 15-16

Bu haftanın kaytarmasını da dün yaptım, hayırlı olsun. Dün n'aptım bütün gün de, blog yazmadım? Valla düşünmem lazım, hatırlamıyorum. Çalışmadım, orası kesin. Yapılacaklar listesi yaptım, evi süpürmek vardı içinde, süpürmedim. Hah dur hatırladım: Elişi blogumun olduğu Wordpress'le boğuştum günün yarısında, hala öğrenemedim huyunu. Diğer yarısında duvar süsü gibi bi şey yapmaya çalıştım. Son halini veremeden de akşam oldu, yarım yamalak işler arasında yerini aldı. Şöyle bi şey:


    

Aralardaki parça pincik renkli kalın ipleri değerlendirmekti amacım ama beyaz ip çok baskın oldu, sevmedim. O kadar saat uğraştım diye içim yandı azıcık ama bunlar hep deneyim sonuçta.

Bugünse işgünüydü. Hollandaca öğrenmek için podcastler dinledim. Çok boktan bi seviyedeyim, anlayabildiğim, yani A2 seviyesinde ses kayıtları çok basit kalıyor, yeni bi şey öğrenmiyorum pe,k bi de sıkılıyorum artık, gerçek hayatta kimse öyle tane tane konuşmuyor. Hollandaca öğretme amaçlı olmayan kayıtların da büyük bölümünü anlamıyorum, dalıp gidiyorum. Her cümleyi odaklanıp dinlesem işe yarar mutlaka ama namümkün gibi. Seneye vatandaşlık sınavı için gerekli seviye B1 olacak sanırım, en son görüşmeler devam ediyordu. Belki bu sayede internetteki B1 seviye Hollandaca ses kayıtları çoğalır. 

Neyse, işten sonra Mybluprint'ten 16 Nisan'a kadar olan ücretsiz derslerden birini dinledim, örgüyle ilgili. Örtmenin ismi Kim Werker, tatlı tatlı anlatıyor. Bilmediğim daha bir sürü şey varmış. 

İşte böyle. Polen alerjim azmaya başladı evin içinde bile. Göz damlası vs için doktoru aramam lazım, erteleyip duruyorum... U.ın şirketinde de işten çıkarmalar olacağını duyduk bakalım, sakince her şeye hazırlıklı olmaya çalışıyoruz. Henüz başlamadı çıkarmalar, başlayınca iş ciddiye binecek büyük ihtimalle. Çok düşünmemek lazım. 

Bu arada Süper Ay'ı gördünüz mü? Çok güzeldi diy mi?


Selam eder, sevgili günler dilerim, 
Kanatlı Kedi




07 Nisan 2020

Karantina Çelıncı - 14

Nisan'ın yedisi, çelıncın ondördü. Zamanın bu kadar hızlı geçmesine isyanım var yine. Arada bir geliyor. İçimde büyüyemeyen bi ergen var zaten, bi bahane olsa da isyan etsek diye pusuya yatmış bekliyor. Büyü de gel çocuk, büyü de gel, diyorum kendime. Çünkü o tam bir ergen, içimdeki çocuk falan diye işi romantikleştirmeye kalkmanın manası yok:)

Miyazaki'nin hayatının on senesini anlatan belgeseli izledim. Daha önce paylaşmıştım linkini sanırım. Ama üşenmedim bi daha buldum bak burda. Huysuz, yaşlı, yaratıcı bir amcaymış. İzlediğim filmlerin arkaplanında neler döndüğünü görmek çok ilginçti. Yine bir şeyler üretmek için odaklanabilen, kendine bi rutin oluşturmuş, bi amaç edinmiş, hayatını anlamlı kılmış insanlara özendim. Oğluna olan acımasızlığına hem üzüldüm, hem de iyi dedim, hayatta "yapamıyorsan bu işi bırak" diyen birilerinin olması da güzel, birilerinin de bunu demesi gerekiyor. "İstersek her şeyi yapabiliriz" naifliği mi desem, şımarıklığı mı... Bazen ben de uyuyorum bu akıma ve her seferinde göt olup kalıyorum. Bazılarımız da bazı şeyleri yapmasın. Bazılarımız da büyük büyük şeyler başarmayıversin, büyük büyük hedefleri olmasın... Bu büyüklük arayışında eriyip gidiyor bazen günlerimiz.

Sofi'nin Dünyası'nı bitirdim sonunda. Keşke benzeri bi kitabım olsaydı da hemencik başlasaydım. Yok sanırım, yine Sibel K. Türker'in bir kitabına, Hayatı Sevme Hastalığı'na başlayacağım sanırım. Sesli kitap olarak da Suç ve Ceza'ya başladım Youtube'da. Nebi Kaya isimli bir hesapta okuyorlar. Çok güzel bir ses. Kitap da Dostoyevski'nin neden Dostoyevski olduğunu hatırlattı.

Yine, Dostoyevskili, Miyazakili, bu insanlarla benim aynı oksijeni soluyor olmamız mümkün mü, adil mi, diye düşündüğüm bir günden, hepinize selam ederim,

Kanatlı Kedi 

06 Nisan 2020

Karantina Çelıncı - 13

13. günden merhabaaalar.

Üstümde yine olumsuz bi havalar var ama merak etmeyin, çok üstünde durmadan, iki link paylaşıverip gidicem:

Birincisi https://www.mybluprint.com/ . Normalde ücretli olan kursları, Korona sebebiyle 16 Nisan'a kadar ücretsiz. Genellikle elişi, yemek, sanat gibi konularda, "kendin yap"abilesin diye kısa kısa derslerden ibaret. Tam istediğim gibi yemek dersleri var, mutfakta neyi neden ve nasıl kullanırız gibi sorulara cevap veren. Şimdilerde şunu izliyorum: 20 Essential Cooking Techniques

İkincisi ise bolca podcast linki paylaşan Gülen Blog'un yazısı: Şurda. Özgür Mumcu ile Eray Özer'in sunduğu Yeni Haller'i dinledim şimdiye kadar, sevdim. Diğerlerine de yarın filan bakıciim. 

Dinlencek çok şey var efem, çok şükür.

Sevgilerlen,
Kanatlı Kedi

05 Nisan 2020

Karantina Çelıncı - 12



Yeni yoga matım geldi ama yardımınıza ihtiyacım var. Kayıyor bu nalet şey. Ellerim ayaklarım kayıyor, üstelik daha dersin başında, daha terlemeye tam olarak başlamamışken... Kaymayan matı bulmak için bissürü yorum okumuştum, sonunda yine korktuğum başıma geldi. 

Sizin matınız da kayıyor mu? Ne yapmak gerekir? İnternette bikaç yazı buldum konuyla ilgili. Yeni aldığın için kayıyordur, zamanla düzelir diyen de var, özel mat spreyiyle sil diyen de, makineye at diyen de... Makineye atılabilen bir mat olduğundan emin değilim. PVCden yapılmış ama ne demek bu? Ahanda ürün bu: https://www.gaiam.nl/premium-granite-storm-yogamat-6mm/ 

İnsan eli kayarken nasıl plank duruşu yapabilir ki? O kadar şikayet ettiğim kilimim daha iyiydi sanırsam:/

Aldığım firmaya mail attım, anlattım durumu, nasıl çözebilirim bu problemi diye sordum. Cevap verirler mi bilmiyorum. O zamana kadar fikrinize ihtiyacım var. Gerçekten zamanla düzelir mi? Düzelmez derseniz, 30 gün içinde iade hakkımı kullanabilirim belki. 

Bugün kayıp durduğum için hep yaptığım video egzersizini bitiremedim, daha kolay, oturduğum yerden esnemeli bi versiyonunu yaptım. Yine Çetin Taşdemir'in şu videosu. Başlangıcın da başlangıcı bu.

Vee hurmalı, şekersiz atıştırmalık yaptım. Tarif kimden? 2cities1woman'dan. Benim ıslattığım hurmaların birkaç tanesi kurtlu çıktı, mecbur çöpe attım. Boyutları da sanırım biraz küçüktü. Kakaoyu da biraz fazla koymuş olabilirim (silme değil de tepeleme mesela). Sonuç olarak tadı biraz fazla bitter oldu. Ben bitter severim de, u. yemez diye biraz değiştirdim tarifi: Tatlansın diye bir muz ekledim, ezdim, karıştırdım, tabi çok cıvık oldu bu sefer de. Bir miktar daha ceviz badem ezmesi ve hindistan cevizi ekleyip karıştırdım. Yuvarlak yapılabilecek bi kıvama gelince oh dedim kurtardık. 

Bana ders olsun, kakaoyu öyle tepeleme değil, silme koy, hurmasını da bol tut, cimrilik etme. 

Tadını çok sevdim. Meğer hurma ne şekerli bi meyveymiş! Normalde bi oturuşta hepsini yiyebilirim ama ufak tefek porsiyonlarla alıyorum yanıma ki yemeyeyim. 

Bu tip şekersiz tariflerde genellikle yarım yamalak bi tatlılık oluyor, o sağlıksız şekerlerin yerine geçmiyor bi türlü. Ama bunu sevdim. Sıkılana kadar epey bi süre idare eder bu beni. Haftada bir yapsam tüm hafta evde çikolatam hazır. Hurmayı kurcalamaya devam edeyim. 

Dünkü en büyük heyecanım bu tarifti:) Günün kalanında bi sıkıntı, bi gelecek kaygısı vardı üstümde. Korona bittikten sonrasını düşünüp dertlendim saçma olduğunu bile bile. İş güç n'olacak, yeni iş aramaya şimdiden başlasam mı, elişlerimden para kazanmak için bi yol bulmaya mı odaklansam, diye bi başladım, varoluşsal problemlere doğru gittim. DErdini anlatan insanlara hep söylediğim şeyleri kendime söylemeye çalıştım: Bugün bunları düşünmenin sana ne faydası var ki, zamanı gelince düşünürsün, belki o zamana kadar öleceksin (kendime daha açıksözlü/kaba olabiliyorum tabi), bugününü düzgün yaşamaya baksana... vs. Ama işe yaramadı tabi ki. Panik yapma moduna girmişim bi kere, kendimi duyamaz olmuşum. Ben de kendime panik yapma hakkı verdim, dedim nasıl olsa yarına geçer, geçti nitekim. Yani aynı sorular hala duruyor yerinde ama şu anımı engellemiyor en azından.

Bugün de böyle geçiyor, 
Selam ederim efem, 
Kanatlı Kedi

04 Nisan 2020

Karantina Çelıncı - 11

Ay iki gündür ne öreceğimi bilememenin verdiği bi salaklık, bi sıkıntı var üstümde. İpleri elime alıp alıp bırakıyorum. Ayrıca yarım bıraktığım bissürü şey var, hani yastık yapacaktım mesela?  Sürekli bi tatminsizim bu aralar. Aman geçer gider dey mi, evet. 

Dün akşam Zoomla parti yaptık Hollandaca dil kursumla. Farklı sınıflar bir aradaydı. Kurtadam yakalamacalı bi oyun oynadık. Zoomla ne kadar olursa, o kadar güzel ve eğlenceli bi partiydi. Yalnız bu karantina halleri benim asosyal yapıma çok uygun bi sosyalleşme sunuyor. Bugünler geçip gidince özleyebilirim. 

Bugünlük böyle çok diyecek bi şeyim yok. Tatminsiz bi korona cumartesisi olarak geçsin kayıtlara.

03 Nisan 2020

Karantina Çelıncı - 10

Onuncu günün şafağında yavaş yavaş başladık "ay ben dün yazmayı unutmuşum" demelere. Çelıncı başlatan kişi olduğum için ekstra suçluluk duyuyordum ama kendimi sakinleştirdim. Tamam, bi birlik beraberlik duygusu, dayanışma güzel ama yani kendini bu kadar suçlu hissetmeye de gerek yok canım! Rahatlamaya geliyoruz buraya. Her gün uzun uzun yazacak malzemen olmaz, halin olmaz, psikolojin bozuk olur, dünyaya yansıtasın gelmez... Bu durumlarda gelip telefondan bir cümle yazmak da bi seçenek, hiçbi şey yazmayıp ertesi gün toparlanınca iki günü birden yazmak da... Diy mi ama?

Bugün saat zoruyla da olsa erken kalktım, yani 8.30da. Yine tam olarak hatırlayamadığım mutsuz rüyalar etkisiyle mutsuz uyandım. Ama alışıyorum galiba, aman rüya işte be, deyip çıktım yataktan, hızlıca kendime gelip yogaya başladım. Son kez kilimin üstünde yaptım, umarım. Bugün gelecekmiş yoga matım, çok heycanlı...

Yoga sonrası nefes alıştırmaları videolarına şöyle bi göz attım. Benim burun deliklerim çok küçükmüş, ameliyat olsam da tekrar küçülebilirmiş beş yıl içinde falan, o yüzden bu burunla yaşamaya alışmaya karar verdim ama tabi hep yarım yamalak nefes alıyorum, kısa kısa. Hani yogada derin nefes al diyor, bekleyip bekleyip sonra ver diyor ya, ben o arada üçüncü nefesimi alıyor oluyorum. Herkeste oluyor mu bu bilmem? Belki egzersiz iyi gelir, yapayım bi ara. Eğitim şart zira.

Miyazaki'nin belgeselini paylaşmış 2cities1woman. Çok sevindim. Sanırım bugün iç huzurumu bu belgeselle sağlayacağım.

Monk izliyoruz bu arada, son 3 bölüm kaldı. Hüzünlüyüz. Mr. Monk'un bütün takıntılarını kabullenmiştik, derdi derdimiz olmuştu, ufak sevinçlerine sevinmiştik. Cimriliklerine/empati yoksunluğuna gıcık olmuştuk. Özellikle de senaryodaki saçmalıklara gıcık olmuştuk ama ona rağmen izlemiştik... Yapacak bi şey yok, bitecek bitmekte olan.

Şimdi, 12ye kadar aç biilaç beklemek zorundayım intermittent fasting sebebiyle. Bugün şekersiz, hurmalı muzlu kakaolu bi şey yapmak istiyorum, hani diyet ama lezzetli bi atıştırmalık olsun diye. Kek olur, kurabiye olur... Tarif bilen varsa paylaşırsa pek bi makbule geçer. Yoksa da Gogıllarda kaybolacağım demektir yine.

Aa unutmuştum, bi de akşam borrelımız var. Yani ufak parti gibi bi şey. Hollandaca kursunda her dönem sonunda oluyor normalde, bu kez Zoom üstünden olacak tabi, herkes evinden katılacak. Sesine güvenenler şarkı söyleyecek. Geçen ders en sevdiğimiz Hollandaca şarkıyı seçip bildirdik örtmenimize, onlardan birkaç tanesini söyleyecekler. Örtmenimizin sesi çok güzel, hatta spotify'da bi grubu var: Snowapple

Ben de şu şarkıyı seçtim, "Çok Güzel Bir Gün" karşınızda efem:



Sevgilerlen,
Kanatlı Kedi





Karantina Çelıncı - 9

Merabaa,
Yatağa girince fark ettim bugün de yazmadığımı, ilk defa telefondan blog yazıyorum, çok heyecanlıyım, hadi hayırlısı... 

Bu sabah yoga yaptım yine, yine Çetin Cetintas. Kilim yine kayıp durdu, yine bi an önce mat almalıyım dedim. Sonrasında hemen oturup sipariş vereyim dedim ama bak bak bi türlü karar veremedim, saatlerimi aldı. Neyse sonuçta seçtim bakalım, yarın gelecekmiş inş.. 

Onun dışındaaa pek bi şey yapmadım, 2 gün önceden kalan brokoli haşlama suyuna evdeki brokoli ve karnabahar kazıklarının etrafını soyup rendeledim, biraz havuç rendesi ve kırmızı mercimek de ekledim, brokoli-mercimek çorbası yaptim. Güzel oldu bence. Böyle sebzeleri falan hiç çöpe atmıyoruz sürekli evde yeyince, çok mutlu oluyorum. 

Eskimekte olan mandalinalar var, onlar çürümeden lezzetli bi şeylere dönüştürsem diyorum, yarın bi araştırayım.

Onun dışında yarın sizin bloglara da bi göz atayım, epeydir uzak kaldım. 

Selamlar, 
Kanatlı Kedi

01 Nisan 2020

Karantina Çelıncı - 7-8

Selam,

Evet dün yazmadım, unutmadım ama yorgundum. İnsan evde nasıl yorgun olur? Şöyle: 3 gecedir düzgün uyuyamıyorum nedense, sık sık uyanıyorum ve kötü rüyalar görüyorum, saçma sapan o bana bunu dedi, ben ona şunu dedim türünden kötü, yoksa öyle canavarlı manavarlı kabus değil. Uyandıkça bi an önce tekrar uyumaya çalışıyorum, belki hemen uyursam kaldığım yerden devam ederim ve belki bu sefer olaylar güzelleşir, diye.  Halbuki çoğu zaman çişim oluyor ama o uykulu kafayla bunu fark etmiyorum, epey bi zaman uyumaya çalışıyorum yatakta, sonra saatin çalmasına yakın anlıyorum tuvalete gitmem gerektiğini. Sonra da nalet olsun senin gibi uykuya diye söve söve uyanmaya çalışıyorum.

Güne böyle başlayınca mesai de sürekli bi uykulu geçti tabi 3 gündür. Dün işten sonra kıvrıldım yattım, uyumadan. Sonra kalkıp Hollandaca dersime girdim, sonra geri kıvrılacaktım ki uzun zamandır görüşmediğimiz okey arkadaşlarımızın arayacağını hatırladım. Güzel oldu ama baya bi sürdü. Telefonu kapatır kapatmaz yatağa koştum. Sadece blog değil, yoga da yalan oldu tabi.

Bugün de aynı şekilde deli gibi uykum var. Üçüncü kahvemi içiyorum ama saat daha 18 civarı, geceyi etkilemez diye umuyorum. Sanki şu an uyusam, yarın sabah çok dinç kalkacakmışım gibi bi his var içimde ama direniyorum. 5 saat sonra, gecenin köründe uyanıp geri uyuyamamak da var.

Bugün işleri biraz erken bitirdim, teslim etmeye atölyeye gittim. Yönetici asistanı olan arkadaşın da bu ay sözleşmesinin bittiğini, yenilenmeyeceğini öğrendim. Şirketin de ne kadar dayanacağı belli değil dedi. Göreceğiz bakalım. Bu sıralar beklemekle geçiyor zaman. Bir sonraki adım hep beklemek.

MS 2150 kitabı sonunda bitti. Çok tuhaf bi kitaptı, hiç böyle bi roman okumamıştım. Bolca reenkarnasyon filan var. Uzak doğu felsefeleriyle bağlantılı sanırım kitaba hakim olan temel görüş. O felsefelerden çok haberim yok, o yüzden kesin konuşamıyorum ama hoşuma gitti, inanmak istedim. Reenkarnasyon gerçek olsa, ne güzel olur. Kitap diyor ki, insan başına gelen her şeyi kendi seçer, acıyı da. Önceki hayatlarında yaşadıklarından dolayı acıyı seçebilir misal. Bi yaşamında köle tüccarı olursan, bir yaşamında da köle olursun. Ama bu ceza değildir, bunu kendin seçersin. Aslında her şey mükemmeldir.

Bu son derece pasif düşünce beni biraz rahatsız etse de, kitapta günümüz yaşamına yöneltilen eleştiri oklarını çok sevdim. Kafam hala karışık, kitabı tam olarak değerlendirebilmek için bi kez daha, bu kez basılı versiyonundan okumam şart. 

Şimdi Sofi'nin Dünyası'na rahatça odaklanabilirim. 4 gün mesai yok. Çılgın yemek denemelerimlen ve yoga şikayetlerimlen karşınızda olabilirim.

Selametle,
Kanatlı Kedi