29 Mart 2018

48'den 56'ya Motifler ve 12. Haftanın Sorusu

Evet, tatil bahanesiyle epey tembellik ettim. Yaklaşık 10 motif gerideyim. N'apalım? Di mi? Olsun... Di mi? Beni çelıncdan atmazlar di mi? Atarlarsa da kendim devam ederim canım sorun değil de, yine de atmasalar iyi olur.


Gelelim motiflerin adına sanına: 

49. Fireflies (Çok zordu, hiç benzetemedimi uydura uydura yaptım bitsin diye.)
52. Las Palmas'ta ördüm bunu. Güneşle denizi bi arada görünce motifleştiresim geldi. Bi de model aramaya üşenmiş olabilirim tabi.
54. Hope
55. Star


12. Haftanın Sorusu

Favori mekanların hakkında yaz, diyor geçtiğimiz haftanın sorusu. Bunu epey düşündüm ama bikaç taneyle sınırlayıp kolayca cevap vermek çok zor. Seçemedim bi türlü. Aklıma geleni yazayım o zaman:

1. Haydarpaşa: En son ne zaman gittim? Hatırlamıyorum ama üniversiteye İstanbul'a geldiğim ilk zamanlarda hep trene bindim. Cahilliğime denk geldi. Avrupa yakasında oturanlar için otobüs çok daha mantıklıymış meğer. Sürekli acelesi olan  dünyada bu böyle. Ama daha sakin olan dünyada, Haydarpaşa'yı görünce heyecanlanırdım. Erken gider, bekleme odasında oturur, binayı ve insanları izlerdim. Yalnızdım, üniversiteden çok arkadaşım yoktu, derslerin yoğunluğu dışında zaman sıkıntım yoktu. .Özgürdüm yani. Ama zamanla trene son anda yetişmeye başladım, trenden inince oturup bi çay içmeye hiç vaktim olmadı. Hep bi yerlere yetişmem gerekiyordu. Sonra otobüsün daha pratik olduğunu keşfettim, Haydarpaşa'ya kırk yılda bir, turistik amaçlı gider oldum. Sonra da kapandı, ben buraya geldim derken... Epeydir görüşmüyoruz. Vefasızlık ettiğimi hissediyorum şimdi.

2. Kuzen Bar: Kadıköy'de. Bi ara dadanmıştık resmen. Cuma akşamları canlı müziğe giderdik. Klarnetli bi grup çıkardı. Klarneti ekleyince ne güzel bi ruh kazanırdı o kulaklarımızın alıştığı, artık sıradan gelen bar şarkıları... Solistin de sesi güzeldi. Güzel bira içerdik. Muhabbet güzeldi. Artık o grup çıkmıyor sanırım. İstanbul'a gidince bi kaçamak yapıp uğrarım diye araştırmıştım bi ara ama bulamamıştım.

3. Gümüşsuyu'ndan Dolmabahçe'ye inen park: Taksim'den Gümüşsuyu'na, ordan da Dolmabahçe'ye, ordan da Beşiktaş'a yürümeyi çok severdim. Yokuş aşağı ya, çok koymazdı. Sanırım öyle yokuşları özledim. Gözümün önünde geniş boşlukların uzanmasını... Parkta ağaçtan ağaca balonları asıp boncuk tabancasıyla vurma oyunu satardı amcanın biri. İlk seferde 5te 5 yapınca çok yetenekli olduğumu sanmıştım. Acemi şansıymış, kaç sefer denedim bi daha beceremedim.

4. Gezi Parkı: Gezi eylemlerinden sonra keşfettim sanırım ben bu parkın güzelliğini. "Ya ben buranın kıymetini niye bilememişim daha önce," diye düşündüğümü hatırlıyorum. Taksim'in hırgüründen çıkınca, sakincecik gelirdi. Uzanıp uyumak isterdim. Çok değişik bi dünyaydı. Unutulmuş gibi. Aman kimse keşfetmesin, derdi insan içinden. Bi sürü dükkan açılmasın, burası da İstiklal'e benzemesin, düzenlenip durmasın...

5. İstanbul Atatürk Kitaplığı: Bahçesi, İstanbul'a yukarıdan bakışı, yine Taksim'in hırgüründen bi anda kurtulma imkanı sunuşu, ucuz çayı, neskafesi... Üniversiteye hazırlanan liselilerle dolu geniş fakat az sayıdaki masaları... O çocukların yanında insanın sandalye işgal etmeye utanması... "Burası bu kadar dolup taşarken niye genişletmezler, niye daha işlevsel, daha çok kişinin sığabileceği masalar koymazlar ki?" diye kendi kendime söylenirdim.

5. İstanbul Arkeoloji Müzesi'nin kafesi: Sultanahmet'in kalabalığından kaçmak için bi sığınak burası da. Yaz sıcağında, uzun uzun ağaçların gölgesinde oturup çevredeki tarihi kalıntılara bakınmak, müzenin sakin ruhunu dinlemek ne güzeldi... Şimdi yazıya dökünce reklam kokan bi şeye dönüşüyor, tam olarak anlatamıyorum. İstanbul'da bi yerden bi yere giderken sürekli gerildiğim için midir nedir, bi kapıdan girince böyle rahatlatıveren mekanları çok sevmişim hep, aklımda onlar kalmış.

6. Aşiyan Müzesi: Aşiyan Mezarlığı'nın yanında, Tevfik Fikret Müzesi. Yine İstanbul'a, Boğaz'a yukardan bakma imkanı veriyor. Yokuşlarında nefesimin sık sık tükendiği Emirgan ve Reşitpaşa yollarını da listeye eklemeliyim aslında ama hadi burda belirtmiş olayım.

Liste daha uzar gider de, yetsin. İstanbul'la doldu zaten, Hollanda'ya karşı mahcup oluyorum. Ama yokuşu eksik buranın da be ya, her yer düz, genişçe, uzunca, yukarıdan oturup izlemelik manzarası yok rüzgarını sevdiğimin memleketinin... Her yerin kendince bi güzelliği var elbet ve uzaklaşınca anlıyor insan çoğu zaman ne kadar değer verdiğini... Yine de İstanbul bi başka be, itiraf edeyim. Çok özlemişim şerefsizi. İstanbul'dan kastım bu bahsettiğim semtler tabi. Yoksa senede iki sefer Başakşehir gibi uç noktalarına gidiyorum. Ki böyle yerler benim için İstanbul değil, pek çok kişi için de değildir herhalde.

Neyse efem, yeterince lafı uzattıysam kaçayım ben. Bu haftanın sorusunu da ayrı bi yazıda yanıtlayayım.

Kanatlı Kedi
Sevgilerle