Naber dünya?
Uzun bir aradan sonra bir kez de mektup/günlük usulü blog yazayım dedim.
Türkiye'ye gidip geldim, aile ziyaretine. Kırkıma yaklaştığım için annemin babamın fiziksel olarak gittikçe çökmesine belki şaşırmamam lazım ama şaşırıyorum. Bu sefer epey iyi anlaştık, nazar değmesin. Onlarda kendimi gördüm, hangi huyumu annemden, hangisini babamdan almışım, biraz daha iyi anladım. Sanırım eskisi kadar öfkeli de değilim. Ayrılmak zor geldi. Neden yurtdışında yaşadığımı sorguladım: Kaç günlük ömürleri/ömrüm kaldı ki senenin neredeyse tamamını ayrı geçiriyoruz? Öte yandan benim yaşımda kaç kişi annesinin dizinin dibinde yaşıyor? Ayrıca evliyim, kocamın annesinin yanına mı dönelim kendi annemin mi? Evlilik kurumunu sorguladım; tamam eski zamanlarda, herkes kendi köyünden evlenip ömrünü aynı yerde geçirdiğinde mantıklıymış bu düzen ama şimdi? Bekar olsaydım bir şekilde annemlere yakın mı yaşardım acaba? İşsiz olduğumu düşünürsek, muhtemelen evet. Peki bunu tercih eder miydik? Şüpheliyim, çünkü dürüst olalım, sayılı gün olduğunu bildiğimiz için birbirimize karşı böyle anlayışlı ve sevgi dolu davranabiliyoruz. Ayrıca evlendiğim için bazı konularda özgür olma hakkı kazandım onların gözünde. Kısacası, olmaz o iş. Yine de kafamda deli sorular durmuyor.
Bu kez ilk defa aile ziyareti sonrası birkaç günlüğüne Ege kıyılarına da gittik. Orası gerçekten başka bir Türkiye'ymiş, sanki Yunanistan'ın Türkçe konuşulan, ve kafelerinde Türk çayı bulabildiğim versiyonundaydım. Bir sahafı ziyaret edebildim, birkaç kitap aldım tabi ki ama asıl sürpriz imzalı bir Ruhi Su plağı bulmam oldu. Sahafın sahibi biliyor muydu imzalı olduğunu bilmiyorum, ama aşırı uygun bir fiyata aldım. Üstelik çalışıyor, arka plandan yağmur sesi gibi çıtırtılar da geliyor.
Geleli iki gün olmadı, Hollanda'ya adapte olmaya çalışıyorum. Yeni başladığım online Hollandaca kursuna katıldım, gönüllü işe gittim. İkisi de güzel geçti. Rutinler güzeldir. Kendimi zorlayıp GGZ'yi aradım, sonunda yüzyüze otizm öngörüşmesi için Kasım ayına randevu alabildim, geçtiğimiz Ekim'den beri bekliyordum. Gideceğim kurumun Google yorumlarına baktım, kimse memnun değil. Pek bir beklentim yok artık bu otizm var mı yok mu netleşsin davasından. Daha senelerce sürebilir belli ki... Oradan çıkacak sonuca göre anksiyete ilacına başlayacaktım ama benim kadar acele edemiyor sistem, o yüzden yuvarlanıp gideceğim.
Dün Hollanda'nın yeniden Eurovizyon'a katılacağını öğrendim. Yayıncı şirket AVROTROS İsrail'in katılmasını protesto edip katılmamaya karar vermişti son seferde, şimdi NPO devralmış görevi ve katılmaya karar vermiş. Ne değişti bilmiyorum. Bir imza kampanyası yok mu diye internette arattım, şuna denk geldim: NPO, stop de Songfestivaldeelname van Nederland! Sosyal medyam yok bari burada paylaşayım dedim, belki Hollanda'da yaşayan bir iki okurum vardır diye...
Anadili Hollandaca olmayan Hollandalılar için bir yazı yarışması varmış. Kurgu ya da kurgu dışı, İngilizce ya da Hollandaca metin yollamak mümkün. Son başvuru tarihi 1 Ekim, ilgilenenlere duyurayım: Palabra Prijs
Daha denecek çok şey var gibi ama toparlayamadım, en iyisi burada bırakmak.
Ha bir de P!nk ne yaptı öyle ya? Ergenlikten kalma bir sevgim vardı O'na karşı, artık o zamanki kadar saf değildi sevgim ama yine de... Free Palestine diyen birinin (Macklemore'muş) Ed Sheeran turundan atılması için çabalamak yetmezmiş gibi , yaptığı açıklama da açıklama değil. Tekrar tekrar okudum sözlerini, bir türlü O'nu haklı çıkaracak bir sonuca varamadım. Hayal kırıklığına uğradım evet, ama daha çok hayal kırıklığına uğradığım için kendimden rahatsız oldum. Çok ünlü ve popüler birinden bu kadar ümit beklemek niye? Bu kadar saf mıyım gerçekten?
Selamlar,
Kedi