21 Ekim 2026

Kitap: Anti-Zionism - A Jewish History (Benjamin Moser)


Dönüp dolaşıp Orta Doğu'ya geri geldim. Bu kitap Storytel'de karşıma çıktı, ilginç geldi, dinlemeye başladım. Yazarın dili, üslubu çok iyi, kitap akıp gidiyor, dolayısıyla bir baktım bitmiş. Ne yazık ki sesli kitap olduğu için yine alıntı yapamayacağım ama kitabı bitirince internetten kitabın içeriği hakkında bilgi toparladım, şimdi onları yazmak niyetindeyim.  

İsrailli yerleşimcilerin Filistinlileri ne mantıkla evlerinden çıkardığını, kendilerini nasıl savunduklarını merak ettim uzun zaman önce (aslında 7 Ekim'den sonra) ve internette videolarını izledim. (Mesela Louis Theroux'nun The Settlers belgeselini). Tek açıklamalarının "Tevrat'ta burası bize vadedildi, dinimiz öyle diyor, tüm Yahudilerin burada toplanması gerekiyor, diğerlerinin nereye gittiği umrumuzda değil" olması şok ediciydi. Bütün Yahudilerin bu bencil ve cahilce düşünceye katılmadığını tahmin ediyordum ama yine de dinin böyle bir şeyi vadettiği teorisine de inanmak istemiyordum.  

Bu kitap özetle Yahudilikte böyle bir şey olmadığını, sadece dinin tarihiyle kıyaslandığında çok yeni bir grup olan Siyonistlerin buna inandığını savunuyor diyebiliriz sanırım. Aslında Pulitzer ödüllü bir biyografi yazarı olan Moser, anti-siyonist olan tanınmış ama çok ünlü olmayan (Hannah Arendt hariç) Yahudilerin hayat hikayelerini anlatıyor. Her biri dünyanın farklı yerlerinden ve farklı zaman dilimlerinde yaşamışlar. Neden siyonizm fikrine karşı çıktıklarını ve bu sesli karşı çıkışın hayatlarını nasıl etkilediğini görmek hem umut verici, hem umut kırıcı. İkisi birden nasıl oluyor? Hayat işte!

 Şimdi o isimlere geçelim: 

1) Aaron Samuel Tamares (1869 - 1931)


"Hassas haham" mahlasıyla yazılarını yayınlayan Tamares, Belarus'ta doğmuş, aşkenazi ortodoks bir haham. 1900'de Dördüncü Dünya Siyonist Kongresi'ne katılmış, sonrasında milliyetçiliğe karşı bir duruş sergilemiş, siyonizm fikrini eleştirmiş. Everett Gendler A Passionate Pacifist: Essential Writings of Aaron Samuel Tamares adlı kitabında Tamares'in yazılarından bir seçki yayınlamış. 

2) Edwin Montagu (1879 - 1924)


İngiliz, liberal politikacı, Yahudilerin bir millet olarak görülmesine, dolayısıyla Siyonizm fikrine karşı. 1917-22 yılları arasında Hindistan'da devlet sekreteri olarak görev yapmış. Gandi'nin isyanı süresince Hintleri desteklemiş, İngilizlerden tepki toplamış. 1917'de İngiliz kabinesindeki tek Yahudi bakan olarak Balfour Deklerasyonu'na ve Yahudiler için bir ulus-devlet fikrine karşı çıkmış. Bakanlığa sunduğu siyonizm karşıtı bir bildirinin tam metnini şurada  (Jewish Virtual Library) bulabilirsiniz. İnsanın ağzı açık kalıyor gerçekten. Hindistan günlükleri 1930'da  "An Indian Diary" ismiyle yayınlanmış ve şuradan online olarak okumak mümkün. (İnternette ne hazineler var!)

3) Jacob Israel de Haan (1881 - 1924)


Hollandalı, gazeteci, yazar, şair. Eşcinsel bir ilişkinin anlatıldığı ilk Hollandaca romanı yazmış. Siyonizmi benimseyip 1919'da Kudüs'e yerleşmiş, sonrasında zamanla önce ortodoks Yahudilere katılmış, sonra da tamamen anti-siyonist olmuş. Deneyimleriyle ilgili Hollanda gazetelerine yazılar yollamış, İngilizce ve Fransızca da bildiği için Ortodoks ve anti-siyonist grupların sözcüsü haline gelmiş. 1924'te siyonist bir örgüt olan Haganah tarafından öldürülmüş. Kitapları, en azından Hollandaca olanları hala bulunabiliyor. Jerusalem isimli romanını ise şuradan okumak mümkün.

4) Ahmed Sadiq Saad (1919 - 1988)

Mısırlı komünist. Ateist olmasına rağmen, "o zamanın koşullarında komünist ve anti-emperyalist olmaya devam edebilmek için"1957 yılında Müslümanlığa geçmiş. Hakkında bir Vikipedia sayfası bulamadım ne yazık ki. Kitaplarına ulaşmak da zor görünüyor. Sadece 1947'de basılan Palestine in the Claws of Colonialism adlı kitabından bazı bölümlerin çevirisini şu websitesinde bulabildim. Sitede dendiğine göre Saad'ın ailesinin onayı alınarak yayınlanmış çeviri. 

5) Hyman Judah Schachtel (1907 - 1990)


ABDli reformist bir haham. 1943'te bağlı bulunduğu cemaat, bir "Temel İlkeler" metni yayınlamış. Metinde Yahudiliğin bir millet ya ırk değil, bir din olduğunu, ABD'li oldukları için bayraklarının ABD bayrağı olduğunu, cemaatteki dilin İbranice değil İngilizce olması gerektiğini, böylece ibadetin daha samimi olacağını (herkes anladığı için), din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması gerektiğini, Filistin'e dönmek istemediklerini belirtmişler. Bu metni kabul etmeyenler de cemaate katılabilirmiş, sadece oy verme yetkileri olmayacakmış. Bu bildiri sadece ABD Yahudileri arasında değil, tüm ülkede tartışmaya yol açmış. Şuradan daha ayrıntılı bilgiye ulaşabilirsiniz. 

6) Avi Shlaim (1945 - )


Irak doğumlu, 6 yaşında İsrail'e taşınmak zorunda kalmış, orada büyümüş, Iraklı olduğu için uyum sağlayamadığını hissetmiş. Siyonizmi sorgulamaya yıllar sonra başlamış, arşiv belgelerine dayanarak pek çok kitap yazmış. Üç Dünya, Gazze Soykırımı gibi pek çok kitabı Türkçeye de çevrilmiş. 
 
7) Hannah Arendt (1906 - 1975)

Almanya doğumlu tarihçi, filozof ve siyaset kuramcısı, 1933'te Almanya'dan kaçıp bir süre Avrupa'da çeşitli yerlerde yaşadıktan sonra 1941'de ABD'ye gitmiş ve hep orada yaşamış. Adolf Eichman'ın yargılanmasını izlemiş, üzerine yazdığı makalelerle büyük tepki toplamış. İsrail devletini, kuruluş şeklini ve siyonizmi eleştirmiş, bu şekilde kurulan bir devletin hiçbir zaman barış içinde olamayacağını savunmuş. Kötülüğün Sıradanlığı adlı kitabı hakkında yıllar önce yazmıştım.     

8) Maxime Rodinson (1915 - 2004)

Fransız tarihçi, sosyolog, doğu bilimci ve marksist. Arapça ve İbranice öğrenmiş. Muhammed ve İslam ve Kapitalizm isimli kitapları varmış. Komünist partiye üye olmuş ama marksist olmasına rağmen sonradan ayrılmış. Agnostik oluşuyla açıklamış bu durumu: "Siyasi bir partiye üye olmak bir dine bağlı olmak gibi bir şey." Sartre'ın dergisinde yayınladığı Filistin'i destekleyen bir makaleyle çok ilgi çekmiş, tepki toplamış. Sartre'ı şu şekilde eleştirmiş: "Fransa'nın Cezayir'de yaptığı kolonyalizmi eleştiriyor, İsrail'in yaptığına ses çıkaramıyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası, anti-semitik görünme korkusuyla doğruları söyleyemiyor entelektüeller".  Kitaplarının Türkçe çevirilerini bulmak mümkün. 

9) Felicia Langer (1930 - 2018)


Polonya'da doğmuş, Nazilerden kaçmak için önce Sovyetlere kaçmış ailesi, sonra 1950'de İsrail'e taşınmışlar ve Langer avukat olmuş. 1967'deki Altı Gün Savaşı'ndan sonra İsrail'in Filistin ve Gaza işgaline aktif olarak karşı çıkmaya başlamış. Filistinli siyasi tutuklulara avukatlık yapmış, yapılan işkenceleri dinlemiş, adil bir yargılama olmaması hakkında kitaplar yazmış. Çok tehdit almış. Oğlu zorunlu askerlik görevine gittiğinde annesine duydukları öfkenin acısını oğlundan çıkarmışlar. İşkencelere şahit olan oğlundan da dinlemiş hapishanelerde olanları. Sonunda 1990'da Almanya'ya taşınmış. Kitaplarının yeni baskısı yok ne yazık ki, ne İngilizce, ne Türkçe ne de Hollandaca bulamadım bir türlü. Şurada kendisiyle yapılmış bir röportaj var. 

10) Helena Salem (1948 - 1991)

Annesi babası Türkiye kökenli olan gazeteci Brezilya'da doğmuş. 1973'teki Yom Kippur savaşını raporlayan ilk Brezilyalı kadın gazeteciymiş. Mısır'dan sonra diğer Arap ülkelerine de gitmiş, haber yapmış, Müslüman kadınlarla Yahudi kadınların yaşadığı sorunların benzerliğini görmüş, kitaplar yazmış. Ne yazık ki O'nun da kitaplarına ulaşamıyorum, daha çok Portekizce kitaplar çıkıyor karşıma. Ama örneğin 1978'de "Filistinliler, Yeni Yahudiler" diye çevrilebilecek bir kitap yazmış, ilginç olsa gerek.

11) Ronnie Kasrils (1938 - )


Güney Afrikalı yazar, aktivist, siyasetçi. Irkçı Apartheid rejimine karşı mücadele etmiş, rejim yıkılınca siyasetçi olmuş. Kendi ülkesindeki ırkçılıkla İsrail'in yaptıklarını kıyaslayan kitaplar yazmış. Kitapların İngilizce baskılarına ulaşmak mümkün. Moser'in O'nun hakkında yazdıklarını okuyunca Güney Afrika'nın neden İsrail'i (savaş suçları ve soykırım sebebiyle) dava eden ilk ülke olduğunu anlamak kolaylaşıyor. Güney Afrika'daki Apartheid karşıtı Yahudiler Siyonizme de karşıymış (doğal olarak). Kasrils'in konu hakkındaki fikirlerinin özetini şu videoda bulabilirsiniz. 

12) Nan Goldin (1953 - )


ABDli fotoğrafçı ve aktivist. Yıllar önce kimsenin bulaşmak istemediği LGBTQ, bağımlılık gibi konularda fotoğraf çekmiş, ilaç endüstrisinin yarattığı bağımlılıklar konusunda aktivistlik yapmış. 7 Ekim'den sonra İsrail'i eleştirmiş, eylemlere katılmış. 2025'te bir ödül töreninde de aktivistlik yapmış, kendi fotoğraflarının sonuna Gazze fotoğraflarını eklemiş. Sonrasında yaptığı konuşmayı şuradan izleyebilirsiniz. Çok saygı duyulan bir fotoğrafçı olsa gerek ki konuşması bölünmemiş, benim konuyla ilgim yok, tanımıyordum kendisini. Tabi sonrasında sanat camiasında büyük tepki toplamış.

Nan Goldin'in işlendiği son bölüm, günümüzde, sosyal medya çağında geçiyor. Dolayısıyla daha bir etkileyici.  

----

Kitap bence çok ilginçti, basılı halini bulup tekrar göz atmak istiyorum. Türkçeye de yakın zamanda çevrilir diye umuyorum. Hollanda'daki solcu bir dergide (Groene Amsterdammer) kitap hakkında şöyle bir eleştiri okudum: "Kitaptaki bazı veriler doğru olsa da varılan sonuçların bir kısmı abartı. Bu da yazarın güvenilirliğini etkiliyor. Örneğin; 1933'te Yahudilerin dünya çapında Alman ürünlerini boykot ettiği bir zamanda, Filistin'e giden ilk yerleşimcilerin kurduğu Yishuv topluluğunun Alman ürünleri almaya devam etmesinin boykotun başarısız olmasına sebep olduğunu iddia ediyor. Yishuv topluluğu 1933 yılında o kadar küçüktü ki, koskoca Nazi ekonomisini etkileyecek gücü yoktu. Halbuki böyle abartılı iddialarda bulunmasını gerek yok, zaten yeterince şok edici gerçeklerden bahsediyor." Başka eleştirileri de var ama "Siyonizmi eleştiriyorsun demek ki Yahudi düşmanısın!" türünden eleştiriler değil. O yüzden merak ediyorum. Dolayısıyla Esha Guy Hadjadj'ın diğer yazılarını da okumak niyetindeyim. 

Kısacası konu hakkında öğrenilecek daha çoook şey var. 

İyi okumalar, 
Kedi

Not: Diğer "Dünya Edebiyatı Haritası" yazılarıma buradan ulaşabilirsiniz.

15 Ekim 2026

Dikiş: Eskimiş pijama belini yenileme


Selam dünya, 



Beli yükseltilmiş pijamanın son hali

Dikiş dikmeyi seviyorum ama sıfırdan kıyafet dikecek kadar yetenekli ve bilgili değilim, uğraştım biraz, sabredemedim bıraktım. Daha çok kıyafetlerimi tamir ettikçe mutlu oluyorum diyelim. Geçen haftasonu başka tamir işleriyle uğraşırken bir anda ilham geldi, eski bir alt pijamamın ömrünü uzattım. İnternette denk geldiğim bir çözüm değildi, o yüzden burada paylaşayım dedim, belki birinin işine yarar.

Yıllar önce bir pijama beğendim, indirimdeydi, pijamaya ihtiyacım da vardı, bir beden küçük olmasına rağmen aldım. Sorun o noktada başladı. O günden beri hiç kilo vermedim, hatta tam tersine kilo aldım. Pijamanın  beli de, kumaşı da yeterince esnekti, rahatça giyebiliyordum, ama düşük belli ve taytımsı bir pijama olarak giyiyordum. En sevdiğim pijamam olmadı hiçbir zaman, geceleri belimin açılmasından hoşlanmıyorum, yine de battı balık yan gider deyip kendimi zorladım. 

Tabi maddenin belli bir dayanma gücü var, sonunda belinin kumaşı delik deşik olmaya başladı. Son yıkamadan sonra zavallıyı emekli etmeye karar verdim:

Pijamanın delik deşik olmuş eski belinden bir görüntü

Başka bir tamir işi için kumaş lazım olduğunda bunu elime alıp inceledim, bacak kısımları, hatta bacak arası bile gayet sağlamdı, sadece belinde sorun vardı. Hatta lastiği bile sağlamdı, sadece onu saran kumaş yıpranmıştı, delinmişti. Yani sadece lastiği çevreleyen kumaşı değiştirip pijamayı kullanmaya devam edebilirdim! Hatta hazır başlamışken düşük gelen belini de yükseltebilirdim! Sadece benzer yapıda bir kumaş bulmam gerekiyordu.

"Emekli edilmiş kıyafetler" kutusuna bir göz atınca, aylar önce gözden çıkardığım gri tayt çarptı gözüme, kumaşı uygundu. Üstelik bel genişliği pijamanınkiyle yaklaşık aynıydı. Daraltmama gerek olmadan o kısımdaki kumaşı kullanabilirdim. Ne kadar kesmem gerektiğine karar vermek için taytı alta, pijamayı üste koyup şöyle bir baktığımda bir ampul yandı beynimde: Taytın beli sapasağlamdı (bacak dikişleri nanay olmuştu), ölçüleri birebir aynıydı, lastik söküp takmakla filan uğraşmak yerine, direk taytın belini kesip pijamanınkine dikebilirdim!

Ve diktim:

Beli yükseltilmiş pijamanın son hali

Sonuç son derece rahat. Pijama artık küçük gelmiyor. Bacakları idealde olması gerektiğinden biraz dar yine ama zaten o kısmı rahatsız etmiyordu, daha çok belimin açılmasıyla derdim vardı, çözmüş oldum. Çok şık değil sanırım, hatta hamile pantolonuna da benziyor biraz. Ama olsun, şık olması şart değil, hastane pijaması olmayıversin, ev pijaması olsun sadece. 

Ha bu arada, acaba hamileler için de, eski pantolonların beline kalın lastik kumaşlardan alıp dikmek bir çözüm olur mu? Gerçi bacaklar da kalınlaşıyordur, işe yaramaz muhtemelen. Ama bacakların kalınlaşmadığı hamilelikler oluyorsa (filmlerde oluyor) muhteşem bir çözüm olabilir. Çocuk doğunca lastiği sök, eski pantolonuna geri dön. En azından teoride mükemmel bir fikir gibi :) 

Selamlar, 
Kedi

08 Ekim 2026

Kitap: The Rice-Sprout Song ve Yaşamak

Çin hakkında hiçbir şey bilmediğimi hatırlatan iki roman okudum. İki kitap da komünist rejime geçen Çin'de gündelik hayatı anlatırken, arka planda siyasi değişimlerin ipuçlarını da veriyor. Dolayısıyla tarihi olayların sıralamasını ve ayrıntılarını daha iyi anlamak için Çin tarihine biraz çalışmam lazım. Şimdilik sadece kitapların hissettirdiklerine odaklanabilirim.


Eileen Chang'in The Rice-Sprout Song'u ile başladım önce.

  Kitabın İngilizcesi geçti elime, dili bazı noktalarda biraz ağır geldi, keşke Türkçesini okusaydım diye düşündüm. Ama şimdi araştırınca gördüm ki kitap henüz Türkçeye çevrilmemiş ne yazık ki. Umarım Asya kitaplarının popülerleştiği bugünlerde çevrilir artık. Gerçi çok satan "iyileştirici (healing)" kitap türüne girmiyor, yine de belki araya kaynar diye umuyorum.

Çin'de 1950'li yıllar, toprak reformu yapılmış, yani topraklar zenginlerden alınıp halka dağıtılmış. Küçük bir köyde herkes çalışıyor, pirinç yetiştiriyor, bir kısmını da vergi olarak devlete vermek zorundalar. Ancak devlet de zor durumda olduğunu savunup vergiyi arttırdıkça arttırıyor, köylülere bir şey kalmıyor. Bitmek bilmeyen bir kemer sıkma politikası altında sürekli aç kalıyorlar. Açlık kitaptaki en görünen problem, arka planda ise muhbirlerden çekinme, oto-sansür, komünizmi çok seviyormuş gibi yapma zorunluluğu, bir yandan komünizm öncesi geleneklere duyulan özlem, bir yandan o geleneklerin getirdiği toplum baskısının özellikle kadınlara ve dolayısıyla da erkeklere dayattığı olumsuz etki var.  

Özetle kitap komünizm karşıtı ve feminist bir bakış açısından yazılmış. Yazar 1955'te, Çin'i terk ettikten sonra İngilizce olarak yazmış bu romanı, sonradan Çinceye çevirmiş. İleriki yıllarda yaşanacak baskıyı da öngörmüş adeta. 

Kitapta köylü olan ana karakterlerin isimleri çok ilginç: Moon Scent (Ay kokusu), Gold Root (Altın kökü), Gold Have Got (Altını olan), Gold Flower (Altın çiçeği). Şehirden gelenlerin, ya da devleti temsil edenlerin isimleriyse Çince bilmeyene bir şey ifade etmeyecek olan Wong, Ku gibi isimler. Yazarın romanı İngilizce olarak yazdığı düşünülürse, bu ilginç bir tercih. Sanki sıradan insanlara daha bir sempati duymamız için, hatta dikkatimizi çekmek için, aklımızda daha iyi kalmaları için böyle yapmış gibi. 



İkinci kitapsa Yu Hua'nın Yaşamak adlı romanıydı. 

İhtiyar bir köylünün pervasız gençliğini anlatmasıyla başladı. Başları epey komikti, Şener Şen'in ağa olduğu Yeşilçam filmlerindeki absürtlükleri hatırlattı. Tabi adam yaşlandıkça pervasız karakterinden ödün vermek zorunda kalıyor, bu sırada Çin'de yönetim değişiyor, komünizm kuruluyor ve The Rice-Sprout Song'daki gibi açlık hikayeleri genel ruha hakim oluyor. 

Bu roman, diğerinden farklı olarak, birkaç aydan değil, ihtiyar adamın yirmili yaşlarından (1940lar olsa gerek) ihtiyarlığa uzanan tüm ömründen, dolayısıyla yaklaşık kırk yıllık bir Çin tarihinden bahsediyor. Çin'de değişen politikaların, büyük şehirlerde alınan kararların, köylerdeki sıradan insan hayatına olan etkisine odaklanıyor. Örneğin komün sistemine geçilince köylüdeki yiyecek her şey ve tüm mutfak malzemeleri toplanıyor, artık köyün yemekhanesinde yiyeceksiniz deniyor. Zamanla kaynaklar tükeniyor, işler yemekhanede yemek çıkarılamayacak raddeye gelince köylüye tekrar "artık kendi yemeğinizi kendiniz yapacaksınız" diye emrediliyor. Kültür devrimi olduğunda ise şehirden gelen görevliler "bu köyde neden afiş, slogan ve bayrak yok?" deyip ceza veriyor. Tüm bunlar ihtiyarın aile dramının arka planı olarak anlatılıyor. 

Yazar kitabı 1990larda Çin'de yazmış, şaşırtıcı bir şekilde kitap Çin'de hiç yasaklanmamış. Filmi yapılınca o yasaklanmış ama.

----

Tüm bu olayların bir şey ifade etmesi için internette kaybolmak yerine hızlıca yapay zekaya danıştım. Olaylar şöyle gelişmiş: 


1911-12: Qing Hanedanlığı yıkıldı, Çin Cumhuriyeti kuruldu.

1921: Çin Komünist Partisi kuruldu (Mao Zedong)

1927-37: Milliyetçiler ve komünistler arasında iç savaş 

1937-45: Japonya'nın Çin'i işgali sebebiyle iç savaşa ara verildi. 

1949: İç savaşı komünistler kazandı, Çin Halk Cumhuriyeti kuruldu. 

1950-52: Toprak reformu harekatı (toprakların ağalardan alınıp köylülere dağıtılması, The Rice-Sprout Song'da işlenen konu.)

1958-62: Büyük ileri atılım (Sanayileşme ve tarımda komün sistemine geçiş denemesi. Büyük Çin kıtlığı yaşandı. Yaşamak romanında işleniyor.)

1966-76: Büyük proletarya kültür devrimi. (Bkz: Yaşamak romanı)

1976: Mao öldü, kültür devriminin sonu. 

1978: Deng Xiaoping dönemi başladı, ekonomiyi dışa açtı, günümüz Çin ekonomisinin temeli. 


Dünyanın o tarafı hakkında çoooook bilgisizim. Sırada bir Vietnam romanı var, bakalım o konuda ne kadar cahilmişim, okuyunca haber ederim. 

Selamlar, 
Kedi

Not: Diğer "Dünya Edebiyatı Haritası" yazılarıma buradan ulaşabilirsiniz.