22 Nisan 2020

Karantina Çelıncı - 29

Melabaa, 

Bugün u. fifa oynamaya dalmışken, hemen oturdum yazıyorum. Ertelersem yalan olur çünkü. 

Haftanın, benim için, son iş günü bitti. Etiketlemeyle ilgili malzemelerden birini getirmeyi unuttuğum için, teslim etmeye atölyeye gittiğimde işim uzun sürecek, bi de etiketlemeyle uğraşıcam. Her hafta böyle bi saçmalık yapıyorum. Bu arada bazı tam zamanlı çalışanlar iki gün atölyeden, üç gün evden çalışıyorlarmış artık. Duyunca eyvah dedim, keyfim çok yerinde evde. Yolda 1.5 saat geçirmiyorum, işyerindeki gibi kendimi muhabbete zorlamak zorunda kalmıyorum...Kulaklıksız bissürü şey dinliyorum, kafam yorulmuyor. Ne dinliyorsun diye soran yok, kitap dinliyorum cevabını vermekten utanmak yok... Ey özgürlük! Sen ne gsel bi şeysin!

Neyse, böyle gereksiz bi konuda stres yapmaya, iş ortamının sevmediğim yönlerini gözümde canlandırmaya başladım. İşimin anlamsızlığını, bana bi katkısı olmadığını, geleceğe yatırım sayılamayacağını, toplumdaki karizmasızlığını, işyerindeki saçma tavırları, kontrat almak için savaşmam gerektiğini, sonuçta da hayatımın anlamsızlığını falan düşünmeye başlayacaktım kiiiii.... durdum. Ne gerek var? Beni atölyeye çağıracakları bile belli değil daha. Bana bi şey söylenmedi ki. Çağırırlarsa o zaman düşünürüz. O zaman bile bunların çoğunu düşünmemin manası yok. 

İşte bunlar hep şu sıralar kişisel gelişim kitabı okumamın etkileri. Hiçbi kalıcı çözüm sunmasa bile, bugün o saçma girdaba girmemi engelledi ya, bence yeterli. O defteri de cidden yapacağım sanırım. Dünkü gaz hala devam ediyor, demek ki ciddiye alınası bi gaz.

Bikaç gündür yürüyüş yapıyorum. Evin etrafında geniş bi çember. 5bine yakın adım. Bence yeterli şimdilik. Yogadan uzaklaştım bu ara. Ne zaman yapasım gelse ev tozlu oluyor, çoğu zaman da yapasım gelmiyor. Tozu bahane ediyor da olabilirim. Aman blog yazma konusunu bile günlük rutin haline getiremedim, yeni tanıştığım yogayı mı kankam yapcam? Mantıksız bi arzu. Ama sırtımı filan esnetmek için arada bir yaparım, sonuçta aramızdaki sınırlar kalktı artık. Hareket amaçlı yürüyüş de iyi gidiyor şimdilik. Tempolu tabi. Bugün Yasemin Mori'yi açtım, shuffle yaptım, çok iyi gitti. Tavsiye ederim.

Bu arada bi şeyi hiç paylaşmadığımı fark ettim bugün. Ayvalıklı gıda mühendisi bir arkadaşım zeytinyağı üretiyor. Ben de gıda mühendisliği mezunuyum ama ben yalandan mezunum görüldüğü üzre. Ama bu arkadaş bölüme gayet bilinçli gelmişti. Zeytinlikleri vardı dededen kalma, kendilerine kadar üretim yapıyorlardı ama bi potansiyel var diye içi içini yiyordu Bahar'ın. Her proje ödevini zeytinyağı üzerine yaptı nerdeyse ve tezini de tabi ki. Sonra bir sürü eğitim de almış. Benim bölümle pek alakam olmadığı için bu tip eğitimler aldığından haberim yoktu tabi. Başka yönlerden iyi arkadaştık biz. Gıda sektöründe yurtiçinde yurtdışında bir sürü yerde çalıştı. Sonunda hayalini gerçekleştirdi, kendi markasını kurdu. Çok sevindim, gerçekten çok mutluyum O'nun için. Bi insanın bi hayale sahip oluşuna, sonra o hayalin peşini hiç bırakmayıp uğraşmaya devam edişine ve sonunda başarmasına şahit olmak çok farklı, çok güzel bi şey. Datlışım benim. Arkadaşımın adı, Bahar Sağlam Gürol ve markasının adı da Olea Aera. Site de bu: https://www.oleaaera.com/

Çok istiyorum şöyle bol bol satılsın. Ne yazık ki yurtdışına satış yok şimdilik. Türkiye'ye gelince alıp gelecektik ama bu yaz yalan olacak gibi. O yüzden olabildiğince duyurmak istiyorum. Tadı güzel diyorlar, doğrudur. Hiç yemedim bu markalı zeytinyağlarını ama inanırım. Yıllar önce Bahar'ı ziyarete gittiğimde evlerinde hep kendi zeytinyağlarından olurdu çünkü, illa ki şöyle bi ekmek banıp tadına bakardık. Güzeldi. Bahar da tabi bi Ayvalıklı olarak öyle her zeytinyağını beğenmezdi. Hala öyledir muhtemelen ama eskisi kadar sık görüşemiyoruz, Londra'da yaşıyor artık (bi ara Hollanda'daydı da). 

Neyse işte, demem o ki, bi bakın sitesine falan, fiyatlar da uygun sanki, migros zeytinyağı fiyatlarıyla kıyasladım da aşırı aşırı pahalı değil, hani küçük bi şirketçik olduğunu düşünürsek. Almasanız bile haber vereyim dedim. Şimdiye kadar niye vermediysem, unutmuşum demek ki...

İşte bugün de böyle. Kartpostal koleksiyonumu düzenliyeceğim şimdi, ülkelere göre sınıflandırıp, bi tane kutunun içine dikine yerleştircem, hani eskicilerde olur ya, öyle. Mari kondo usulü de diyebiliriz. Helecanlıyım. 

Sevgilerlen, 
Kanatlı Kedi



21 Nisan 2020

Karantina Çelıncı 26-27-28 ve Kartpostal Çelıncı

Vallaha billaha dün gece yazcaktım! Bilgisayarı aldım kucağıma ama arkadaşlarla derin bi geyik muhabbetine başladı u. Benim de arkadaşlarım olduğu için uzak duramadım. Sürekli okey oynuyorduk karantina öncesinde, online okey oyunu arayışına girmişler, hepsi kapattıkları facebook hesaplarını geri açmışlar, telefona uygulama indirip deneme derdindeler... di.  Ben de katıldım aralarına tabi. Dördüncüsüz olmaz.

Sonuç olarak denediğimiz dört okeyi de sevemedik. Araştırmalar devam ediyor.

Bugün gün içinde yazacaklarımı not aldım, mal mal ekrana bakmayacağım bu sefer inş.

Haftasonu elişi bloğuma bi şey yazdım. Önemli sayılabilir, burdan da yazayım. Gün boyu sürekli maske takıp çalışmak zorunda olan tanıdığınız varsa belki duymuşsunuzdur, maske ipleri kulak arkasını kaşındırıp acıtıyormuş. İnternetteki örgücüler hemen bu  probleme bi çözüm bulmuşlar tabi ki. Kulak koruyucu tasarlamışlar. Ben de ilk gördüğümü Türkçe'ye çevirdim, şurdan bakabilirsiniz: https://coloroclock.com/2020/04/19/no-button-ear-saver-dugmesiz-kulak-koruyucu/ Abimin eşi hemşire, kendine yapmış, gerçekten işe yarıyormuş, test edildi onaylandı yani. Yalnız ben deneyemedim çünkü maske yok bizde.

Bi kartpostal aldım burdaki eski komşumdan. Hala bizim mahallede oturuyor. Bi ara gelip posta kutusuna bırakmış gitmiş. Korona öncesi ABD'ye gitmişti, ordan kartpostal getirmesini istemiştim, koleksiyon yapıyorum diye. Bi tane vermişti zaten, şimdi ikinciyi bırakmış kutuya. Sevindim. Hollandaca yazışıyoruz tabi ki. Arada bi buluşurduk, Hollandaca başlayıp, coşunca İngilizce'ye
geçip, dönüşte de vicdan azabıyla tekrar Hollandaca'ya dönerdik. Değişik bi kadın. Bi derdi var insanlıkla, hayatla, belli oluyor halinden, konuşmasından. O yüzden mi beni dürtüyor, amacı ne anlamadım. Başlarda acaba bi cemaat üyesi falan da beni üye yapmaya mı çalışıyor diye bile düşünmüştüm, pek sever beni o tipler. Nası savunmasız görünüyorsam böyle bi kol kanat germeye çalışırlar. Sonra çok güzel deperim:) Neyse bu kadıncağız cemaatçi çıkmadı ama aramaya sormaya devam etti. Savolsun. Belki sosyal mesafeli yürüyüşlere çıkarız. Hollandacamın boktanlığını tüm mahalle öğrenir böylece.



Yukarıdaki video, 1983 Amsterdamının sokak görüntülerini içeriyor. Bisikletimsi bi arabayla Amsterdam'ın önemli sokaklarından hızlıca geçerken, bi taraftan da yorum yapıyor yönetmen/fotoğrafçı Ed van der Elsken. 4 videodan oluşan bir film aslında. Ne önemi var? Waterlooplein çok değişik bi yermiş mesela o zamanlar, tanıyamıyorum. Ve daha bir sürü şey. Ama en önemlisi şu:



Kadir van Lohuizen adında başka bir Hollandalı fotoğrafçı da bunu çekmiş. Aynı tarzda, Amsterdam sokaklarında hareket halinde ama bu sefer sokaklarda neredeyse hiç insan yok. Yine arkada yorumları duyuluyor. İkisini ardarda izlemek çok enteresan oluyor.

Bir de sesli kitaplarda kişisel gelişimci oldum iyice:) Üzülmeyi Bırak, Yaşamaya Bak diye bir kitap buldum. Yazarı kimdi hatırlamıyorum bile. Dale Carnegie imiş. Valla kişisel gelişim falan demeden okuyorum artık bunları. Notlar alıyorum. Hatta bi "negatif haller" defteri yapsam diyorum. Misal endişe, öfke, kıskançlık, üzüntü gibi bölümler yapayım. Bi konuda çok mu öfkeliyim? Bununla ilgili okuduğum kitaplardan aldığım notları okuyup uygulamaya çalışayım verilen tavsiyeleri. Belki işe yarar? İlla ki biri ikisi yarar hepsi olmasa da. Bu kitaba göre şu anki ruh halim yüzünden ömrüm hızla kısalıyor, yarın falan ölmem lazım yani bu kadar endişeyle, negatif duyguyla. Ne bileyim. İnanmak istiyorum sanırım yıllar önce umarsızca dalga geçip durduğum bu çok satan kitaplara. Hiç olmazsa biraz pratiğin zararı olmaz.

Gelelim kartpostalların faydalarına. Bir zamanlar bir kartpostal çelıncına aa ben de katılmak isterim diye atlamıştım. Epey oldu ama ben geç de olsa göndereyim kartlarımı. Neşelilerinden seçtim. Yoksa çok daha mesajlı, asi vs şeyler vardı da, içim elvermedi.


Burası bence Viyana'nın en güzel yerlerinden biri:) Hundertwasser evleri. Yamuk yumuk. Gaudi'yle bağları var mıydı bilmiyorum ama o tip, rengarenk, isyankar, köşesiz, çocuk resmi gibi evler. 


Bu da devasa bi Konstantinopol heykelinin bir parçasıymış. Kedilerin duruşu, bakışı çok manalı geliyor bana bu fotoğrafta. Koca Konstantinopolmüş,değilmiş, umurlarında değil sanki...Aha kırıldı elin, bedeninden ayrı duruyor, ne önemi var? diyorlar gibi, tabi tüm şirinlikleriyle. Bazen yeğenim de böyle şirin/şeytani/anlamlı bakışlar fırlatıyor, ne yalan söyliyim, korkuyorum. 

Hepinize gelsin bu kartpostallar. Ne tip bi mesaja ihtiyacınız varsa, onu alının üstünüze bu resimlerden. Güzel günler göreceğiz, güneşli günler, yazdım arkalarına da.

İşte böyle, selam eder giderim, 
Kanatlı Kedi













18 Nisan 2020

Karantina Çelıncı - 25

Selamlar efeeem,

Ikea'dan yaklaşık üç sene önce aldığımız koltuğun yastıkları yamuk yumuk olmuştu, napsak napsak diye düşünürken bi youtube videosu görmüş u. "Fiber fill" diye bi malzemeyle dolduruluyormuş. Sipariş ettik, aldık, yoğunluktan ilgilenemedik, bi köşede bekliyordu paketler. Dün sonunda işe giriştik. Bi kiloluk paket, bi yastığı anca doldurdu. Neden? Çünkü Ikea yastıklarının içi boş. Kubarık kubarık duran bi şeylerle dolduruyorlar, sonra en fazla bir sene sonunda oturunca vücudunun şeklini alan yavşak bi şeye dönüşüyor bu yastıklar. Görüntüsü neyse de, sırt ağrıtıyor böyle yamuk yumuk olması. Neyse, çok daha fazla fiber fill almamız gerektiğini fark ettik.

Akşam da yine Glow izledik bikaç bölüm. Dizide huysuz yönetmeni oynayan Marc Maron'un standupları çarpıyordu gözüme ne zamandır. Ama saçma sapan seksist esprilerle doludur, adamdan soğurum diye uzak duruyordum. Dün izledim en sonuncusunu. Gayet zekice laf sokmalar, espriler, sevdim. İki tane daha görünüyor. İZlerim ben onları da.

Bu arada ear saver diye bi şey var. Sürekli maske takanların kulakları acıyormuş bir yerden sonra. Acımasın diye çeşitli yöntemler çıkmaya başladı sosyal medyada. Şöyle örgü versiyonları çıkmış: https://melucrochet.com/2020/04/11/melu-crochet-free-ear-saver-mask-adaptor-crochet-pattern/ Haberiniz olsun. Uzun süreli takmanız gerekirse, ya da çevrenizde maskeli bir işte çalışmak zorunda olan birileri varsa, yapabilirsiniz, yaptırabilirsiniz.

Bugünlük haberler bu kadarcık,
selam eder, çeker giderim.

Kanatlı Kedi

17 Nisan 2020

Karanina Çelıncı - 21-22-23-24

Çelınca karşı çok ayıp etmişim gerçekten. Bu kadar gün geçtiğinin farkında değildim. Halbuki pazartesiden cumaya geldiğimin gayet de farkındaydım ama gün dediğimiz şeyin göreceli olduğuna inanıyormuşum demek ki. İşgünü olarak 3 gün geçmiş de, çelınc günü olarak o kadar da geçmemiştir diye düşünmüşüm. Yanlış olduğunu şimdi kavradım. Önemli olan eninde sonunda kavramış olabilmek. Bi aferini hak ettim bence.

Ya bu pazartesi çalışmadım ben, Paskalya ya, u. çalışmıyordu, dedim ben de tatil modunda olayım da bi şeye benzesin... Diğer günlerde de bi türlü yetiştiremedim günlük bitirmem gereken işi, gün sonunda hep bi sırt-boyun ağrısı çektim, bilgisayar başına oturacak halim kalmadı. Bugün gittim teslim ettim, rahatladım. Haftaya pazartesi kesinkes iş günü, lamı cimi yok, dengem bozuluyor yoksa.

Bu arada geçen yazıda bahsettiğim ikinci kez regl olma hali sebebiyle doktoru aradım, asistanıyla konuştum, uzun uzun bir sürü soru sordu tarihlerle ilgili, iyi ki her şeyi kaydetmişim. Bundan sonra karar verdim, Google Takvim hesabımda sağlık konulu bi etiket oluşturcam, her türlü notu buraya yazıcam. Bugün göz damlası kullanmaya başladım mesela, şişeyi açtıktan sonra en fazla 1 ay kullanmak gerekiyor, bunu oraya yazıcam. Buna karar verince içim rahatladı, kaosa son! He bu arada asistan durumu doktora sordu, doktor asistana cevap verdi, sonra söylenen saatte ben tekrar aradım, doktorun ne dediğini sordum. Şöyle demiş: Doğum kontrol haplarını kullanmaya devam etsin, önümüzdeki ay da aynı şey olursa tekrar arasın. Öyle yapıyorum ben de bakalım.

Kaç gecedir hapşurukla uyanıp duruyordum, biraz hapşurup, burnumu silip yatıp tekrar uyuyordum. Dün 3.30'da uyandım, yine aynı şeyi denedim, yok, durmadı şerefsiz. Gittim çeşmede burnumu sildim uzun uzun, yüzümü yıkadım falan, hala hapşuruk devam ediyor. Bi taraftan uyku haliyle "acaba hapşurukla burun silmem aynı ana denk gelir de ölür müyüm?" diye endişelendim. Hapşuruğunu tutmaya çalışırsan ölürsün, gibi iddialar hatırlıyorum küçüklüğümden ve tabi ki doğru olup olmadığını hep sorguladım ama hiç araştırmadım, e tabi bu bilgi bilinçaltıma girmiş, hapşuruğu durduramadığım, kafamın en işlevsiz olduğu saatte geldi beni buldu.

Bu arada yaklaşık bir aydır evde burun spreyi arayıp bulamıyordum. Aldım gibi hatırlıyordum ama almamışım demek ki diye bi sonuca varmıştım. Dün gece o kafayla bi daha aradım, dedim eskilerden, tarihi geçmiş falan ne varsa kullanırım, tuzlu su altı üstü... Derken açılmamış paketi buldum. Dalga geçer gibi karşıma çıkacağı tuttu. Daha önceki seferlerde neremle aradıysam artık... Tam da olması gerektiği yerde, ilaç kutusundaydı üstelik.

Neyse, onu sıktım, zamanla rahatladım, sabah çişine kadar gayet güzel uyudum. Bugün eczaneye gidip göz damlamı da aldım. Artık bu konuyla ilgili yazmam diye umut ediyorum, rahat bırakıciim sizi.

Eczanede veznelerin önüne plastik-cam gibi bi şey germişler, 1 adım ilerisine de kırmızı çizgi çekmişler, onun ötesinden konuşuluyor eczacıyla, öyle gidip cama yapışmak yok. Bekleme salonunda en fazla 4 kişi bekleyebiliyormuşuz, kalanlar dışarıda bekleyecekmiş. Bir de yazı asmışlar, maske, eldiven gibi şeyler satmıyoruz diye. Marketlerde filan zaten satılmıyor. Sokakta kimsenin maskesinin olmaması son derece normal yani. Birkaç gönüllü organizasyon var, sağlık çalışanlarına, huzurevi gibi yerlere maske dikip gönderen ama o maskelerin de koronadan korumadığı için gereksiz olduğunu ileri sürenler var. Maske karşıtlığı hala hakim bu ülkede kısacası. Ama gerçekten gereksiz olduğuna inanıldığı için mi, yoksa yetersiz olduğu için mi anlayamadım.

Bi de Glow izledim bu hafta. Netflix'te bi dizi, 80lerde geçiyor ama şimdilerde çekilmiş. Hollywood'un şimdiye kadarki erkek egemen sistemine isyan olsun diye yazılmış adeta senaryosu. Çok hoşuma gidiyor. Bir sürü kadın karakter var, dolayısıyla ideal kadın ya da olması gereken kadın gibi bi karakter göze sokulmuyor. Her birinin ayrı bi özelliği var ve hepsi kendince normal. Kim ne karışır? Normal ne? gibi soruları sorup duruyor adeta her sahnede. Senaryoda her cümlede geçmişe öyle bi isyan var ki, zevkten dört köşe oluyorum. Her bi sahneyi ayrı ayrı inceleyip bi şeyler yazmak isterdim hakkında.

İşte böyle, sevgilerle der, giderim,
Kanatlı Kedi

13 Nisan 2020

Karantina Çelıncı - 20

Evet... taaa 20ye geldim. Böyle tek tek sayınca zamanın geçmesi daha bi sinir bozucu oluyormuş yahu! Sayılar ne kaa da gereksiz şeylermiş meğer.

Dün akşam Pom Poko'yu izledik. Ghibli Stüdyoları'ndan Miyazaki'nin değil başka bir yönetmenin, Isao Takahata'nın filmi, 94 yapımı. Çocuk filmidir diye düşünmüştük, oyuncak ayıya benzeyen karakterler çocuk kitaplarını andırıyordu ama içeriği biraz yetişkinimsi. Yani çok da değil ama "hayalar" kelimesi çok kullanılıyor mesela, çiftleşme dönemi, kur yapma gibi konular geçiyor... Çocuğunuzla eğer "ben nasıl doğdum" konusunu konuşmadıysanız, anlatmak için iyi bi yöntem olabilir. Tabi bana güvenip de hemen birlikte oturup izlemezsiniz diye düşünüyorum. Bir çocukla nasıl konuşulur, konusu en son bana sorulmalı, bilgisizim, beceriksizim bu konuda.

Mesut Süre ile İlişki Testi'nden bi bölüm izledim yine. Seviyorum bu adamı ve kankalarını, gözlerim yaşarana kadar gülüyorum genelde. Lakin ki konuklarda bir kadın vardı ki, o kadar benim zıttım bi karakterdi ki, o özgüven, o istediğini yapabileceğini düşünme hali... Özendim, kıskandım ve sinirlendim. İtiraf edeyim. Bana laf sokulduğunu hayatta anlamam, ismimle hitap etmeli, bana direk söylemeli laf sokan kişi, diyor. Ne güzel bi hayat ya, dedim. Ulan hadi geçen geçti, hayatımın kalanında bari bu kadar umursamaz olabilsem, benim de özgüvenim tavan yapar, ben de başarısızlıklarımı sallamam, ne var canım, der geçerim. Ben insanlarla kurduğum ilişkinin her anında acaba yanlış bi şey mi dedim, acaba bana laf mı soktu, aman yanlış anlaşılmayayım diye diye ya konuşamıyorum, ya da uzun uzun açıklamaya çalışıyorum ne demek istediğimi. E bu da biçok şeyi engelliyor tabi ki. Çok düşüncelilikten filan da değil bu, "hep iyi niyetinden kaybediosun" fln değil yani. Çocukluğuma inmek lazım belki.

Aslında aydınlandım bi bakıma. Ha bu konuda neyi değiştireceğim? Henüz hiçbi şeyi. Neyse bakalım, burnum yeterince sürtülsün de bi adım atmaya karar veririm belki.

Saçma sapan basit sağlık problemlerim var, ona da canım sıkılıyor sanırım. Polen alerjisinin verdiği sürekli huzursuzluğun yanında, durup dururken, olmamam gerekirken regl oldum bu ay ikinci kez. Öyle azcık gösterip gitme de değil, normal zamanıymış gibi gereksiz uzunlukta bi şey. İlk defa oluyor böylesi, canım sıkıldı. Doğum kontrol hapı kullanıyorum da, bu işin bi düzeni var yani lütfen. Sigara içiyorsanız hap kullanmayın gibi şeyler yazıyordu Hollandaca resmi bi sağlık sitesinde ama sallamamıştım, doktor da yok kullanma dememişti. Ondan mı acaba, çünkü sigara da kanı inceltiyor muymuş ne, yani kan kaybını arttırıyormuş. Fikri olan var mı? Telefon edip doktoru oyalamak da istemiyorum bunun için ama kafama takılıyor. Sigara içmeyeyim diye düşündükçe de içesim geliyor. Suratsızlığım artıyor vs..

Bunu da yazmayacaktım da yazdım arkadaş, ne var ya. Polen alerjimi rahatça yazabiliyorsam bunu niye yazamıyorum! Kafamda aştığımı düşündüğüm şeyleri uygulamaya gelince hala çok çekigen kaldığımı fark ettim yine. Sağlık problemi işte. Yeter gali.

Öyle işte, mübarek paskalya günü, evdeyiz, yumurta ya da tavşan şeklinde olmasa da azcık çikolata var, onu yiyeyim. Kendimi zorla neşelendireyim. Siz de gidin gali hadi, enerjinizi yeterince aldım kanımca:)

Öperim (lafın gelişi),
Kanatlı Kedi





12 Nisan 2020

Karantina Çelıncı - 19

Merhabalar, mutlu pazarlar vd.

Ne habersiniz? Ben de iyi işte, bugün hiç haber okumadım. Yani sabah daha tam uyanamamışken bilinçsizce telefonu elime alıp haber sitelerine girişimi saymazsak, ki bence saymamalıyız çünkü hiçbir şey hatırlamıyorum.

Polen alerjisi başladı bende geçen sene. Gözlerim kaşınıyor, burnum akıyor ve sürekli hapşuruyorum bu aralar. İşe giderken zor oluyordu, bu sıralar evdeyim, çok önemli değil ama gece hapşurarak uyanmasam, hapşuruk krizine girmesem daha iyi olacak sanki. Gece çişe kalkmak vardı, bi de bu çıktı başıma. Bi de u.ı uyandırırım endişesi var ama neyse ki hiç duymuyor sağolsun. Eve hırsız falan girse hiç uyanmaz, iyi. Uyansa n'apacak zaten? En iyisi uyumak.

Bugün biraz bayram temizliğine giriş yaptık. Paskalya'ya denk gelmesi tesadüf oldu tabi. (Paskalyanız da kutlu olsun bu arada) Paskalya kutlayanlar da bi gün öncesinde çılgınlar gibi temizlik yapar mı? Annem bayram öncesindeki bir hafta boyunca evin her tarafını temizlemeyi amaç edinir (-di, artık hem daha çabuk yoruluyor, hem de eskisi kadar umursamıyor). Hep birlikte çalışırsak amacına ulaşacağını düşünürdü ama biz hep yan çizerdik gereksiz evlatlar ve gereksiz koca olarak. Bi de dalga geçerdik kadınla "ya anne ne gerekh var yhaaa, abartma biee" diye. Halbuki senede bi defa koltuğu, kapıları silmenin iyi bi fikir olduğunu düşünüyorum şimdi ben de. Tüm mutfak dolaplarını silmek, mutfak dolabının, gardrobun üstünde biriken tozları silmek... Gereksiz eşyalardan, orda burda bekleyen elektronik alet kutularından kurtulmak... Banyo-tuvalet duvarlarını silmek, sıcak su borularının üstünde biriken yarım santimlik toz tabakasından kurtulmak... Buzdolabının, fırının içini silmek...

Kısacası bahar temizliğinin çok güzel bir fikir olduğunu düşünüyorum artık. Tabi hepsi bir günde olmaz, dolayısıyla annem gibi bir haftaya yaysak ne güzel olur. Bugün u. da ikna oldu, yaptık birazını. Ellerim kurudu ama içim ferahladı. Kalanı da sonra artık. Sonra derken, en kısa zamanda. Hıhı evet.

Bugün son zamanlarda yaptığım elişlerimden biriyle ilgili bi yazı yazdım öbür bloga. Şurda: coloroclock.com . Tekrar uzun uzun yazmaya üşendim ama kısaca şapka diye başlayıp kırlent örtüsü olarak bitirdiğim bi iş diyebilirim. Fotraf da koyayım bi tane:



Selam ederim efenim, bugünlük haberler bu şekil,
Sevgilerlen,
Kanatlı Kedi

11 Nisan 2020

Karantina Çelıncı 17-18

Selamlar efenim,

Koronayla ilgili iç karatıcı haberler ordan burdan gelip duruyor, pozitif çıkanlar, vefat edenler... Benim yakın çevremde çok kötü haber yok şimdilik, o yüzden oturup kara kara düşünmemeye çalışıyorum. O hakkımı sonraya saklıyorum, yakınlarda birini vurunca/vurursa... O zamana kadar kafayı sağlam tutmaya devam, ki o zaman da çok uzak görünmüyor zaten.

Ayh... iyimser bi şeyler söylemeye çalışırken karamsar konuştuğumu fark ettim. Hey gidinin virüsü, her bireyin çevresinde en az bir tanıdığını vuracak gibi. Bunu kabullensek rahata erer miyiz azıcık? Nası ercen saf, kimi vuracak, ne derece vuracak? Bunlar var sırada.

Ben kötü haberleri görmezden gelerek yaşamaya devam edeyim en iyisi. Meğersem benim normal yaşam biçimimin en doğrusu olduğu kanıtlanmış da, o yüzden herkes evinde oturuyormuş, kimse kimseyle görüşmüyormuş, partiler, düğünler her türlü toplumsal organizasyon tü-kaka ilan edilmiş, ben de bu yüzden evden çıkmadığım için vücuduma ya da topluma karşı bir suçluluk duymuyormuşum mesela... Ölümler hastalıklar normal seyrinde devam ediyormuş. Ne kaa da güzel. Evet sevgili insanlık... Kiminin ütopyası, kiminin distopyası işte (şeytani gülüş emojisi)

Yok ya valla, herkes bana benzemesin, aman tanrılar korusun. Benim de distopyam olur bu. Bu zamanlar geçsin de, yine aşırı sosyaller diğerlerini bastırsın ortamlarda, ben buna razıyım.

Bu sıkıcı geyik muhabbetinin dışında neler oluyor? Onu da anlatayım da, günlük yazdığımızın bi anlamı olsun.

Dün gece Ponyo'yu izledim, yıllar sonra tekrar. Çok güzel film, n'olur herkes izlesin, çoluğunuza çocuğunuza da izletin. Denizle aram pek iyi değil, karasal ortamda büyüdüm, korkarım kendisinden, ama barışasım geldi. Bi de o arkaplanlar, o küçük Japon arabaları, eve, anaokuluna girerken ayakkabı çıkarmalar, çubukla hüpletilen noddlelar... Şu zamanlarda içini açmak isteyenlere şiddetle tavsiye ederim.

Bugün de poğaça yapmaya kalkıştık, ne zamandır burnumda tütüyordu. Ama yakınlarda Türk fırını yok, bu zamanda hadi çıktık dauzaktakilere gittik diyelim, gitmeyiz de, hadi diyelim gittik... Onlarda da poğaça olacağının garantisi yok. Kendimiz yapalım öğrenelim dedik. Mayalı şeylerle aram yok normalde, yıllar önceki birkaç denemem kabarmadı, yapış yapış oldu falan bıraktımdı. Yine cıvık oldu, tarifin iki katı kadar un ekledik, kabardı, sonra baktık yine cıvık, tekrar un ekledik baya. Bi türlü yumak yapılacak hale getiremedik, biz de yaydık tepsiye, üstüne baharatlı lor peyniri yaydık, üstüne bi kat daha hamur... Hooop bi tepsi büyüklüğünde poğaçamız oldu. Yarısını yidik, yarısını buzluğa attık yememek için.

Ve yarım kalan örgüleri tamamlamaya çalışıyorum (onlarla ilgili yazıyı elişi blogumda yazıyorum, buraya linkini koyacağım bitince), wordpressle boğuşuyorum ve zaman çabuk geçiyor.

İşte bu kadar.

Hepinize selam eder, saygılarımı sunarım,
Kanatlı Kedi




09 Nisan 2020

Karantina Çelıncı 15-16

Bu haftanın kaytarmasını da dün yaptım, hayırlı olsun. Dün n'aptım bütün gün de, blog yazmadım? Valla düşünmem lazım, hatırlamıyorum. Çalışmadım, orası kesin. Yapılacaklar listesi yaptım, evi süpürmek vardı içinde, süpürmedim. Hah dur hatırladım: Elişi blogumun olduğu Wordpress'le boğuştum günün yarısında, hala öğrenemedim huyunu. Diğer yarısında duvar süsü gibi bi şey yapmaya çalıştım. Son halini veremeden de akşam oldu, yarım yamalak işler arasında yerini aldı. Şöyle bi şey:


    

Aralardaki parça pincik renkli kalın ipleri değerlendirmekti amacım ama beyaz ip çok baskın oldu, sevmedim. O kadar saat uğraştım diye içim yandı azıcık ama bunlar hep deneyim sonuçta.

Bugünse işgünüydü. Hollandaca öğrenmek için podcastler dinledim. Çok boktan bi seviyedeyim, anlayabildiğim, yani A2 seviyesinde ses kayıtları çok basit kalıyor, yeni bi şey öğrenmiyorum pe,k bi de sıkılıyorum artık, gerçek hayatta kimse öyle tane tane konuşmuyor. Hollandaca öğretme amaçlı olmayan kayıtların da büyük bölümünü anlamıyorum, dalıp gidiyorum. Her cümleyi odaklanıp dinlesem işe yarar mutlaka ama namümkün gibi. Seneye vatandaşlık sınavı için gerekli seviye B1 olacak sanırım, en son görüşmeler devam ediyordu. Belki bu sayede internetteki B1 seviye Hollandaca ses kayıtları çoğalır. 

Neyse, işten sonra Mybluprint'ten 16 Nisan'a kadar olan ücretsiz derslerden birini dinledim, örgüyle ilgili. Örtmenin ismi Kim Werker, tatlı tatlı anlatıyor. Bilmediğim daha bir sürü şey varmış. 

İşte böyle. Polen alerjim azmaya başladı evin içinde bile. Göz damlası vs için doktoru aramam lazım, erteleyip duruyorum... U.ın şirketinde de işten çıkarmalar olacağını duyduk bakalım, sakince her şeye hazırlıklı olmaya çalışıyoruz. Henüz başlamadı çıkarmalar, başlayınca iş ciddiye binecek büyük ihtimalle. Çok düşünmemek lazım. 

Bu arada Süper Ay'ı gördünüz mü? Çok güzeldi diy mi?


Selam eder, sevgili günler dilerim, 
Kanatlı Kedi




07 Nisan 2020

Karantina Çelıncı - 14

Nisan'ın yedisi, çelıncın ondördü. Zamanın bu kadar hızlı geçmesine isyanım var yine. Arada bir geliyor. İçimde büyüyemeyen bi ergen var zaten, bi bahane olsa da isyan etsek diye pusuya yatmış bekliyor. Büyü de gel çocuk, büyü de gel, diyorum kendime. Çünkü o tam bir ergen, içimdeki çocuk falan diye işi romantikleştirmeye kalkmanın manası yok:)

Miyazaki'nin hayatının on senesini anlatan belgeseli izledim. Daha önce paylaşmıştım linkini sanırım. Ama üşenmedim bi daha buldum bak burda. Huysuz, yaşlı, yaratıcı bir amcaymış. İzlediğim filmlerin arkaplanında neler döndüğünü görmek çok ilginçti. Yine bir şeyler üretmek için odaklanabilen, kendine bi rutin oluşturmuş, bi amaç edinmiş, hayatını anlamlı kılmış insanlara özendim. Oğluna olan acımasızlığına hem üzüldüm, hem de iyi dedim, hayatta "yapamıyorsan bu işi bırak" diyen birilerinin olması da güzel, birilerinin de bunu demesi gerekiyor. "İstersek her şeyi yapabiliriz" naifliği mi desem, şımarıklığı mı... Bazen ben de uyuyorum bu akıma ve her seferinde göt olup kalıyorum. Bazılarımız da bazı şeyleri yapmasın. Bazılarımız da büyük büyük şeyler başarmayıversin, büyük büyük hedefleri olmasın... Bu büyüklük arayışında eriyip gidiyor bazen günlerimiz.

Sofi'nin Dünyası'nı bitirdim sonunda. Keşke benzeri bi kitabım olsaydı da hemencik başlasaydım. Yok sanırım, yine Sibel K. Türker'in bir kitabına, Hayatı Sevme Hastalığı'na başlayacağım sanırım. Sesli kitap olarak da Suç ve Ceza'ya başladım Youtube'da. Nebi Kaya isimli bir hesapta okuyorlar. Çok güzel bir ses. Kitap da Dostoyevski'nin neden Dostoyevski olduğunu hatırlattı.

Yine, Dostoyevskili, Miyazakili, bu insanlarla benim aynı oksijeni soluyor olmamız mümkün mü, adil mi, diye düşündüğüm bir günden, hepinize selam ederim,

Kanatlı Kedi 

06 Nisan 2020

Karantina Çelıncı - 13

13. günden merhabaaalar.

Üstümde yine olumsuz bi havalar var ama merak etmeyin, çok üstünde durmadan, iki link paylaşıverip gidicem:

Birincisi https://www.mybluprint.com/ . Normalde ücretli olan kursları, Korona sebebiyle 16 Nisan'a kadar ücretsiz. Genellikle elişi, yemek, sanat gibi konularda, "kendin yap"abilesin diye kısa kısa derslerden ibaret. Tam istediğim gibi yemek dersleri var, mutfakta neyi neden ve nasıl kullanırız gibi sorulara cevap veren. Şimdilerde şunu izliyorum: 20 Essential Cooking Techniques

İkincisi ise bolca podcast linki paylaşan Gülen Blog'un yazısı: Şurda. Özgür Mumcu ile Eray Özer'in sunduğu Yeni Haller'i dinledim şimdiye kadar, sevdim. Diğerlerine de yarın filan bakıciim. 

Dinlencek çok şey var efem, çok şükür.

Sevgilerlen,
Kanatlı Kedi